Arı Dil Snobizmi

Prof. Dr. Ömer Faruk Akün 10.09.2021 1456
D

il şuurunun uğradığı za’f ve sarsıntı neticesi, bizim insanımız bugün Türkiye’de tam mânâsiyle bir dil ikiliğinin içine düşmüştür. Makam masasının başında, kürsüde, mikrofon önünde başka bir dil, bir başka lügat tekellüm ediyor; evinde, sofrasında, dost meclisinde âilesi ile ahbapları ile de bir başka dil söyleşiyor.

Yazdığı konuştuğunda, konuştuğu yazdığında; okuduğu söylediğinde, söylediği okuduğunda bir başka dil oluyor, bir başka lûgatleniyor. Radyoda, televizyonda duyduğu dili hayatında bulamıyor; evinde, sokakta konuştuğunu da onlarda kaybediyor.

İşte bu kargaşa tablosu içinde, Türk münevverlerinin dil mes’elesinde tavrı diye bir mes’ele bütün ağırlığı ile ortaya çıkar. Tasfiye hareketini, uydurmacılığı hiçbir suretle kabullenmeyenleri, ona teslim olmak istemeyenleri bir tarafa bırakırsak, okumuş kesimin dil mes’elesinde sahnelenen başlıca tip ve davranışları şunlardır:

En başta gelen, en sâri olan, dil züppeliği, arı dil snobizmidir. Bir kısım “aydın”, modern görünmek, çağa ayak uydurmuş gözükmek psikozu ile tasfiyenin dilini, kendilerini alışılmıştan, eski sayılandan uzak yeni ve ileri göstermeği sağlayan bir hususi lehçe gibi benimsemiştir. Onda düşünce kofluklarını, fikir sathîliklerini bu moda lügatin getirdiği kelimelerin cilâ ve örtüsü ile ambalajlamak imkânını da görmüşlerdir. Bu lehçenin lügatına sık sık başvurmak, bilgi ve fikir boşluklarını kamufle etmekten başka, söylenen ve yazılanları yeni diye satmağa da yaradığından çok revaçta bir tutum olmuştur.

Eski ve geri görünmemek için yeni ve moda kelimeleri kullanmak psikozu, bugün cemiyetimizde zihinleri çok geniş ölçüde tesiri altına almıştır. Bunun tezâhürlerini yeni ve eski her nesilden pek çok kimsede değişik değişik derecelerde görmekteyiz. Eski nesillerdekilerden bu psikozun içine girmiş olanların sayısı hiç de az değildir. Görmüş oldukları dil terbiyesi, dil kültürleri bakımından yeni nesillerden farklı durumda bulunan yaş ve seviyedeki kimselerin kendilerini bu psikoza kaptırmaları:

Kendini yeniye beğendirmek, kendini yeni kabul ettirmek, gençlerin adamı olmak, onların benimsedikleri kimse kalmak; yâni, hep yeni olmak, her zaman yeni kalmak, dâimâ yeninin içinde bulunmak gibi bir nevi nefis koruması ihtiyacından da kaynaklanmaktadır. Delikanlı görünmek heveslisi ak saçlının en aşırı spor kıyafetlere özenmesi, en göz alıcı modalara bürünmesi neyse, bu da ona benzer.

Yeniyi benimsemiş çevreye onu taklid ederek, ona benzemeğe çalışarak hoş görünmek zihniyeti aynı zamanda bir tavizci tavrın da ifadesi oluyor. Bu noktadan bir tavizcilik, pek çok münevverimizde görülen yaygın bir tutumdur. Yazının, sözün şurasında-burasına moda, yeni çıkma kelimeleri bulundurmakla belirli bir çevreyi memnun etmek, bu suretle o taraftan gelebilecek bazı tepkilerden kendisini mâsun tutmak, bu tavrın esâsını teşkil eder.

Yeninin, o çevrenin rağbet etmediğinin, hoş karşılamadığının yerine, moda olanın kullanılması ile hiç değilse zevâhir kurtarılmış olmaktadır. Bir çoğunluk yeni lehçenin, samimi olarak benimsemediği lûgatine bu yoldan hep taviz vermiştir. Vaziyet almaları, dil mes’elesinde inandıkları hakikatleri müdâfaa etmeleri gerekenler, baskı gruplarının mevcudiyeti dolayısıyla susmuşlar, rahatlarının kaçmaması için, yapılana karşı çıkmak yerine, böyle taviz yolunu seçerek teslimiyet göstermişlerdir.

Kimi kısımda ise alınmış herhangi bir seçik tavırdan çok, zihin insicamsızlığı kendini gösterir. Söz gelişi yüksek mevkide bir yetkilidir. Dildeki gidişattan şikâyetçi olduğunu söyler. Hattâ bir dil akademisinin mevcud olmamasına esef eder. Bunun kurulmaması için harekete geçileceğini söyler, fakat bu arada bütün şikâyet mevzuu olan kelimeleri de kullanmaktan geri kalmaz:

“Zorunlu”der, “bu nedenle” der, “kuşkusuz” der, “olanak”, “olasılık”, “uygarlık düzeyi” diye çeşitli sözler ifadesinde dizim dizim sıralanır. Burada bir düşünce insicamcızlığı bahis konusudur. Bununla mâlûl okumuşumuz maalesef az değil; en önde gelen makamlardan alt kademelere kadar her kesimde, hem de dilciler arasında ona sık sık rastlamak mümkündür.

