Dilde Tasfiye Hareketi Türkçenin ifade Gücünü Kısar

Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu 27.01.2017 4013
T
ürkçenin ve Türkiye'nin menfaatlerine zarar veren bir başka durum da öncelikle Türkçenin anlam zenginliğinin kısır hâle dönüşmeye yüz tutmasıdır. Bu durum gözlerden kaçırılmamalıdır. Mesela "önlem" kelimesinin kullanımı buna bir örnek olarak verilebilir. Arapça menşeili geldikleri için, "ihtiyat ve tedbir" kelimeleri âdeta tasfiye edilerek bu iki kelimenin yerine, ısrarla "önlem" kelimesi ikame edilmeye çalışılarak Türkçedeki anlatım zenginliği zayıflatılmaktadır. Yüzyıllar boyu kullanıla kullanıla Türkçeleşmiş olan "ihtiyat ve tedbir" şeklinde iki kelime eksiltilerek "önlem" kelimesinin, yerine ikame edilmesine çalışılmasının yanında öte yandan, "önlem" kelimesinin yetersiz olduğu yerde de "tedbir veya ihtiyat" kelimelerine başvurulmak zorunda kalınmaktadır. 

Mesela, "önlemli insan" şeklinde bir ifade olamayacağı için, "tedbirli insan" kelimesi kullanılmak zorunda kalınmasına karşılık, ısrarla "tedbir veya ihtiyat" kelimelerine karşı adeta hasmane bir tutum içinde olmak, cihanşümul bakış açısına sahip olunamamanın üzücü bir işaretidir. Burada elbette, Türkçe olan "önlem" kelimesinin kullanımından bir rahatsızlık olunduğu veya "önlem" kelimesinin kullanılmaması uyarısı yapılmamaktadır. 

Bin yıldır kazandığı ve kullandığı kavramların eksilterek zaten kazanmış ve kullanmakta olduğu Türkçenin kelime gücünün azaltılmasına bir başka örnek de "tartışma" kelimesinin, beş kavramın yerine getirilmesidir. Arapça olduğu için 1000 yıldır kullanılmakta olan ve bu sebeple artık Türkleşen kavramların eksiltilerek Türkçenin kaba bir tabirle güdük hâle getirilmesi Türkiye'nin ve Türkçenin menfaatine olan bir durum değildir. 

"Mübahase, mütalaa, müzakere, münakaşa, müşavere" kavramlarını tasfiye etmeye çalışıp bütün bunların yerine "tartışma" kavramını ikame etmek, Türkçeyi bilim dili olmaktan uzaklaştırmaktan başka, onu, kelime hazinesi zayıf, anlam fukarası bir dil haline sokmaktadır. “Tartışma” kelimesi, müzakere kelimesini mi yoksa mütalaa kelimesini veya mübahase kelimesini mi karşılamaktadır? Veya "münakaşa" kelimesi veya "münazara" kelimesini mi karşılamaktadır? 

Beş kelimenin bir kelimeyi, ifade edilmesinin mümkün olamayacağı bir durumda, dünyanın gözleri önünde ve dünyadaki her dilin birbirinden kelime alışverişi içinde olduğu ortamda, kelime zenginliğinin, bir ısrar uğruna, bu örnekte de açıkça görüldüğü gibi beşte bir seviyesinde azaltılması, Türkçenin ifade gücüne zarar verici bir tercihtir. 

Yine başka bir örnek olarak Arapça olduğu için "taraf, cihet" kelimelerinin tasfiye edilerek yerlerine "yön" kavramının ikame edilmesi, ayrıca yine "tavsiye, nasihat" kelimelerinin de tasfiye edilerek yerine "öğüt" kelimesinin getirilmesi ve ayrıca "satıh, seviye" kelimeleri yerine "düzey" kelimesinin getirilmesi ve diğerlerinin tasfiye edilmesi, Türkçenin ifade gücünü zayıflatan unsurlardır. 

Halbuki eski kelimelere dokunulmaksızın yeni kelimeler üretilmesinde hiçbir zarar yoktur, tam tersine fayda vardır. Türkçe yeni kelimeler üretilirken eski kelimelere dokunulmadan Türkçenin anlatım gücü daha da zenginleştirilebilir. Ancak yeni kelimeler üretilirken yüzyıllar boyu kullanılarak artık Türkçeleşmiş olan Arapça kökenli kelimelerin tasfiye edilmesi makul ve Türkiye'nin menfaatlerine uygun değildir. Veya başka bir örnek olarak Arapça "veçhe" kelimesi yerine, zaten birden fazla anlamı olan "yüz" kelimesinin ikamesi, Türkçeyi âdeta kelimeleri son derece zayıf bir kabile dili görünümüne sokacaktır. 

