Benim Güzel Türkçem

Yalçın Özer 13.03.2021 1617
D

evlet Bakanı Işılay Saygın’ın yaptığı açıklamadan sonra, Türkçe diye bir dille konuştuğumuzun farkına vardık. Dilimizin bazı ciddi problemlerinin olduğunu ve bunları, diğer problemlerimiz gibi zamanın akışına bıraktığımızı görerek irkildik.

Oysa güzel Türkçemiz, Latin harflerine geçtiğimiz günden beri, sürekli bozulma ve aşınma içinde…

Dilimiz günden güne eriyip yok oluyor. Şimdi kısaca Türkçe’nin nerelerde ve nasıl bozulduğunu özetleyelim.

Türkçe’nin başına gelen ilk felaket “Dil Devrimi”dir.

12 Temmuz 1932’de “Türk Dili Tetkik Cemiyeti” kuruldu. Peyami Safa, o dönemi şöyle anlatıyor; “Türk Dil Kurumu’nun çalışma ve tartışmalarının birinci safhasında tasfiyeciler ön plana geçtiler. Atatürk onları destekledi. Türk Dil Kurumu, bilim ve felsefe terimlerinin Osmanlıca ve Fransızcalarından mürekkep bir liste vücuda getirdi ve üniversitelere, uzmanlara gönderdi. Onlardan yeni terimler vücuda getirmelerini istedi. Cevaplar Kurum’un uzmanları tarafından incelendi. Son şekillerini aldıktan sonra Milli Eğitim Bakanlığı’na gönderildi. Okul kitaplarına geçirildi.”

Tasfiyecilerin Maksadı Neydi?

Bu öyle ağır bir tasfiye hareketiydi ki, bir süre sonra kimse kimseyi anlayamaz duruma düştü. Sonunda Dil Kurumu’nu kuran Atatürk bile bu duruma isyan etti… Ama tasfiyecilik 1945 yılına kadar hız kesmedi. Bu seneden sonra orta yol tutulmaya çalışıldı ise de, belli bir siyasi gücün (CHP) himayesi altında, 12 Eylül 1980 yılına kadar devam etti. Bu dönemde tasfiyeciler, TDK’dan uzaklaştırıldı. Ve Türkçe’nin değerini bilen bilim adamları, Kurum’da görevlendirildi.

Türkçe’de tasfiye hareketinin ana maksadı neydi?..

Bu soruya çok çeşitli cevaplar verildi. Ama biz esasını ortaya koyalım; Tasfiye hareketinin temel gayesi, Türkçe’ye Kur’an-ı Kerim’den geçen kelime ve ıstılahları yok etmekti. Böylece dil, dinden arındırılacak ve (laik) bir yapıya kavuşturulmuş olacaktı (!).

Dil devriminin Türkçe’yi arılaştırmak gayesi ile yapıldığını söyleyenler, şu sorulara ve misallere cevap veremezler; “müselles” yerine “üçgen”, “mektep” yerine “okul”, “umumi” yerine “genel”, “hakimiyet” yerine “egemenlik”, kelimelerini koyan dil devrimcileri, sırasıyla aynı kelimelerin, “trigon, ekol, general, hegemoni” olarak… Latince ve Fransızca asıllı kelimeler olduğunu bilmiyorlar mıydı?..

Elbette biliyorlardı.

Ama onların istediği tek şey vardı o da Türkçe’nin içindeki dini kelimeleri katletmek… Çünkü devrimin bu çeşidi, sadece dilde değil, her alanda, bu manaya uygun olarak yürütüldü.

CHP ülkemiz gibi dilimizi de fakirleştirdi.

Orta Asya Bizi Anlamıyor

Bu sözümüzü daha doğruluyor; Sovyetler Birliği’nin çökmesinden sonra Türk Cumhuriyetleri ile temasa geçtik. Ve daha ilk temasta gördük ki, Türkçe’yi aslına kavuşturma iddiasıyla başlatılan hareket, Orta Asya ile aramıza kalın duvarlar örmüştü. Cumhuriyet öncesi döneminin Türkçesi ile çok rahat anlaşabileceğimiz Orta Asya Türkleri artık bizi anlamaz olmuşlardır.

Oysa onlar da bir alfabe “kiril” ve dil devrimi geçirdiler… 70 yıllık uzun bir karanlık dönemden geliyorlar. Demek oluyor ki CHP’nin gerçekleştirdiği devrim, Sovyet Devriminden çok daha sert ve tesirli değişiklikler getirmiştir.

