Her lisanda değişik fikirler birbirine çok yakın ama yine de birbirinden nüanslarla (nüans farklarıyla değil) ayrılan birtakım kelimeler sayesinde ifade, kudret ve kabiliyetini en iyi şekilde belirtebilmek imkânına sahiptirler. Bu yakın zamanlara kadar bizde de böyle idi. Ama itiraf etmek gerekir ki Türkçemiz son senelerde zenginliğinden çok şey kaybetmiştir. İlerleyeceğine gitgide bir kabile lisanı havasına bürünmeye başlamıştır.
Bu iddiamızı aşağıdaki birkaç misalle anlatmaya çalışacağız. Bugün en basit bir hatadan en şenî bir fiile kadar her şey sadece “kınamak” kelimesiyle ifade edilmeye çalışılmaktadır. Halbuki daha dün denilebilecek yakın bir zamana kadar, bir kimse yakışık almaz bir harekette bulundu mu bunu anlatmak için, (daha öncekilerin ta'yip, diye ifade ettikleri) “ayıplamak” kelimesi kullandırdı. Bir çocuğun, büyüklerine karşı gösterdiği en küçük bir saygısızlık “kınanmaz”, “ayıplanırdı”. Herhangi bir kimse veya bir teşekkül daha ağır bir hata işledi mi bunu anlatabilmek için de, daha eskilerin takbih dedikleri “kabahatli kılmak” kelimesi akla gelirdi.
Tabiatiyle bu kelime ayıplamanın ötesindeki hatalar için bahis konusu idi. Vaktiyle bir cinayet veya devlete karşı bir suç işlendi mi bunu anlatabilecek kelime sâdece “tel’in etmek” idi. Daha sonraları ise bunu “lanetlemek” şeklinde de kullanır olmuştuk. Şimdi ise işlenen en feci ve şenî cinayetler için bile “kınamaktan” başka bir kelime hatıra gelmemekte, bu da ister istemez, ifâdeye âdeta suçu küçültür bir hava vermektedir.
Dili sadeleştireceğiz diye lisanımızdaki her türlü nüansı ortadan kaldırmak, Türkçeyi ancak ve ancak bir kabile dili derekesine indirmekten başka bir şeye yaramaz. Buna karşılık TRT ilgililerinin, haber bültenlerini daha dikkatli bir şekilde hazırlayarak nüansları göz önünde tutmaları hem dilimize büyük bir hizmet olur, hem de dinleyicilerin haber bültenlerine karşı alâkalarını sağlar.