Bireysel Denen Ucûbe

M. Halistin Kukul 27.02.2012 3254

Son zamanlarda en gözde kelimelerden biri de "bireysel"dir. "Doğa", "doğal" ile baş başa giden bu kelime, "birey" ile başlıyor. Nereye laf yetiştirilmek istenirse, bakıyorsunuz "doğal" ile "bireysel" imdada yetişiveriyor.

 

Bankacılıkla bahtı açılan ve adetâ yürüyen değil uçan bir kelime olan "birey", yanına aldığı "sel" ile güzelim "kişi", "şahıs", "fert" ve "zat" kelimelerinin canına okuyor da okuyor.

"Bir"; sayı sıfatıdır. Bu kelimeye getirilen takı da "ey"dir. "Ey!", Türkçe'de yalnız başına kullanılan bir ünlemdir; takı değildir. Takı olarak "ey" ise, Moğolca'dır.

 

Bu hususta, Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu, "Türkçe'nin Karanlık Günleri" adlı eserinde şöyle demektedir, "-ay / -ey ekleri ile yapılan kelimeler de yanlıştır. Çünkü, bu ekler Türkçe değil Moğolca'dır: Öyle ise: Olay, düzey, birey, dikey, yatay, bitey, deney, dolay, bükey ve benzerleri birer uydurmadır. Kullanılamaz. Hele deneysel, bireysel gibi sözler ise katmerli uydurmalardır. Üst üste binmiş yanlışlarla doludur."

 

Acaba bu "birey" hangi anlaşamama ihtiyacımızdan doğdu? Öyle ya, bir dilde meramımızı ifâde edemeyeceğimiz bir durumla karşılaşılırız da, o zaman, ya başka bir lisandan takviye alırız yahut yeni bir kelime türetiriz. Peki, "birey" nereden, hangi ihtiyaçtan çıkıvermiştir ve mânâsı nedir, diye sormak hakkımız değil mi dır ?

 

Cevap verelim: "Birey", maalesef, Türkçe'mizde asırlardan beri kullandığımız "kişi, şahıs, fert ve zat" kelimelerinin yerine yanlış olarak uydurulan bir "ucûbe"dir.

Türkçe'mizde; biri Türkçe "kişi", diğeri üçü de "şahıs, fert, zat" Türkçeleşmiş olan tam dört kelimemiz varken, yanlış olarak uydurulan "birey" bu dört kelimeyi adetâ kovmakta, katletmektedir.

 

Demek ki, yeni bir kelime uydurulmasına ihtiyaç ve gerek yoktu.

 

Yûnus Emre'nin:

 

"Kişi bile söz demini

Demeye sözün kemini  

Bu cihan cehennemini  

Sekiz uçmağ ede bir söz"

 

Mısralarındaki "kişi" yerine "birey"mi denilecek? Hele bir deyiverin bakalım ne oluyor şiir? Çok yazık, çok!

 

"Kişi, şahıs, fert, zat" kelimeleri, hem birbirlerinin yerine ve hem de çok az farklılıklarla ayrı mânâlarda kullanılan, herkes tarafından bilinen, sevilen çok işlek kelimelerdir.

"Yolda yürürken bir kişiye, zata, şahsa veya ferde rastladım" yerine "...bir bireye rastladım" deseniz ne kadar tuhaf olur değil mi?

 

Bu duruma göre, satıh mânâsına uydurulan "yüzey" için de "yüz kişi" mi demek gerekir acaba? Hele de cenaze namazında "er kişi" yahut "hâtûn kişi niyetine" tekbir getirmek yerine bundan böyle "er birey / hatun birey" diye mi tekbir alınmalı?

 

Hattâ, "bilirkişi" (ehli vukuf) yerine bundan böyle "bilir birey" mi diyelim? Ne emir buyururlar?

Falih Rıfkı Atay, şimdi keskin kalemiyle ve gazetesiyle bu çirkinliğin karşısındadır. Bir yazısında şöyle söylüyor: "Nedir bu devrik cümle? Nasıl bir memlekettir o ki tarihçisi, 'İstanbul'u Fatih Sultan Mehmed aldı', der; romancısı, 'aldı İstanbul'u Fatih' diye yazar. Nasıl bir Milli Eğitim'dir ki, bu anarşinin okullar ve Türkçe dersine sokulmasına izin verir? Ne demek bölgesel? Niçin duygusal? İlle Arap nisbet ‘ î ’ sine bu yüzde yüz uydurma kalıbı karşılık almak itiyoruz ?"

