Osmanlı Türkçesi: Dünyanın En Zengin Dili
Türkiye’de, Grekçenin ve Latincenin liselerde mecburi dersler olarak
okutulmasını düşünen güçlü bir akım zuhûr etmişti yüz yıl önce! Türkiye
Batılılaşıyorsa, tam Batılılaşmalı, Batı kültürünün, düşüncesinin kurucu dilleri
bütün çocuklarımıza öğretilmeliydi!
Buna “nev-Yunânîlik” akımı deniyordu. Bu akımın önemli
savunucularından biri, Yahya Kemal’di. Şaşırtıcı ama gerçek böyleydi! Yahya
Kemal, bu imkânsız ‘aşk’tan Fransa’da, Sorel’in Fransız milliyetçiliğini
hararetle anlattığı derslerine katıldığında vazgeçecekti, -şimşek hızıyla hem
de!-
Şair, tarih şuuruna Paris’te kavuşmuştu! Beşir Ayvazoğlu, ‘Eve Dönen Adam’
başlıklı küçük ama birinci sınıf monografi kitabında enfes bir dille anlatır
Yahya Kemal’in Paris’te “eve dönüş”ünü!
2014’te Antalya’da Millî Eğitim Şûrası yapılmış, önemli, tarihî kararlar alınmıştı. Bu kararlardan biri, Osmanlı Türkçesi’nin liselere ders olarak konulması kararıydı.
Bazı çevreler, hemen “Ortaçağ karanlığı”na mı dönüyoruz diyerek,
bozuk plak gibi son derece bayat, ilkel tepkiler göstermişlerdi o vakitler!
Halbuki Osmanlı Türkçesi, dünyanın en zengin dili. Miktar bakımından değil, keyfiyet bakımından. Bu açıdan İngilizceden kat be kat zengin bir dil. İngilizcenin felsefî derinliğinden söz etmek elbette ki abesle iştigaldir.
Osmanlıca, dünyanın bütün belli başlı düşünce dillerinin, sanat dillerinin,
bilim dillerinin, kısacası medeniyet dillerinin hepsinden beslenmiş, Osmanlıcanın
omurgasını, ruhunu oluşturan Kur’ân Arapçasının filtresinden geçirerek
beslendiği bütün dilleri kendine mal etmiş tek derinlikli dünya dilidir.
Osmanlı Türkçesi bir yandan Arapçanın, Farsçanın, İbranicenin hatta Hint
dili Sanskritçenin temel kilit kavramlarını, öte yandan da Fransızca,
İngilizce, İtalyanca, Balkan dilleri, Rusça başta olmak üzere Batı medeniyetinin
kurucu iki dili Grekçenin ve Latincenin ana kavramlarını kendisine mal etmesini
bilen tek dünya dilidir.
Böylesine “çoğulcu”, derinlikli ve çaplı bir dünya dilinin
Türkiye’de Dil Devrimi’yle yasaklanmış olması, tam anlamıyla intihardır!
Osmanlı Türkçesi Yasaklanmamış Olsaydı...
Oysa Osmanlı Türkçesi, eğer yasaklanmamış olsaydı, Meşrûtiyet dönemlerinde
gerçekleştirdiği hamleleri sürdürecek, biz de Osmanlıca gibi köklü, asil ve
çaplı bir medeniyet diline sahip olduğumuz için, fikir, sanat ve hayatta
tahayyül bile edemeyeceğimiz ölçekte büyük hamlelere imza atabilecektik.
Artık olan oldu ya da Wittgenstein’ı izleyerek, “yırtılan yırtıldı” deyip,
kaldığımız yerden dil yolculuğumuza bütün hızımızla devam edebiliriz.
Ebûbekir Râzî, “Dil, aklın ve kalbin aynasıdır” der. Aynaya bak, ne görüyorsun? Wittgenstein da “Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır”, demişti.
Bendeniz de şunu söylüyorum: “Diliniz ne kadarsa, dünyanız da o kadardır!”
Diliniz darsa, dünyanız da dardır!
Dil Gidince, Din Gitti, Hayat Çölleşti!
Türkiye’nin asıl meselesi, dil’dir: Medeniyet dili: Müslüman zihninin, idrakinin ve tefekkür tarzının kaybolması. Unutmayalım: Düşünemeyen, düşer; düş göremez. Dil Devrimi, vahyin ışığında yoğrulan dil’imizi sekülerleştirdi; İslâmî muhtevasını bitirdi. Din de, İslâmî ruhunu yitirdi.
Dil gidince din de gitti; hayat çölleşti.
Unutmayalım: “Dillerini” yitiren toplumlar, “Yer”lerini;
‘Yer’lerini yitiren toplumlarsa, “Yön”lerini de kaybederler ve
insanlığa bir şey veremezler.
Halbuki Osmanlı Türkçesi gibi zengin bir medeniyet dilinin, orta ve uzun
vadede, önümüze açacağı ufukları bir düşünün bakalım...
O yüzden şunu soruyorum: Bir toplumu yok etmek mi istiyorsunuz? Dilini, kültürünü yok edin! Genç nesilleri aşağılık kompleksine sürükleyin, medenî cesaretlerini yok edin! Bu ülke, hiç kimseden çekmedi “yerli sömürgeciler”den çektiği kadar! Dilini, kültürünü, sömürgeci Batılılar bile yok edemezdi bu kadar!