Dil Devrimi ve Milliyetçilik

Prof. Dr. Mümtaz Turhan 10.03.2022 1121
B
ir memleketin fikir hayatı, ilim seviyesi, bir kelime ile kültürü hakkında umumi bir intiba edinmek istiyorsanız, ele aldığı meselelere ve bunları hallediş tarzlarına bakınız. Bundan daha güzel bir miyar bulamazsınız. Çünkü mühim, hayati, hakiki dâvalar üzerinde icap ettiği şekilde durulacak, halledilebilmeleri için çalışıp didinilecek veya bunlar bir tarafa bırakılacak, hiçbir alâka göremeyecektir.  

Bunun yerine ya iki kere ikinin dörtten fazla edemiyeceğini isbat kabilinden bedâhetleri münakaşa etmekle vakit geçirilecek veya tâli, teferruâta, şekle âid beylik, sahte, sözde dâvalar bulunup hiçten meseleler çıkarılacaktır. İşte dil etrafındaki münakaşalar ve bunların birer dava haline getirilmesi, bize bu manzarayı hatırlatıyor.  

Şüphesiz bununla dilin araştırma veya münakaşa mevzuu olamıyacağını ve kendisine mahsus meseleleri bulunmadığını kasdetmek istemiyoruz. Fakat bunları görebilmek, muayyen bir ilmi seviyeye göre halledebilmek için bilgiye, ona göre yetişmiş birinci sınıf ilim ve ihtisas adamına ihtiyaç vardır. Bundan başka dil gibi yalnız mevzii, ilmi bir ihtisasa değil, geniş bir tarih, psikoloji, felsefe bilgisini ve görünüşünü zaruri kılan şümullü bir mevzuu yalnız heveskâr ve amatörlerin eline bırakmak, tamiri güç bir hata, hatta bir felâket olur. Nitekim bu sahada yirmi seneye yakın bir zaman zarfındaki faaliyetlerin neticesi de bunu bariz bir şekilde göstermiş bulunuyor.  

Bu vaziyette dile karşı hakikaten ciddi samimi bir alaka duyuluyor ve bir mesele olarak ele alınmak isteniyorsa her şeyden evvel onu halle muktedir insanların yetiştirilmesine çalışılmandır. Hakiki garpçılık, Avrupalılık ve medeniyet bunu icap ettirmektedir. Garp ilminin, garp zihniyetinin uyuşamadığı, uyuşmasına imkân olmayan bir nokta varsa o da sathilik, keyfîlik ve indîliktir.  

Dil devrimcilerinin bunların hiç birine sâhib çıkmadan, garpçılık, inkılâpçılık ve milliyetçilik perdesi altında zararlı faaliyetlerine devam edeceklerine şüphe yoktur, Bu şartlar altında onlarla ciddi bir münâkaşa yapılamayacağına ve bunun faydasızlığına çoktan kani olduğumuz için sırf gençleri tenvir etmek maksadıyla bugünkü dil dâvasının hakiki garpçılık, inkılâpçılık ve milliyetçilikle alâkası olmadığını göstermekle iktifa edeceğiz.  

Evvelce çıkan bir yazımızda dil devriminin, hakikî garpçılıkla ve inkılâbımızla alâkası olmadığını, bilâkis onun prensiplerinin aksine bir irtica hareketi, bir gerilik olduğunu belli etmeğe çalışmıştık. Bu yazıda ise Türk milliyetçiliğiyle olan münasebetini incelemeğe girişeceğiz.  

Bize göre Türk milliyetçiliği, cemiyetimizin ileri bir millet haline gelmesi isteğinin ve milletimiz bütün tarihi boyunca edinmiş olduğu hakiki kıymetlerle, üzerinde yaşadığımız topraklara bağlılığın bir ifadesidir. Bu tarifin ilk kısmına göre garp medeniyetinin esasını teşkil eden ilmi, ilim zihniyetini, tefekkür tarzını, sanat metodlarını ve tekniğini benimseyip almak ve bu sahalarda yapıcı olmak zarureti vardır. İleri bir millet olmanın ilk şartı budur.  

Halbuki dil devrimcileri, buna yanaşmadıklarını, ilmi tezyif ve istihkar ettiklerini, hür tefekküre düşman olduklarını, sayısız vakalarda müşahhas misallerle göstermiş bulunuyorlar.  

Tarifin ikinci kısmına gelince; altını çizdiğimiz bu kıymetlerin nelerden ibaret olduğunu, bizi biz yapan, bizi hâlâ bir millet halinde ayakta tutan, bütün geriliğimize, eksikliklerimize rağmen, bize şeref ve itibar temin eden kuvvetin bu kıymetler olduğunu biliyoruz. Bunların başında “tarihimizin”, onun şanlı, parlak devirlerinden, felâketli acı günlerinden meydana gelen “tarih şuurumuzun”; bu muazzam oluşun seyrini takip eden, onu bütün safhalarıyla canlı bir şekilde bize aksettiren “dilimizin” geldiğini biliyoruz.  

