Kâmus bir milletin hafızası”
diyor Cemil Meriç. “Yani
heyecanıyla, hassasiyetiyle ve şuuruyla kendisi. Kâmusa uzanan el namusa
uzanmıştır. Her mukaddes yıkan
Fransız İhtilali bile, tek mukaddese saygı göstermiştir: Kâmusa…” Sonra da ilâve
ediyor: “Batı’da cinnet bile terbiyeli!” Kâmus dediği en geniş mânâsıyla lügat, sözlük… Dil hazinesini içinde
toplayan kitap.
Bugün (3 Haziran) takvimde Türkçe’nin resmî dil olarak kabulünün
yıldönümü olduğu yazılı. 1277
tarihinde Karamanoğlu Mehmet Bey’in ünlü fermanı ilân edişi:
“Şimden gerû divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste,
meydanda Türkçe’den
başka bir dil kullanılmayacaktır.”
Rahmetli hocamız Prof. Dr. Faruk Kadri
Timurtaş: “Mehmet Bey’in sözleri dil şuuru ve Türkçecilik bakımından büyük değer taşımakla beraber, bu hadiseden sonra
Türkçe’nin devlet dili
olduğunu kabul etmek yanlış olur sanıyoruz. Çünkü Türkçe gerek doğu gerek batı Türkleri arasında
daha önce de devlet
dili idi. Tâ Hunlar’dan beri resmî dil hep Türkçe olmuştur”der.
Öyleyse, 1277 tarihini Türkçe’nin ilk defa devlet dili olduğu
tarih kabul etmek yanlış olmakla birlikte bu ferman, Türkçe’nin Anadolu’daki durumunu kuvvetlendiren
önemli bir kültür hareketi,
Karamanoğlu Mehmet Bey de şuurlu bir Türkçeci kabul edilmelidir
Türkçe’nin Anadolu’daki durumu şimdi nasıl peki?
İşte, son günlerden bir gazete haberi: “Dünyada en kıymetli olan
değerlerden birinin de sağlık olduğu kabul edilir. Kanunî’ye atfedilen ‘Olmaya
cihanda bir nefes sıhhat gibi’ de bunu çok veciz bir şekilde ifade ediyor. Ancak hal böyle olmakla beraber sağlık, varlığında hoyratça harcanan ve değeri ancak
yokluğunda anlaşılan bir değer olma özelliğini de koruyor.”
Bir bakanımızdan hitap: “En büyük Galatasaray, tamam mı? Okey? Yes. Hadi anca gidersin.”
Söyleyişte telâffuz hataları, yazışta imlâ hataları, dilbilgisi
noksanlığı, kelime hazinesinin yetersizliğinden doğan tekrarlar, zevksizlikler, nezâketsizlikler ve İngilizce
hayranlığı. Çocuğunda,
büyüğünde, okumuşunda, okumamışında…
Meselelerimizin bir türlü hakkına
gelemeyişimizin Türkçe’yi içine düşürdüğümüz fukaralıkla ilgisi var mı acaba diye düşünüyorum.
Çünkü dil düşünme
vasıtasıdır. İnsan anadilinde düşünür. Anadilimizi kısırlaştırdığımız için düşüncelerimiz de dumura uğramış olabilir mi? Düşünce üretemez vaziyete mi düştük acaba?
Yabancı dil biliyor olmak pek çok açığı kapatan bir mazhariyet
sayılır oldu. Neredeyse eğitimimizin tek gayesi çocuklara yabancı dil öğretmek. Başka bir dili anadiliniz gibi
biliyor da olsanız düşünce faaliyeti anadilde yapılır. Aksini iddia eden
çıkarsa inanmıyorum. “Ben İngilizce’yi (yahut Almanca’yı yahut Fransızca’yı)
anadilim gibi biliyorum ve bu dilde düşünüyorum” diyenler varsa
inanmıyorum.
“Anadili gibi İngilizce konuşuyor”
hükmü de zaten lâfın gelişi söylenir, sonradan öğrenilen hiçbir lisan anadilin yerine geçemez, anadilin yerini tutamaz.
Tutmasını da beklemeyeceğiz zaten.
Tutmasını da istemeyeceğiz zaten.
Cenap Şahabeddin “Lisan ruhun
vatanıdır” demiş. Yabancı bir dil, ne kadar iyi öğrenirseniz öğrenin,
gurbettir.
Yıllar önce lisan okulunda bir Amerikalı öğretmen “Rüyalarınızı
İngilizce görmeye
başladığınızda İngilizce’yi öğrenmiş sayılırsınız” demişti. Doğru, insan
yabancı bir ülkede hayli zaman yaşadıktan sonra rüyalarını İngilizce görebiliyor. Ara-sıra rüyaları İngilizce görmek de İngilizce’yi fevkalâde öğrenmiş
olmaya delâlet etmez ya diyelim ki İngilizce’yi “mükemmel” ölçülerde
biliyorsunuz, yine de düşünceler ve hayaller daima anadiliniz de gelecektir.
Öyleyse anadiline hakkıyla vâkıf
olmayanlar iyi düşünemez. Fikir ve sanat adamları, her şeyden önce zengin ve sağlam bir dilin
ustasıdırlar, öyle bir dil
ile eserlerini veriler. Biraz İngilizce, biraz Türkçe karışık olarak kullanılan, kelime
hazinesi “hazine” olmaktan çıkmış ne idüğü belirsiz dil, düşünceleri de sığ, yavan, basmakalıp
yapacaktır. Böyle bir ortamda
“fikir” çıkmaz; “sanat” da eline mikrofon geçirip sahneye fırlayanların gerdan
kırmaları demek olur.
Dilimizdeki derbederliğe bakıp üzülüyorum. Korkarım, aynı
derbederlik düşüncelerimizde de var.
Bir milletin anadiline gerekli saygıyı
ve ihtimamı göstermeyip
yabancı dillere kucak açması
bir çeşit aşağılık
duygusudur.
Orta Asya Türk cumhuriyetlerinin Rusça’ya öncelik vermelerini niye kınıyoruz ki?
Asırlarca süren Çarlık
Rusya’sı idaresini bir yana bırakın, 70 yıl Komünist Rus zulmü altında yaşamışlar. Ne yapsınlar? Biz 80 yıllık hür cumhuriyetimize, ondan önce de asırlarca efendi millet olmamıza rağmen dilimizi güle oynaya
İngilizce’ye esir ettik.
Kâmus bir milletin hafızası.
Kâmusumuzda özenti ile
gereksizce alınmış –gerekli olanlara sözümüz yok– bir sürü İngilizce kelime kol geziyor. Hafızamız da mı
İngilizceleşti, bilmem.
Yahya Kemal’in sözü kulağımıza küpe olsun:”Türçe’nin çekilmediği yerler vatandır.”
(*) Atfetmek değil, mısra Kanunî’ye
aittir. Doğrusu “Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.”