 

Diyor ki haklıdır. Çünkü bu “sel” ve “sal” ekleri, uydurmacıların en gülünç uydurmalarındandır.

 

Tahsin Banguoğlu'nun "nisbet sıfatları ve sel -sal" başlıklı yazısında salâhiyetle belirttiği gibi, bu komedi, bizim alaylı dil âlimlerimizce, Latince'nin ve dolayısıyla Fransızca'nın aslında Türkçe olduğu iddiasından uydurulmadır. Yâni, iddia da uydurma, ekler de uydurmadır.

 

O hâlde, "birey" de uydurmadır, "bireysel" de uydurmadır. Bâzıları; Fransızca olan ve Türkçe'de kullanılan "normal, kanal, karnaval, nasyonal, kristal, kapital, radikal, lokal, oral, vokal, sinyal, festival, tünel, üniversal, parsel, natürel..." gibi kelimelerle, bunları karıştırmaktadırlar.

 

Biraz dikkat edilirse görülecektir ki, bu kelimeler "el" ve "al" takılarıyla bitmektedirler. O hâlde, Türkçe'de kelimelerin sonuna getirilerek öz Türkçe kelime yaptık diyenlere iyi dikkat etmek gerekir: “Türkçe olmayan bir kelime, nasıl öz Türkçe olur?” diye sormak lâzımdır.

 

Mesela: Târih, Arapça'dır. "Sel" Fransızca'dır. Peki, "tarihsel" nasıl özTürkçe oluyor, değil mi?

 

Bir de yine Fransızca'dan gelen ve hâlen bir ihtiyaç olarak kullanılan "personel" kelimesi bulunmaktadır. "Person"; Fransızca'da, kişi, şahıs, zat, fert mânâlarındadır. Personel; hem şahsi ve hem de doğrudan doğruya isim olarak, "bir işe bağlı insanların bütünü" mânâsına gelmektedir. Biz hâlâ bunun sıkıntısını çekerken ve yerine Türkçe'sini kullanmazken, başımıza niçin "birey-sel" ucubesini musallat edersiniz?

İlgili Makaleler

Türk Dili
Türkçe'nin Cilveleri
Z
ihnim boşaldıkça, daha doğrusu rahat zamanlarımda Türkçe’nin güzelliklerini, orijinal cilvelerini düşünürüm. Mesela hırsız kelimesinin manâsı mâlûmdur “hır” sözü herhalde iyi bir vasıf olmamalı ki, başkasının malını çalana hırsız demişlerdir. Ama bunun müsbet şekli de kullanılır. Birinden olumsuz şekilde bahsederken:

—…
Türk Dili
Dil Öğretiminde Paradigma Değişimi Şart
M
illi Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in şu sözleri, aslında uzun yıllardır göz ardı edilen bir eğitim açmazını berrak bir şekilde ortaya koyuyor:

"Her imtihanda yani ortalama bir İngiliz vatandaşının bilmediği gramatik kaideleri çocuklara test imtihanında sorduk. Bu şekilde dil öğrettiğimizi varsaydık, bu mantığı…
Türk Dili
Uydurukca Türkçe'nin Felsefi Dili
K

İm demiş “Türkçe’nin şu andaki mevcut kelimeleri ile felsefe yapılamaz” diye?

Yapılır efendim, yapılır; bal gibi yapılır!

Meselâ, Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”ni Türkçe mi okumak istediniz, işte buyurun:

“...İyi tikel özne ile onun istencinin özsel yanı olarak ilişkilidir ve böylelikle istenç yükümlülüğünü tam…

Türk Dili
Türkçe Medeniyet Dili İdi
L
isanın da bir matematiği vardır. İnsan, konuşur veya yazarken o matematik yahut lisanın kanunlarına riayet etmek zorundadır. 2 çarpı 2’nin kaç yaptığı bellidir. O gerçeği, kimse değiştiremez. Bunun gibi dilin de asırlar içinde oluşmuş kaidelerine riayet şarttır.
 