Binlerce yıl sürmüş bir medeniyetin dili, bir kelimeyle birkaç kavramı ifade edecek kadar zayıf olmamalıdır. Binlerce yıllık medeniyete sahip Türklerin medeniyetleri de, dilleri de zengin olduğu için bu tür tasfiye hareketlerine kesinlikle gerek yoktur.

Eğer bu tür tasfiye hareketleri devam ederse "veche-yüz" örneğinde olduğu gibi bir kelimeyle birkaç anlamı ifade etmek zorunda kalınacak, bu hâliyle Türkçe, âdeta bir kabile dili haline dönüşme tehlikesiyle karşı kalabilecektir. Çünkü bilindiği gibi "yüz" kelimesi, sayı ifade eden, surat manası içeren, deri yüzmek ve suda yüzmek, herhangi bir yüzeyi olmak üzere en az beş değişik manayı ifade etmek için kullanılmaktadır. 

Bu durumda "yüz" kelimesi kullanıldığında, bu beş manasından hangisinin kastedildiğinin anlaşılması için yeni bir açıklama gerekecektir. Bu da Türkçeyi tek kelime ile anlaşılabilen bir dil olma konumundan uzaklaştırıp sadece o sırada ifade edilen bir kelimenin manasının anlaşılabilmesi için bile, en az açıklayıcı birkaç kelime daha kullanma zorunda kalınan, kelimeleri fakir anlamlı bir dil konumuna düşürecektir. 

Kelimelerin tasfiye edilmesi suretiyle, dilin içinin boşaltılması süreci bir başka açıdan daha farklı tehlikeler içermektedir. Gerçekte var olmayan Araplaşılmasın-Farslaşılmasın sloganıyla Arapça-Farsça kelimelerin tasfiye edilerek yerlerinin, yeni üretilmiş Türkçe kelimelerle değiştirilmesi, dilde kısırlaşmayı getirecektir. Bu kısırlaşma gelirken yeni kelime üretilmiş de olmayacaktır. Sadece, Türkçede var olan bir kelimeye yeni bir anlam yüklenerek Arapça-Farsça diye bin yıldır kullanılarak Türkçeleşmiş-Osmanlıcalaşmış bir kelime daha tasfiye edilmiş olacaktır. 

Bu duruma "saha ve alan" kelimeleri örnek olarak verilebilir. Arapça kökenli diye "Saha" kelimesinin tasfiye edilerek yerine "alan" kelimesinin getirilmesi ile görüldüğü gibi Türk yerine yeni bir kelime kazandırılmış olunmayacaktır. Arapça olan "saha" kelimesi tasfiye edilmiş olacak, yerine Türkçede zaten kullanılan "alan" kelimesi gelmekle, Türkçe tabi olarak bu tasfiyede yeni bir kelime kazanmış değil tam tersi kaybetmiş olacaktır. 

Çünkü "alan" kelimesi,  Türkçede, “almak” filinin ismi fail hali olarak zaten kullanılmaktadır. Bu hâliyle Türkçe, hem yeni kelime kazanmış olmayacak, hem bir kelime kaybetmiş olacak ve hem de var olan bir kelimesine, başka bir anlam yükleterek kelimeyi ilk söyleyişte anlamsız hâle getirmiş olacaktır. 

"İlk söyleyişte kelimeyi anlamsız hâle getirmek ne manaya gelmektedir?" sorusu sorulduğunda bu durumu nasıl açıklamak gerekir? Bu durum bazı örnekler verilmek suretiyle açıklanabilir. Mesela, "kitap, tuğla, yağmur, tebessüm, su" gibi kelimeler ifade edildiğinde akıllara, bu kelimelerin taşıdığı manalar doğrudan gelir. Fakat "yüz, pencere, kapı, hava, saat" gibi kelimeler ifade edildiğinde ise bu kelimeler, eş anlam taşıyan kelimeler olduğu için akıllara, bu kelimelerin eş anlamları da gelecek ya da hangi anlamı kastedildiği ilk safhada bilinmediği için bir belirsizlik oluşacak, bu kelimeleri daha açık ifade edecek olan ikinci açıklama beklenecektir. Yani ilk gruptaki kelimeler gibi olmayacak, bu kelimelerin hangi anlamlarının kastedildiğine dair ikinci açıklama yapılması istenecek, hatta ne kastedildiği açıkça da sorulabilecektir. 

