Ana Dil Sevgisinden Ana Dil Sorumluluğuna

Prof. Dr. Zeynep Korkmaz 06.12.2011 3250

G
ünlük gazeteleri, haftalık ve aylık dergileri, şiir ve roman türünden eserleri okurken, yer yer gözlerimiz ve düşüncelerimiz okuduğumuz satırlar arasında takılıp kalarak, o satırların fikir yapışma girmeyi güçleştiren dil düğümünü çözmeye çalışıyor. O düğüm, son yıllarda bir kısım yazar ve aydınımızı etki alanına çekmiş olan "öztürkçecilik" tutkusu, çalışmalarındaki "yanlışlık ve aşırılık" temayülüdür.

 

Bunlar boyunbağı yerine kravat, atkı yerine kaşkol, fesrengi, vişneçürüğü yerine bordo demekte bir mahzur görmezler. Ancak, dilde yüzyıllardır yerleşmiş, geçirdikleri şekil ve anlam değişmeleri ile artık Türkçenin benliğine sinerek yerli malı olmuş Doğu kaynaklı birçok kelimeyi kaldırıp atarak, Türkçeyi, Türkçeye yabancı bir kılığa sokmaktan çekinmezler.

 

Eser diyemezsiniz, ille de yapıt diyeceksiniz. Ta’ziye için başsağlığı dileyemezsiniz başsağı dileyeceksiniz. İbret yoktur ögrenek vardır. Akitleşmek için bağlantı yapamazsınız, uygun düşeni bağıt tır. Hele hele bağlantı yerine bağıntı yazmazsanız kişiliğinizdeki "devrimcilik" ve "ilericilik" damgası siliniverir.

 

Bunlar dilin, insan duygu ve düşüncesinin anlamlı seslere dönüşmüş bir kalıbı, fikir, dünyamızın dışa çevrilmiş bir aynası olduğunun, dil ile düşüncenin içice girmiş bulunduğunun, dildeki aksaklıkların düşünce dünyamızı da karartacağının şuurunda mıdırlar bilemiyorum. Belki evet, belki hayır! Kendilerine sorarsanız derler ki:

 

Özleştirmecilik” Türkçenin yapı ve söyleyiş bakımından kendi öz değerlerine yönelmesidir. Halkın dilinde yaşadığı halde asırlarca yazı dilinin sınırlarından içeriye sokulmamış olan ‘sözcük’lerimizin benimsenmesidir. Dilimizin geçmişinden bugününe, bugününden yarınına daha iyi bir gelecek yapma çabasıdır. Bütün bunlar bir ana dile olan sevgi ve bağlılığın işaretleri değil midir?”

 

Hemen, belirtelim ki, yukarıda görüşlerin hiç birine karşı değiliz. Eğer dilin tarihi gelişme şartlan gerektiriyorsa, üstün vasıflı bir kültür dili yapabilme azminde olan bir milletin kendi diline sahip çıkmasından daha tabiî bir şey de düşünülemez.

 

Aslında alan, aydın, doruk, kavram, tutarlı, tutarsız, tartışma gibi her yönü İle Türkçe olan birçok kelimeye kucak açmış olmamız da bu gerekçeye dayanmaktadır. Ancak, İş bu kadarla bitmiyor. Madalyonun öteki yüzünü çevirip baktığımızda, dilcilik adına bilgisizlik ve yetersizliğin, Türkçe sevgisi adına sorumsuzluğun, dile sahip çıkma adına dili tırpanlamanın, "öztürkçecilik" adına kavram kargaşasının ve anlam bozulmasının iç karartıcı örnekleri ile karşılaşıyoruz:

 

İşte size betim (tasvir) düşün (fikir) imge (hayal), azışık (şiddetli) özdeksel, tensel (maddi), yadsımak (inkâr etmek) ekin (kültür); dizisel ve çağrımsal bağıntılar gibi birkaç türetim ve kullanış garibesi daha.

 

Her ne kadar bunların görünüşleri Türkçeye benzemekte ise de, gerçekte Türkçenin yapı ve işleyişine ters düşen uydurmacalardır. Halk bunların hiçbirisini ne kullanır, ne de anlar. Bunlarla dil kendi öz değerlerine yönelmek şöyle dursun, öz değerlerinden saptırılmakta, halkın dili ile aydınların dili, geçmişin dili ile geleceğin dili arasında yeni bir uçurum konulmaktadır.