Pekâlâ; niçin “soru” değil de “sual” derdik?
 
Çünkü; Söz…
Türk Dili
Yunus Emre’nin Dili Hakiki Türkçedir
Y
unus Emre’nin kullandığı dil, zamanında herkesin kullandığı, konuştuğu dildir. İnancı, dünya görüşü ve bütün yaşayışıyla halkın, Anadolu insanının bir parçası olan Yunus’un dilde onlardan ayrılması zaten düşünülemezdi. Sanatının, belki de en büyük ve değerli tarafı da, Türkçeyi iyi kullanmış olmasıdır. “Yunus’un…
Türk Dili
RİT (Resmî İkâmeli Türkçe) Nedir?

Türkçe konuşan insanlar (millet, kavim, halk, topluluk vd.) tarafından dilin tabiî seyri içinde benimsenip kullanılan dil unsurlarının (ek, kelime, kelime grubu vd.) yerine geçmek üzere -dilin tabiî yapısına ve kānunlarına aykırı olarak- devletin karârı, kuvveti ve faâliyetiyle ikāme edilmiş unsurlarla şekil verilen…

Türk Dili
Gerçekleştirememek (!)
A

na dilimiz Türkçe, her gün büyük bir hızla bozulmaya, yıpranmaya devam ediyor. Dilin aslî yapısını bozmak, yeni kelime uydurmak çok tehlikelidir. Dünyada, Türkiye’den başka dili tahrip edilen bir millet yoktur.

Son zamanlarda öyle bir kelime peyda oldu ki; artık, gazeteci, sunucu, siyasetçi, akademisyen… hemen…

Türk Dili
Önce Osmanlı Türkçesi Sonra Ortak Alfabe
1
1 Eylül 2024’te medyada yer alan bir habere göre Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Akademisi, Ortak Alfabe Komisyonu 34 harften oluşan Latin asıllı bir alfabe üzerinde anlaştı. Bu, uzun yol daha ne kadar sürer ve nasıl bir netice verir bunu zaman gösterecek.

Bu haberin yayılması ile bir kısım akademisyen, gazeteci,…
Türk Dili
Dil Bayramı Gelmiş, Neyime?
Aynaya baktığınızda sadece yüzünüzü değil, bir müze de görürsünüz. Yüzünüz bir anlamda size aitse de ebeveynlerinizden, büyükanne ve büyükbabalarınızdan, onların ana-babasından ve daha kadim atalarınızdan miras aldığınız özelliklerin bir birleşiminden oluyor. Sizi rahatsız eden ya da hoşnut olduğunuz dudaklarınız ve…
Türk Dili
Uyduruk Bir Dile Hapsedildik
İ
talyanlar "Traduttore traditore" derler. Yani, "Mütercim haindir." Tepeden tırnağa haklılar. Çünkü hiçbir dil diğerine tam aktarılamaz. Hele büyük diller; sanatta, edebiyatta zirvelerden seslenmiş abide lisanlar. Türkçemiz de bir zamanlar öyleydi. Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Nâbî, işte o haşmetli dönemlerin eser adamlarıdır.

Türk Dili
Olanak Cumhuriyeti
T
anınmış Alman Türkolog Otto Jastrow üzülerek şöyle demişti: "Türk dili kültürel çok katlılığını ve nüans zenginliğini geniş ölçüde kaybederek tekrar, o ilk çıktığı tek boyutlu bozkır dili tipine yaklaşıyor."

Ve, dediği oldu. Dilimizin canına okudular. Artık, sıra üstü şiirler, hikâyeler, derinlikli fikir yazıları,…
Türk Dili
Bir Zamanlar “Büyük ve Derin Türkçe” Halkın Dili İdi
D
il ve kültür meseleleri ülkemizde müşterisiz metâdır. Ama hâlâ merâklı ve hassâs insanlarımızı görmekten mutlu oluyoruz. Yeni bakanların açıklanmasından bu tarafa -bilhâssa Millî Eğitim Bakanımız görür, işitir ve müspet bir şeyler yapabilir ümîdiyle- dil meselemizle alâkalı bir hayli yazı yazdım. Bu müşterisiz metâ…