Yani, "yüz" kelimesi cümle içinde değil de tek başına kullanıldığında karşıdaki, bunun emir anlamındaki yüz mü, yoksa 99'dan sonra gelen yüz mü olduğuna emin olmak için ikinci soruyu soracaktır. Yani, bir kelimenin açıklanması için başka bir kelimeye de ihtiyaç duyulmuş olacaktır. Bu da dilde fakirleşmeyi getiren bir durumdur. İşte bu şekilde "saha ve alan" kelimelerinde de böyle bir durum vardır. "Saha" kelimesi ifade edildiğinde bunun tek manası olduğu için bir belirsizlik olmayacak fakat "alan" kelimesi ifade edildiğinde ise bunun "saha" manasına gelen mi yoksa "almak" filinin ismi faili manasına gelen "alan" kelimesi mi olduğu ilk söyleyişte akla gelemeyeceği için ikinci bir açıklama beklenecektir. 

Hâlbuki aynı zamanda "saha ve alan" kelimeleri kullanılmaya devam edilebilirdi. "Alan" kelimesi üretildi diye "saha" kelimesinin tasfiye edilmesi, böylece kelime zenginliğini azaltacak ve devamında "alan" kelimesine yeni bir mana yükleme mecburiyetini getireceği için "alan" kelimesini, bu mana yüklemesinden sonra anlamsız hâle getirecektir. Hâlbuki "saha" kelimesi tasfiye edilmeden önce, "alan" kelimesi zaten vardı ve anlamı tekti. Bu yüzden de ilk söyleyişte "alan" denildiğinde mana anlaşılıyordu ve iki manası olmadığı için de hangi manası kastediliyor şeklinde soru sorulmuyor, beklenti de oluşmuyordu. 

Fakat "saha" kelimesi tasfiye edildikten sonra Türkçe hem bir kelime kaybetmiş oldu hem de "saha" kelimesinin manası "alan" kelimesine yüklenmiş oldu. Böylece "alan" kelimesi ikinci manayı kazandığı için de artık tek başına, ikinci bir açıklama yapılmaksızın, ya da ikinci bir kelime kullanılmaksızın anlaşılmaz hale geldi.

İlgili Makaleler

Türk Dili
Türkçe'nin Cilveleri
Z
ihnim boşaldıkça, daha doğrusu rahat zamanlarımda Türkçe’nin güzelliklerini, orijinal cilvelerini düşünürüm. Mesela hırsız kelimesinin manâsı mâlûmdur “hır” sözü herhalde iyi bir vasıf olmamalı ki, başkasının malını çalana hırsız demişlerdir. Ama bunun müsbet şekli de kullanılır. Birinden olumsuz şekilde bahsederken:

—…
Türk Dili
Dil Öğretiminde Paradigma Değişimi Şart
M
illi Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in şu sözleri, aslında uzun yıllardır göz ardı edilen bir eğitim açmazını berrak bir şekilde ortaya koyuyor:

"Her imtihanda yani ortalama bir İngiliz vatandaşının bilmediği gramatik kaideleri çocuklara test imtihanında sorduk. Bu şekilde dil öğrettiğimizi varsaydık, bu mantığı…
Türk Dili
Uydurukca Türkçe'nin Felsefi Dili
K

İm demiş “Türkçe’nin şu andaki mevcut kelimeleri ile felsefe yapılamaz” diye?

Yapılır efendim, yapılır; bal gibi yapılır!

Meselâ, Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”ni Türkçe mi okumak istediniz, işte buyurun:

“...İyi tikel özne ile onun istencinin özsel yanı olarak ilişkilidir ve böylelikle istenç yükümlülüğünü tam…

Türk Dili
Türkçe Medeniyet Dili İdi
L
isanın da bir matematiği vardır. İnsan, konuşur veya yazarken o matematik yahut lisanın kanunlarına riayet etmek zorundadır. 2 çarpı 2’nin kaç yaptığı bellidir. O gerçeği, kimse değiştiremez. Bunun gibi dilin de asırlar içinde oluşmuş kaidelerine riayet şarttır.
 