O tarih, şerefi, büyüklüğü ve yükselişiyle, ıstırabı ve inişiyle nasıl bizim ise o gelişmenin hangi devri alınırsa alınsın onun bir mahsulü olan bu dil de bizimdir. Binâenaleyh, tarihimizi nasıl inkâr edemezsek, diminizi de öyle reddedemeyiz. Çünkü çok iyi biliyoruz ki, hiçbir millet tek bir neslin mahsulü değildir; bazısı az bazısı çok, bir kısmı şu, diğer kısmı bu sahada olmak üzere her nesil muhakkak bir şeyler katmıştır. Hatta bunlardan bazıları menfi ve zararlı da olsa bir ders veya tecrübe mahiyetini taşıyacağı için yine faydasız değildir. Bu itibarla hiç bir nesil daha evvelkilerden devraldığı şeylerden dolayı değil, kendisinden sonrakilere bir şeyler veremediği zaman utanmalıdır.  

İşte bu mülâhazalarladır ki, tarihi gelişmemizin yadigârı olan dilimizin muayyen bir safhasına göre yabancı muâmelesini görmesini, Osmanlıca damgası altında tezyif edilmesini anlayamıyoruz.  

Türk sanat dehâsını, Türk zevkini ebedileştiren Süleymâniye, Selimiye, Çifte minâreli gibi câmiler ve diğer sayısız şaheserler, Edirne, İstanbul, Bursa, Erzurum nasıl bizimse ve bizim kalacaksa, bu dil de öylece bizimdir ve bizim öz malımızdır. Bu muhteşem sanat eserleri, nasıl dedelerimizin elinde muhtelif medeniyetlerin terkibi halinde bizim damgamızı taşıyorsa Türk Dili'nin de aynı te'sirler altında kalması onları aksettirmesi zarur'i idi.  

Şüphesiz bugün olduğu gibi, dün de yabancı kültür hayranları çıkmış, bunların gayretkeşliğinin bir neticesi olmak üzere dilimiz bir sürü lüzumsuz ecnebi kelimeler, terkipler ve kaidelerle devir devir bunalmıştır. Bunlardan kurtulduğumuz halde bugün aynı vaziyet tekrar baş gösteriyorsa, bu, artık Türk Dili'nin hakiki bir parçası haline gelmiş eski kelimelerin bir neticesi olmayıp, yeniden boş boş olarak dile nüfuz etmeğe başlayan garp dillerine âid terimlerle uydurma kelimelerin bir eseridir.  

Yalnız arada büyük bir fark olduğunu unutmamak lâzımdır. Dedelerimiz İslâm-Şark medeniyetine intisap maksadıyla onun ifade vasıtalarından faydalanıp iktibaslar yaparken bugünkü gibi yalnız satıhta kalmamış, sadece şekillerle, tâli, teferruata âid meselelerle uğraşmamış, bu medeniyetin mahiyetine nüfuz etmeyi, hakiki kıymetlerini benimsemeyi bilmiş, meşhur tarihçi Toynbee'nin dediği gibi, onu en yüksek zirvesine ulaştırmağa muvaffak olmuşlardır.  











İlgili Makaleler

Türk Dili
Türkçe'nin Cilveleri
Z
ihnim boşaldıkça, daha doğrusu rahat zamanlarımda Türkçe’nin güzelliklerini, orijinal cilvelerini düşünürüm. Mesela hırsız kelimesinin manâsı mâlûmdur “hır” sözü herhalde iyi bir vasıf olmamalı ki, başkasının malını çalana hırsız demişlerdir. Ama bunun müsbet şekli de kullanılır. Birinden olumsuz şekilde bahsederken:

—…
Türk Dili
Dil Öğretiminde Paradigma Değişimi Şart
M
illi Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in şu sözleri, aslında uzun yıllardır göz ardı edilen bir eğitim açmazını berrak bir şekilde ortaya koyuyor:

"Her imtihanda yani ortalama bir İngiliz vatandaşının bilmediği gramatik kaideleri çocuklara test imtihanında sorduk. Bu şekilde dil öğrettiğimizi varsaydık, bu mantığı…
Türk Dili
Uydurukca Türkçe'nin Felsefi Dili
K

İm demiş “Türkçe’nin şu andaki mevcut kelimeleri ile felsefe yapılamaz” diye?

Yapılır efendim, yapılır; bal gibi yapılır!

