Dilde Uydurmacılık

Prof.Dr. F. Kadri Timurtaş 17.07.2009 3288
U
ydurmacılar biz bildiğimiz gibi yaparız, gramer arkadan gelsin diyorlar. Oysa dilin bünyesine uygun olan değişmeler ve yeni kelimeler kabul edilmelidir."

    İlk Türk Dili Kurultayı'nın toplanma tarihi olan 26 Eylül (1932) tarihi, son zamanlarda "Dil Bayramı" olarak kutlanmaktadır. Her yıl, yapıla gelmekte olan bu törenler, halkın ilgisini toplayamıyor. Bayram herkesin sevinçle, kıvançla kutladığı mutlu günler demektir. Oysa bütün halkımız dil konusunda dertli ve şikâyetçidir. Öztürkçe adı altında uydurma bir dilin ortaya çıkmış olması üzüntüyle karşılanmaktadır. Bu yazıda dil meselesini çeşitli yönlerden değil, sadece uydurmacılık bakımından ele alacağız.

  Dünyanın bütün dillerinde büyük ediplerin, eserlerinde zaman zaman yeni kelimeler kullandıkları görülür. Buna "neologism" denir. Yeni kelimeler kullanılır veya eski kelimelere yeni mânâlar verilirken başlıca iki noktaya dikkat edilir. Bunların fazla sayıda olmamaları, dilin bünyesine ve kurallarına aykırı bulunmamaları. Koskoca bir kitapta bunların sayısı ikiyi üçü geçmez ve ancak bir teklif olarak ileri sürülürler.

   Bizde ise durum tamamıyla aksinedir. Sıradan bir takım adamlar, yazdıkları her yazıda bir sürü bilinmeyen, yeni kelimeler kullanıyorlar. Sayfalar bunlarla dolup taşıyor.
  Bir cümle içerisinde bazen dört beş tane anlaşılmaz kelime bulunuyor. Bunları çok zaman kendileri meydana getiriyor, daha doğrusu uyduruyorlar. Bu halin "neologism" ile bir ilgisi yoktur. Çünkü birinde tabiîlik ve dilin gramerine uygunluk esastır, öbürü ise hiçbir kural ve kayıt tanımamaktadır. Birincisi normal ve uydurma olmadığı halde, ikinci çeşitten olan kelimeler sun'î ve uydurmadır.

Ekler de Uydurma Olunca…

   Bugün ortada görülen bu uydurma kelimelerin, ekleri uydurmadır ve teşkil ediliş şekilleri dilin bünyesine aykırıdır. Ekler uydurma olunca, bundan doğan kelimeler de uydurma ve "gayrimeşru" olmaktadır. Fakat dili özleştirmek adına dili bozanlar henüz ek uydurma safhasındadırlar. Buna bir de kelime kökü uydurmak hususu eklenirse, asıl facia o zaman kopacaktır. Uydurma eklere örnek olmak üzere hemen "-sal, - sel", "-al, el, -1", "-av, - ev, - v", "-ey", "-gür", "-gar" ekleri ileri sürülebilir.

  Bu ekler Türkiye Türkçesinde mevcut değildir. Bir kısmı Fransızca'dan, bir kısmı başka Türk lehçelerinden (ama fonksiyonları değiştirilerek) alınmış; bir kısmı ise uydurulmuştur. Bu duruma göre meselâ siyasal, doğal, bilimsel, cinsel, toplumsal, sınav, ödev, görev, türev, birey, özgür, uygar kelimeleri uydurma ve yanlıştır.

  Uydurma eklerle bilinmeyen köklerden meydana getirilen kelimeleri anlamak imkânsızdır. Bunlar, okuyan ve dinleyenlere bir şey anlatmazlar. Halbuki dil, anlaşmak, birbirini anlamak ve bir şeyi anlatmak içindir.