Pekâlâ; niçin “soru” değil de “sual” derdik?
 
Çünkü; Söz…
Türk Dili
Yunus Emre’nin Dili Hakiki Türkçedir
Y
unus Emre’nin kullandığı dil, zamanında herkesin kullandığı, konuştuğu dildir. İnancı, dünya görüşü ve bütün yaşayışıyla halkın, Anadolu insanının bir parçası olan Yunus’un dilde onlardan ayrılması zaten düşünülemezdi. Sanatının, belki de en büyük ve değerli tarafı da, Türkçeyi iyi kullanmış olmasıdır. “Yunus’un…
Türk Dili
RİT (Resmî İkâmeli Türkçe) Nedir?

Türkçe konuşan insanlar (millet, kavim, halk, topluluk vd.) tarafından dilin tabiî seyri içinde benimsenip kullanılan dil unsurlarının (ek, kelime, kelime grubu vd.) yerine geçmek üzere -dilin tabiî yapısına ve kānunlarına aykırı olarak- devletin karârı, kuvveti ve faâliyetiyle ikāme edilmiş unsurlarla şekil verilen…

Türk Dili
Gerçekleştirememek (!)
A

na dilimiz Türkçe, her gün büyük bir hızla bozulmaya, yıpranmaya devam ediyor. Dilin aslî yapısını bozmak, yeni kelime uydurmak çok tehlikelidir. Dünyada, Türkiye’den başka dili tahrip edilen bir millet yoktur.

Son zamanlarda öyle bir kelime peyda oldu ki; artık, gazeteci, sunucu, siyasetçi, akademisyen… hemen…

Türk Dili
Önce Osmanlı Türkçesi Sonra Ortak Alfabe
1
1 Eylül 2024’te medyada yer alan bir habere göre Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Akademisi, Ortak Alfabe Komisyonu 34 harften oluşan Latin asıllı bir alfabe üzerinde anlaştı. Bu, uzun yol daha ne kadar sürer ve nasıl bir netice verir bunu zaman gösterecek.

Bu haberin yayılması ile bir kısım akademisyen, gazeteci,…
Türk Dili
Dil Bayramı Gelmiş, Neyime?
Aynaya baktığınızda sadece yüzünüzü değil, bir müze de görürsünüz. Yüzünüz bir anlamda size aitse de ebeveynlerinizden, büyükanne ve büyükbabalarınızdan, onların ana-babasından ve daha kadim atalarınızdan miras aldığınız özelliklerin bir birleşiminden oluyor. Sizi rahatsız eden ya da hoşnut olduğunuz dudaklarınız ve…
Türk Dili
Uyduruk Bir Dile Hapsedildik
İ
talyanlar "Traduttore traditore" derler. Yani, "Mütercim haindir." Tepeden tırnağa haklılar. Çünkü hiçbir dil diğerine tam aktarılamaz. Hele büyük diller; sanatta, edebiyatta zirvelerden seslenmiş abide lisanlar. Türkçemiz de bir zamanlar öyleydi. Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Nâbî, işte o haşmetli dönemlerin eser adamlarıdır.

Türk Dili
Olanak Cumhuriyeti
T
anınmış Alman Türkolog Otto Jastrow üzülerek şöyle demişti: "Türk dili kültürel çok katlılığını ve nüans zenginliğini geniş ölçüde kaybederek tekrar, o ilk çıktığı tek boyutlu bozkır dili tipine yaklaşıyor."

Ve, dediği oldu. Dilimizin canına okudular. Artık, sıra üstü şiirler, hikâyeler, derinlikli fikir yazıları,…
Türk Dili
Bir Zamanlar “Büyük ve Derin Türkçe” Halkın Dili İdi
D
il ve kültür meseleleri ülkemizde müşterisiz metâdır. Ama hâlâ merâklı ve hassâs insanlarımızı görmekten mutlu oluyoruz. Yeni bakanların açıklanmasından bu tarafa -bilhâssa Millî Eğitim Bakanımız görür, işitir ve müspet bir şeyler yapabilir ümîdiyle- dil meselemizle alâkalı bir hayli yazı yazdım. Bu müşterisiz metâ…