Bunları geçmiş dönemin hikayesi diye anlatmıyoruz. Devrimci pusudadır. İşte misali;

Bundan önceki hükümet döneminde (fırsat bu fırsat) diyerek CHP’li Seyfi Oktay kolları sıvadı. “Yasa Dilini Türkçeleştirme” adı altında, CHP Dil Devrimini kendi bakanlığında yeniden hortlatmak istedi. Bunun için Adalet Bakanlığı’nda komisyonlar kurdurdu. Ama çok şükür ömrü yetmedi. Eğer bu “Devrimbazlık” devam ettirilseydi, adliye lisanda yeni bir kaos yaşanacaktı. Mahkemeler “hakyerleri” öyle hukuki “törel” tesciller “yamlanmalar” yapacaklardı ki, bunları Türkçe’ye çevirmek için arzuhalcilerin yanına bir de tilcik büroları açılacaktı.

Bugünkü Durum Da Kötü

Şimdiki durum biraz daha farklıdır. Şimdi Türkçe aynı tasfiyeyi, Batı dillerinin istilası yüzünden yaşamaktadır. İşin asıl facia yönüne ise, tasfiyenin halk tabakalarına doğru yayılmış olmasıdır. Tanzimat Döneminde, böyle bir facia yaşadık. Ama, o yıllarda tasfiyenin sirayeti, hiç değilse, birkaç monden kozmopolit çevre içinde kalmıştı… Şimdi berber dükkânı açan vatandaş “Erkek kuaförü”, lokanta açan, “restaurant” gıda pazarı açan ise “süpermarket” tabelası asıyor…

Bu gidişe “Dur!” denilmesi gereklidir. Bu açıdan hükümetin TDK ile ortaklaşa yürüttüğü çalışmayı doğru buluyoruz.

Ancak burada eklemek istediğimiz bazı noktalar var;

Taassuba Düşmeden…

Herşeyden önce şunu bilelim; bu ülkede kanunlar artık fazla bir şey ifade etmiyor. En azından bir iktidar değişikliği halinde, başlanan ciddi işler bile, tersine çevrilebiliyor. İkinci olarak her kanuni tedbir, boğucu bir bürokrasiyi beraberinde getiriyor. Bunun normal sonucu ise, halkta bezginlik ve isyan duygularını kabartmak oluyor.

Bir diğer mesele ise şu; bilime, teknolojiye ve bazı meslek dallarına ait terminoloji değiştirilemez. Bunların dili, ortak kabul edilen bir dünya terminolojisi meydana getiriyor. Bu konuda ülkeler arasında ufak tefek değişiklikler dışında, fazla bir farklılık yok.

Bu sebeple, Türkçe’yi kurtarmak isterken, tersine bir taassubun ağına düşmemek gerekli…

Emredici olmaktan ziyade teşvik edici olmaya itina etmek gerekiyor.

Ama öncelikle günlük dilimize giren ve yaygınlaşan “yanıt, sorun, yaşam, bağlam, olanak, gereksinim” vesaire gibi kaba, çirkin ve bozuk kelimelerden işe başlamak gerekiyor.

Uydurma kelimeleri, uydurma kültürlü, köksüz tiplerin ağızlarına çiklet yaptıklarını asla akıldın çıkarmamalıyız.





İlgili Makaleler

Türk Dili
Türkçe'nin Cilveleri
Z
ihnim boşaldıkça, daha doğrusu rahat zamanlarımda Türkçe’nin güzelliklerini, orijinal cilvelerini düşünürüm. Mesela hırsız kelimesinin manâsı mâlûmdur “hır” sözü herhalde iyi bir vasıf olmamalı ki, başkasının malını çalana hırsız demişlerdir. Ama bunun müsbet şekli de kullanılır. Birinden olumsuz şekilde bahsederken:

—…
Türk Dili
Dil Öğretiminde Paradigma Değişimi Şart
M
illi Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in şu sözleri, aslında uzun yıllardır göz ardı edilen bir eğitim açmazını berrak bir şekilde ortaya koyuyor:

"Her imtihanda yani ortalama bir İngiliz vatandaşının bilmediği gramatik kaideleri çocuklara test imtihanında sorduk. Bu şekilde dil öğrettiğimizi varsaydık, bu mantığı…
Türk Dili
Uydurukca Türkçe'nin Felsefi Dili
K

İm demiş “Türkçe’nin şu andaki mevcut kelimeleri ile felsefe yapılamaz” diye?

Yapılır efendim, yapılır; bal gibi yapılır!