Meselâ, Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”ni Türkçe mi okumak istediniz, işte buyurun:

“...İyi tikel özne ile onun istencinin özsel yanı olarak ilişkilidir ve böylelikle istenç yükümlülüğünü tam…

Türk Dili
Türkçe Medeniyet Dili İdi
L
isanın da bir matematiği vardır. İnsan, konuşur veya yazarken o matematik yahut lisanın kanunlarına riayet etmek zorundadır. 2 çarpı 2’nin kaç yaptığı bellidir. O gerçeği, kimse değiştiremez. Bunun gibi dilin de asırlar içinde oluşmuş kaidelerine riayet şarttır.
 
Pekâlâ; niçin “soru” değil de “sual” derdik?
 
Çünkü; Söz…
Türk Dili
Yunus Emre’nin Dili Hakiki Türkçedir
Y
unus Emre’nin kullandığı dil, zamanında herkesin kullandığı, konuştuğu dildir. İnancı, dünya görüşü ve bütün yaşayışıyla halkın, Anadolu insanının bir parçası olan Yunus’un dilde onlardan ayrılması zaten düşünülemezdi. Sanatının, belki de en büyük ve değerli tarafı da, Türkçeyi iyi kullanmış olmasıdır. “Yunus’un…
Türk Dili
RİT (Resmî İkâmeli Türkçe) Nedir?

Türkçe konuşan insanlar (millet, kavim, halk, topluluk vd.) tarafından dilin tabiî seyri içinde benimsenip kullanılan dil unsurlarının (ek, kelime, kelime grubu vd.) yerine geçmek üzere -dilin tabiî yapısına ve kānunlarına aykırı olarak- devletin karârı, kuvveti ve faâliyetiyle ikāme edilmiş unsurlarla şekil verilen…

Türk Dili
Gerçekleştirememek (!)
A

na dilimiz Türkçe, her gün büyük bir hızla bozulmaya, yıpranmaya devam ediyor. Dilin aslî yapısını bozmak, yeni kelime uydurmak çok tehlikelidir. Dünyada, Türkiye’den başka dili tahrip edilen bir millet yoktur.

Son zamanlarda öyle bir kelime peyda oldu ki; artık, gazeteci, sunucu, siyasetçi, akademisyen… hemen…

Türk Dili
Önce Osmanlı Türkçesi Sonra Ortak Alfabe
1
1 Eylül 2024’te medyada yer alan bir habere göre Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Akademisi, Ortak Alfabe Komisyonu 34 harften oluşan Latin asıllı bir alfabe üzerinde anlaştı. Bu, uzun yol daha ne kadar sürer ve nasıl bir netice verir bunu zaman gösterecek.

Bu haberin yayılması ile bir kısım akademisyen, gazeteci,…
Türk Dili
Dil Bayramı Gelmiş, Neyime?
Aynaya baktığınızda sadece yüzünüzü değil, bir müze de görürsünüz. Yüzünüz bir anlamda size aitse de ebeveynlerinizden, büyükanne ve büyükbabalarınızdan, onların ana-babasından ve daha kadim atalarınızdan miras aldığınız özelliklerin bir birleşiminden oluyor. Sizi rahatsız eden ya da hoşnut olduğunuz dudaklarınız ve…
Türk Dili
Uyduruk Bir Dile Hapsedildik
İ
talyanlar "Traduttore traditore" derler. Yani, "Mütercim haindir." Tepeden tırnağa haklılar. Çünkü hiçbir dil diğerine tam aktarılamaz. Hele büyük diller; sanatta, edebiyatta zirvelerden seslenmiş abide lisanlar. Türkçemiz de bir zamanlar öyleydi. Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Nâbî, işte o haşmetli dönemlerin eser adamlarıdır.

Türk Dili
Olanak Cumhuriyeti
T
anınmış Alman Türkolog Otto Jastrow üzülerek şöyle demişti: "Türk dili kültürel çok katlılığını ve nüans zenginliğini geniş ölçüde kaybederek tekrar, o ilk çıktığı tek boyutlu bozkır dili tipine yaklaşıyor."

Ve, dediği oldu. Dilimizin canına okudular. Artık, sıra üstü şiirler, hikâyeler, derinlikli fikir yazıları,…
Türk Dili
Bir Zamanlar “Büyük ve Derin Türkçe” Halkın Dili İdi
D
il ve kültür meseleleri ülkemizde müşterisiz metâdır. Ama hâlâ merâklı ve hassâs insanlarımızı görmekten mutlu oluyoruz. Yeni bakanların açıklanmasından bu tarafa -bilhâssa Millî Eğitim Bakanımız görür, işitir ve müspet bir şeyler yapabilir ümîdiyle- dil meselemizle alâkalı bir hayli yazı yazdım. Bu müşterisiz metâ…