  Bir yazısında, konuşmanın yüksek bir ruhî fonksiyon olduğu, kelimelerle düşünüldüğü, kelimelerle mücerred mefhumlar kavrandığı için dil konusunun ruh hekimlerini ve psikologlan yakından ügilendirdiği noktası üzerinde duran değerli arkadaşımız Prof. Dr.Ayhan Songar; sinir sisteminin çeşitli bozukluklarından konuşma sisteminin müteessir olduğunu, buna düşünce kusurunun da daima az veya çok refakat ettiğini belirttikten sonra şöyle demektedir:

"Bir takım akıl hastalıklarında (Şizofreni denen akıl hastalığında) hasta durup dururken kelime uydurur, bildiğimiz, tanıdığımız eşyalara kendi kafasına göre bir takım isimler takar ve bu kelimeleri konuşurken kullanır. Bunların konuşma dilleri bazen hiç anlaşılmayacak bir uydurma lisan haline gelebilir."

  Bu hususu teyid için, çok ilgi çekici bir hâdiseyi burada anmak yerinde olacaktır. Yedi sekiz yıl kadar önce sanırım Amerika'da, vaktiyle edebiyat ve filoloji tahsil etmiş bir akıl hastasının mükemmel gramer ve sözlükleriyle üç ayrı dil icad etmiş olduğunu gazeteler yazmışlardı. Dil biginlerinin yaptığı araştırma bunların gerçekten iyi hazırlanmış olduklarını göstermişti. Bizim uydurmacıların ortaya koydukları yeni dil ise; filoloji, gramer ve linguistik bilmedikleri için, o kadarcık bile akıllıca değildir.

   Halbuki diller, uzun bir zaman içerisinde ve çeşitli tarih, coğrafya, kültür şartlan altında teşekkül etmiş, içtimaî ve maşerî yönleri olan tabiî ve canlı varlıklardır. Dil müessesesi ferdî bir hâdise değildir. Bizim aşırı özleştiricilerin, uydurma dil taraflarının bilmediği nokta budur. Bu bilinmediği içindir ki, herkes kendini dile müdahalede yetkili saymaktadır. Bu yüzden de, çığırından çıkan dil meselesi bir türlü yoluna girememektedir.

İlgili Makaleler

Türk Dili
Türkçe'nin Cilveleri
Z
ihnim boşaldıkça, daha doğrusu rahat zamanlarımda Türkçe’nin güzelliklerini, orijinal cilvelerini düşünürüm. Mesela hırsız kelimesinin manâsı mâlûmdur “hır” sözü herhalde iyi bir vasıf olmamalı ki, başkasının malını çalana hırsız demişlerdir. Ama bunun müsbet şekli de kullanılır. Birinden olumsuz şekilde bahsederken:

—…
Türk Dili
Dil Öğretiminde Paradigma Değişimi Şart
M
illi Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in şu sözleri, aslında uzun yıllardır göz ardı edilen bir eğitim açmazını berrak bir şekilde ortaya koyuyor:

"Her imtihanda yani ortalama bir İngiliz vatandaşının bilmediği gramatik kaideleri çocuklara test imtihanında sorduk. Bu şekilde dil öğrettiğimizi varsaydık, bu mantığı…
Türk Dili
Uydurukca Türkçe'nin Felsefi Dili
K

İm demiş “Türkçe’nin şu andaki mevcut kelimeleri ile felsefe yapılamaz” diye?

Yapılır efendim, yapılır; bal gibi yapılır!

Meselâ, Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”ni Türkçe mi okumak istediniz, işte buyurun:

“...İyi tikel özne ile onun istencinin özsel yanı olarak ilişkilidir ve böylelikle istenç yükümlülüğünü tam…

Türk Dili
Türkçe Medeniyet Dili İdi
L
isanın da bir matematiği vardır. İnsan, konuşur veya yazarken o matematik yahut lisanın kanunlarına riayet etmek zorundadır. 2 çarpı 2’nin kaç yaptığı bellidir. O gerçeği, kimse değiştiremez. Bunun gibi dilin de asırlar içinde oluşmuş kaidelerine riayet şarttır.
 
Pekâlâ; niçin “soru” değil de “sual” derdik?
 