Meselâ, Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”ni Türkçe mi okumak istediniz, işte buyurun:

“...İyi tikel özne ile onun istencinin özsel yanı olarak ilişkilidir ve böylelikle istenç yükümlülüğünü tam…

Türk Dili
Türkçe Medeniyet Dili İdi
L
isanın da bir matematiği vardır. İnsan, konuşur veya yazarken o matematik yahut lisanın kanunlarına riayet etmek zorundadır. 2 çarpı 2’nin kaç yaptığı bellidir. O gerçeği, kimse değiştiremez. Bunun gibi dilin de asırlar içinde oluşmuş kaidelerine riayet şarttır.
 
Pekâlâ; niçin “soru” değil de “sual” derdik?
 
Çünkü; Söz…
Türk Dili
Yunus Emre’nin Dili Hakiki Türkçedir
Y
unus Emre’nin kullandığı dil, zamanında herkesin kullandığı, konuştuğu dildir. İnancı, dünya görüşü ve bütün yaşayışıyla halkın, Anadolu insanının bir parçası olan Yunus’un dilde onlardan ayrılması zaten düşünülemezdi. Sanatının, belki de en büyük ve değerli tarafı da, Türkçeyi iyi kullanmış olmasıdır. “Yunus’un…
Türk Dili
RİT (Resmî İkâmeli Türkçe) Nedir?

Türkçe konuşan insanlar (millet, kavim, halk, topluluk vd.) tarafından dilin tabiî seyri içinde benimsenip kullanılan dil unsurlarının (ek, kelime, kelime grubu vd.) yerine geçmek üzere -dilin tabiî yapısına ve kānunlarına aykırı olarak- devletin karârı, kuvveti ve faâliyetiyle ikāme edilmiş unsurlarla şekil verilen…

Türk Dili
Gerçekleştirememek (!)
A

na dilimiz Türkçe, her gün büyük bir hızla bozulmaya, yıpranmaya devam ediyor. Dilin aslî yapısını bozmak, yeni kelime uydurmak çok tehlikelidir. Dünyada, Türkiye’den başka dili tahrip edilen bir millet yoktur.

Son zamanlarda öyle bir kelime peyda oldu ki; artık, gazeteci, sunucu, siyasetçi, akademisyen… hemen…

Türk Dili
Önce Osmanlı Türkçesi Sonra Ortak Alfabe
1
1 Eylül 2024’te medyada yer alan bir habere göre Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Akademisi, Ortak Alfabe Komisyonu 34 harften oluşan Latin asıllı bir alfabe üzerinde anlaştı. Bu, uzun yol daha ne kadar sürer ve nasıl bir netice verir bunu zaman gösterecek.

Bu haberin yayılması ile bir kısım akademisyen, gazeteci,…
Türk Dili
Dil Bayramı Gelmiş, Neyime?
Aynaya baktığınızda sadece yüzünüzü değil, bir müze de görürsünüz. Yüzünüz bir anlamda size aitse de ebeveynlerinizden, büyükanne ve büyükbabalarınızdan, onların ana-babasından ve daha kadim atalarınızdan miras aldığınız özelliklerin bir birleşiminden oluyor. Sizi rahatsız eden ya da hoşnut olduğunuz dudaklarınız ve…
Türk Dili
Uyduruk Bir Dile Hapsedildik
İ
talyanlar "Traduttore traditore" derler. Yani, "Mütercim haindir." Tepeden tırnağa haklılar. Çünkü hiçbir dil diğerine tam aktarılamaz. Hele büyük diller; sanatta, edebiyatta zirvelerden seslenmiş abide lisanlar. Türkçemiz de bir zamanlar öyleydi. Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Nâbî, işte o haşmetli dönemlerin eser adamlarıdır.

Türk Dili
Olanak Cumhuriyeti
T
anınmış Alman Türkolog Otto Jastrow üzülerek şöyle demişti: "Türk dili kültürel çok katlılığını ve nüans zenginliğini geniş ölçüde kaybederek tekrar, o ilk çıktığı tek boyutlu bozkır dili tipine yaklaşıyor."

Ve, dediği oldu. Dilimizin canına okudular. Artık, sıra üstü şiirler, hikâyeler, derinlikli fikir yazıları,…
Türk Dili
Bir Zamanlar “Büyük ve Derin Türkçe” Halkın Dili İdi
D
il ve kültür meseleleri ülkemizde müşterisiz metâdır. Ama hâlâ merâklı ve hassâs insanlarımızı görmekten mutlu oluyoruz. Yeni bakanların açıklanmasından bu tarafa -bilhâssa Millî Eğitim Bakanımız görür, işitir ve müspet bir şeyler yapabilir ümîdiyle- dil meselemizle alâkalı bir hayli yazı yazdım. Bu müşterisiz metâ…