 

İlgili Makaleler

Türk Dili
Türkçe'nin Cilveleri
Z
ihnim boşaldıkça, daha doğrusu rahat zamanlarımda Türkçe’nin güzelliklerini, orijinal cilvelerini düşünürüm. Mesela hırsız kelimesinin manâsı mâlûmdur “hır” sözü herhalde iyi bir vasıf olmamalı ki, başkasının malını çalana hırsız demişlerdir. Ama bunun müsbet şekli de kullanılır. Birinden olumsuz şekilde bahsederken:

—…
Türk Dili
Dil Öğretiminde Paradigma Değişimi Şart
M
illi Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in şu sözleri, aslında uzun yıllardır göz ardı edilen bir eğitim açmazını berrak bir şekilde ortaya koyuyor:

"Her imtihanda yani ortalama bir İngiliz vatandaşının bilmediği gramatik kaideleri çocuklara test imtihanında sorduk. Bu şekilde dil öğrettiğimizi varsaydık, bu mantığı…
Türk Dili
Uydurukca Türkçe'nin Felsefi Dili
K

İm demiş “Türkçe’nin şu andaki mevcut kelimeleri ile felsefe yapılamaz” diye?

Yapılır efendim, yapılır; bal gibi yapılır!

Meselâ, Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”ni Türkçe mi okumak istediniz, işte buyurun:

“...İyi tikel özne ile onun istencinin özsel yanı olarak ilişkilidir ve böylelikle istenç yükümlülüğünü tam…

Türk Dili
Türkçe Medeniyet Dili İdi
L
isanın da bir matematiği vardır. İnsan, konuşur veya yazarken o matematik yahut lisanın kanunlarına riayet etmek zorundadır. 2 çarpı 2’nin kaç yaptığı bellidir. O gerçeği, kimse değiştiremez. Bunun gibi dilin de asırlar içinde oluşmuş kaidelerine riayet şarttır.
 
Pekâlâ; niçin “soru” değil de “sual” derdik?
 
Çünkü; Söz…
Türk Dili
Yunus Emre’nin Dili Hakiki Türkçedir
Y
unus Emre’nin kullandığı dil, zamanında herkesin kullandığı, konuştuğu dildir. İnancı, dünya görüşü ve bütün yaşayışıyla halkın, Anadolu insanının bir parçası olan Yunus’un dilde onlardan ayrılması zaten düşünülemezdi. Sanatının, belki de en büyük ve değerli tarafı da, Türkçeyi iyi kullanmış olmasıdır. “Yunus’un…
Türk Dili
RİT (Resmî İkâmeli Türkçe) Nedir?

Türkçe konuşan insanlar (millet, kavim, halk, topluluk vd.) tarafından dilin tabiî seyri içinde benimsenip kullanılan dil unsurlarının (ek, kelime, kelime grubu vd.) yerine geçmek üzere -dilin tabiî yapısına ve kānunlarına aykırı olarak- devletin karârı, kuvveti ve faâliyetiyle ikāme edilmiş unsurlarla şekil verilen…

Türk Dili
Gerçekleştirememek (!)
A

na dilimiz Türkçe, her gün büyük bir hızla bozulmaya, yıpranmaya devam ediyor. Dilin aslî yapısını bozmak, yeni kelime uydurmak çok tehlikelidir. Dünyada, Türkiye’den başka dili tahrip edilen bir millet yoktur.

Son zamanlarda öyle bir kelime peyda oldu ki; artık, gazeteci, sunucu, siyasetçi, akademisyen… hemen…

Türk Dili
Önce Osmanlı Türkçesi Sonra Ortak Alfabe
1
1 Eylül 2024’te medyada yer alan bir habere göre Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Akademisi, Ortak Alfabe Komisyonu 34 harften oluşan Latin asıllı bir alfabe üzerinde anlaştı. Bu, uzun yol daha ne kadar sürer ve nasıl bir netice verir bunu zaman gösterecek.

Bu haberin yayılması ile bir kısım akademisyen, gazeteci,…
Türk Dili
Dil Bayramı Gelmiş, Neyime?
Aynaya baktığınızda sadece yüzünüzü değil, bir müze de görürsünüz. Yüzünüz bir anlamda size aitse de ebeveynlerinizden, büyükanne ve büyükbabalarınızdan, onların ana-babasından ve daha kadim atalarınızdan miras aldığınız özelliklerin bir birleşiminden oluyor. Sizi rahatsız eden ya da hoşnut olduğunuz dudaklarınız ve…
Türk Dili
Uyduruk Bir Dile Hapsedildik
İ
talyanlar "Traduttore traditore" derler. Yani, "Mütercim haindir." Tepeden tırnağa haklılar. Çünkü hiçbir dil diğerine tam aktarılamaz. Hele büyük diller; sanatta, edebiyatta zirvelerden seslenmiş abide lisanlar. Türkçemiz de bir zamanlar öyleydi. Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Nâbî, işte o haşmetli dönemlerin eser adamlarıdır.

Türk Dili
Olanak Cumhuriyeti
T
anınmış Alman Türkolog Otto Jastrow üzülerek şöyle demişti: "Türk dili kültürel çok katlılığını ve nüans zenginliğini geniş ölçüde kaybederek tekrar, o ilk çıktığı tek boyutlu bozkır dili tipine yaklaşıyor."

Ve, dediği oldu. Dilimizin canına okudular. Artık, sıra üstü şiirler, hikâyeler, derinlikli fikir yazıları,…
Türk Dili
Bir Zamanlar “Büyük ve Derin Türkçe” Halkın Dili İdi
D
il ve kültür meseleleri ülkemizde müşterisiz metâdır. Ama hâlâ merâklı ve hassâs insanlarımızı görmekten mutlu oluyoruz. Yeni bakanların açıklanmasından bu tarafa -bilhâssa Millî Eğitim Bakanımız görür, işitir ve müspet bir şeyler yapabilir ümîdiyle- dil meselemizle alâkalı bir hayli yazı yazdım. Bu müşterisiz metâ…