Konuşurken veyâ yazarken şimdi eskisinden daha çok zorlanıyor, yoruluyor ve acziyete düşüyoruz. "Türkçemiz iyi yolda..." kabîlinden iddiâlar bir vehimden öteye geçmiyor. Dil İnkılabıyla Türkçeye sokulan kelimelerin çoğunun yanına destek olsun diye başka bir kelime, hattâ bâzen birkaç payanda kelime getirmek zorunda kalıyoruz: "İlgi-alâka / koşulsuz-şartsız / imkân ve olanaklar / düşünce ve fikir / hikâye ve öykü..." Lâf çok, mânâ az...
Binlerce kelimeyi devlet zoruyla değiştirmeye kalkarsanız olacağı budur: Öncekinin yerine koyduğunuz (devlet ikaameli) kelime çoğu zaman yükünü kaldıramaz, bu yeri dolduramaz. Peki, ne olur? Bu “devlet ikamesi kelime” zihinlerde, dillerde ve satırlarda serseri mayın gibi dolaşır, kâh o mânâya kâh bu mânâya bulaşır. Şu “süreç” uyduruğu, kaç mefhûmun yerine geçmedi, bir düşünün.
Kafalarda şekillenen fikirler uyduruk kelimelerle ağızdan dökülürken eriyor, yazılırken başka kalıplara giriyor. "Anlamıyorsunuz! Beni yanlış anladılar, hiç anlamadılar... Sözlerim maksadını aştı; hayır, öyle demek istemedim, aslında şunu kasdetmiştim..." diyenler niye bu kadar çoğaldı?
Bir dilin vazifesi, anlama-anlatma-anlaşmayı sağlamaktır. Bugünün kavruk-savruk-bozuk-uyduruk-kılkuyruk Türkçesi bu işi yapıyor mu, yapamıyorsa neye yarıyor acabâ?
TDK uyduruklarını "Nasıl olsa Türkçedir..." deyip -yâhut öyle zannedip- asırlık kelimelerin yerine kullananlara sorarım: Siz "öneri-önerme"li cümleler kurunca daha iyi anlaşıldığınızı mı zannediyorsunuz? Siz öyle sanın fakat bu cümleniz "teklif / tavsiye" ile kurduğunuzdan daha kötü bir cümledir. Çünkü "teklif" ile "tavsiye" farklıdır, birbirinin yerine kullanılması "dil hatâsı" olur. Oysa "öneri-önerme"li bir cümlede sizin bir şeyi "teklif" mi yoksa "tavsiye" mi ettiğiniz belli değildir. Meselâ "konutkredisi.com.tr" adresinde şu haber başlığını görüyorsunuz: “Ev Alacak Takipçilerimize 20 Öneri” Size 20 tavsiyede mi yoksa 20 teklifte mi bulunuyorlar acabâ? Bunu ancak haberin tamâmını okuyunca anlayabilirsiniz...
TDK 1935'te "teklif etmek" yerine uydurduğu "önermek" kelimesini tam yetmiş sene bu mânâda kullanmaya, kullandırmaya çalıştı. (Bk.Türkçe Sözlük) Baktı ki millet bu kelimeyi daha çok "tavsiye etmek" yerine kullanıyor, bu sefer "önermek" maddesine bu ikinci mânâyı birinci mânâ olarak yazmak zorunda kaldı. Peki, bu değişiklik yeter mi? Yetip yetmediğini "öneri-önerme-önermek" kelimelerinin bugünkü Türkçede hangi mânâlarda kullanıldığına bakarak karar verin:
öneri: teklîf; tavsiye, telkîn, teşvîk; nasîhat, öğüt.
önerme: kaziyye; teklîf; hüküm; tavsiye, telkîn, teşvîk; nasîhat, öğüt.
önermek: teklîf etmek; tavsiye etmek, telkîn etmek, teşvîk etmek; nasîhat etmek, öğüt vermek; arz etmek, sunmak.
Bu "öneri-önerme-önermek" kelimelerinin mârifeti burada bitmiyor. Bâzıları "önermek" kelimesini -bir başka uydurma söz olan- "öngörmek" yerine de kullanabiliyor ve bu sefer "öngörmek" ile kasdedilen mânâlar da “önermek” oburunun mîdesine giriyor: "derpîş etmek, göz önünde tutmak; tahmîn etmek, kestirmek, beklemek..."
Şimdi "öneri-önerme-önermek" kelimelerini doğru kullanma imkânının ne kadar olduğunu varın siz hesâb edin…
Aynı karışıklık 1935'ten beri "düş"te de vardır: "Rûyâ" mı demek istiyorsunuz "hayal" mi? 1935'ten önce "düş" yalnızca "rûyâ" demekti. 1935'ten îtibâren "hayal"in ölmesi için TDK birçok karşılık (sanı, imge, düşlem...) bulup ileri sürdü. Hattâ "hayal" yerine bizzat "düş"ü kabûl etti. Artık "düş" kelimesi hem "rûyâ" hem de "hayal" yerine kullanılıyor.
Sormadan edemiyoruz: "Gündüz hayâlimde, gece düşümde..." diyenlerin Türkçesi mi doğruydu, yoksa şimdikiler mi doğru konuşuyor.
Bir dilde incelik, nüans, derinlik, berraklık, sağlık ve zenginlik gittikçe kayboluyorsa sanat, edebiyat, felsefe... de sırra kadem basıyor demektir. Bu, bir dilin gelişmesi değil zayıflayıp gerilemesidir.
Beyinleri “Dil İnkılâbı” asidiyle dağlanan, birbirini daha az, yarım yamalak ve yanlış anlayan; hattâ hiç anlamayan insanlar her gün birbirinden kopup uzaklaşıyor. Bu milletin fertleri yalnızca atalarına, inançlarına, örf ve âdetlerine değil, birbirine de yabancılaşıyor. E, artık bu vaziyette "millet" olarak ne kadar kalabiliriz, bilemem…
Siz, -hâlâ- kelime tercîhinin basit bir siyâsî ve ideolojik sembol; sağcılar - solcular, muhafazakârlar - devrimciler arasında kuru bir tartışma, didişme ve inatlaşmadan ibâret olduğunu mu zannediyorsunuz?
“Dilde gaflet” içindesiniz demek ki…
Uyanın!