Çünkü; Söz…
Türk Dili
Yunus Emre’nin Dili Hakiki Türkçedir
Y
unus Emre’nin kullandığı dil, zamanında herkesin kullandığı, konuştuğu dildir. İnancı, dünya görüşü ve bütün yaşayışıyla halkın, Anadolu insanının bir parçası olan Yunus’un dilde onlardan ayrılması zaten düşünülemezdi. Sanatının, belki de en büyük ve değerli tarafı da, Türkçeyi iyi kullanmış olmasıdır. “Yunus’un…
Türk Dili
RİT (Resmî İkâmeli Türkçe) Nedir?

Türkçe konuşan insanlar (millet, kavim, halk, topluluk vd.) tarafından dilin tabiî seyri içinde benimsenip kullanılan dil unsurlarının (ek, kelime, kelime grubu vd.) yerine geçmek üzere -dilin tabiî yapısına ve kānunlarına aykırı olarak- devletin karârı, kuvveti ve faâliyetiyle ikāme edilmiş unsurlarla şekil verilen…

Türk Dili
Gerçekleştirememek (!)
A

na dilimiz Türkçe, her gün büyük bir hızla bozulmaya, yıpranmaya devam ediyor. Dilin aslî yapısını bozmak, yeni kelime uydurmak çok tehlikelidir. Dünyada, Türkiye’den başka dili tahrip edilen bir millet yoktur.

Son zamanlarda öyle bir kelime peyda oldu ki; artık, gazeteci, sunucu, siyasetçi, akademisyen… hemen…

Türk Dili
Önce Osmanlı Türkçesi Sonra Ortak Alfabe
1
1 Eylül 2024’te medyada yer alan bir habere göre Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Akademisi, Ortak Alfabe Komisyonu 34 harften oluşan Latin asıllı bir alfabe üzerinde anlaştı. Bu, uzun yol daha ne kadar sürer ve nasıl bir netice verir bunu zaman gösterecek.

Bu haberin yayılması ile bir kısım akademisyen, gazeteci,…
Türk Dili
Dil Bayramı Gelmiş, Neyime?
Aynaya baktığınızda sadece yüzünüzü değil, bir müze de görürsünüz. Yüzünüz bir anlamda size aitse de ebeveynlerinizden, büyükanne ve büyükbabalarınızdan, onların ana-babasından ve daha kadim atalarınızdan miras aldığınız özelliklerin bir birleşiminden oluyor. Sizi rahatsız eden ya da hoşnut olduğunuz dudaklarınız ve…
Türk Dili
Uyduruk Bir Dile Hapsedildik
İ
talyanlar "Traduttore traditore" derler. Yani, "Mütercim haindir." Tepeden tırnağa haklılar. Çünkü hiçbir dil diğerine tam aktarılamaz. Hele büyük diller; sanatta, edebiyatta zirvelerden seslenmiş abide lisanlar. Türkçemiz de bir zamanlar öyleydi. Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Nâbî, işte o haşmetli dönemlerin eser adamlarıdır.

Türk Dili
Olanak Cumhuriyeti
T
anınmış Alman Türkolog Otto Jastrow üzülerek şöyle demişti: "Türk dili kültürel çok katlılığını ve nüans zenginliğini geniş ölçüde kaybederek tekrar, o ilk çıktığı tek boyutlu bozkır dili tipine yaklaşıyor."

Ve, dediği oldu. Dilimizin canına okudular. Artık, sıra üstü şiirler, hikâyeler, derinlikli fikir yazıları,…
Türk Dili
Bir Zamanlar “Büyük ve Derin Türkçe” Halkın Dili İdi
D
il ve kültür meseleleri ülkemizde müşterisiz metâdır. Ama hâlâ merâklı ve hassâs insanlarımızı görmekten mutlu oluyoruz. Yeni bakanların açıklanmasından bu tarafa -bilhâssa Millî Eğitim Bakanımız görür, işitir ve müspet bir şeyler yapabilir ümîdiyle- dil meselemizle alâkalı bir hayli yazı yazdım. Bu müşterisiz metâ…