 

Ekin tarlasında bitmiş yabani otlara benzeyen bu asalak kelime ve şekiller, dilimizi bir yandan bulanıklığa ye anlaşılmazlığa sürüklerken bir yandan da fikir dünyamızla olan bağlantıları koparmış, ifade gücünü kısırlaştırmağa başlamıştır. Bundan daha acı olanı da bugüne kadar daha çok meslekten olmayan dilciler ve dilseverler eliyle yürütülegelen "öztürkçeleştirme" çalışmalarına gönülleri anadil sevgisi ile dolu yazarlarımızın, aydınlarımızın, yeni yetişen gençlerimizin de sorumsuzca kapılmış olmalarıdır. Çünkü, sevgi tek başına yeterli değildir. Buna dil şuurunu ve sorumluluk duygusunu da katmak gerekir.

 

"Özleştirmecilik" diye yapılan densizlikler ancak sorumluluk duygusunun süzgecinden geçirilerek engellenebilir. Aksi halde, gençlerimizin topluma ve kendi kültür değerlerine yabancılaşma tehlikesi gibi, bir gün Türk dilinin de rayından çıkarak kendi kendine yabancılaşması ile karşılaşabiliriz.

İlgili Makaleler

Türk Dili
Türkçe'nin Cilveleri
Z
ihnim boşaldıkça, daha doğrusu rahat zamanlarımda Türkçe’nin güzelliklerini, orijinal cilvelerini düşünürüm. Mesela hırsız kelimesinin manâsı mâlûmdur “hır” sözü herhalde iyi bir vasıf olmamalı ki, başkasının malını çalana hırsız demişlerdir. Ama bunun müsbet şekli de kullanılır. Birinden olumsuz şekilde bahsederken:

—…
Türk Dili
Dil Öğretiminde Paradigma Değişimi Şart
M
illi Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in şu sözleri, aslında uzun yıllardır göz ardı edilen bir eğitim açmazını berrak bir şekilde ortaya koyuyor:

"Her imtihanda yani ortalama bir İngiliz vatandaşının bilmediği gramatik kaideleri çocuklara test imtihanında sorduk. Bu şekilde dil öğrettiğimizi varsaydık, bu mantığı…
Türk Dili
Uydurukca Türkçe'nin Felsefi Dili
K

İm demiş “Türkçe’nin şu andaki mevcut kelimeleri ile felsefe yapılamaz” diye?

Yapılır efendim, yapılır; bal gibi yapılır!

Meselâ, Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”ni Türkçe mi okumak istediniz, işte buyurun:

“...İyi tikel özne ile onun istencinin özsel yanı olarak ilişkilidir ve böylelikle istenç yükümlülüğünü tam…

Türk Dili
Türkçe Medeniyet Dili İdi
L
isanın da bir matematiği vardır. İnsan, konuşur veya yazarken o matematik yahut lisanın kanunlarına riayet etmek zorundadır. 2 çarpı 2’nin kaç yaptığı bellidir. O gerçeği, kimse değiştiremez. Bunun gibi dilin de asırlar içinde oluşmuş kaidelerine riayet şarttır.
 
Pekâlâ; niçin “soru” değil de “sual” derdik?
 
Çünkü; Söz…
Türk Dili
Yunus Emre’nin Dili Hakiki Türkçedir
Y
unus Emre’nin kullandığı dil, zamanında herkesin kullandığı, konuştuğu dildir. İnancı, dünya görüşü ve bütün yaşayışıyla halkın, Anadolu insanının bir parçası olan Yunus’un dilde onlardan ayrılması zaten düşünülemezdi. Sanatının, belki de en büyük ve değerli tarafı da, Türkçeyi iyi kullanmış olmasıdır. “Yunus’un…
Türk Dili
RİT (Resmî İkâmeli Türkçe) Nedir?

Türkçe konuşan insanlar (millet, kavim, halk, topluluk vd.) tarafından dilin tabiî seyri içinde benimsenip kullanılan dil unsurlarının (ek, kelime, kelime grubu vd.) yerine geçmek üzere -dilin tabiî yapısına ve kānunlarına aykırı olarak- devletin karârı, kuvveti ve faâliyetiyle ikāme edilmiş unsurlarla şekil verilen…

Türk Dili
Gerçekleştirememek (!)
A

na dilimiz Türkçe, her gün büyük bir hızla bozulmaya, yıpranmaya devam ediyor. Dilin aslî yapısını bozmak, yeni kelime uydurmak çok tehlikelidir. Dünyada, Türkiye’den başka dili tahrip edilen bir millet yoktur.

Son zamanlarda öyle bir kelime peyda oldu ki; artık, gazeteci, sunucu, siyasetçi, akademisyen… hemen…

Türk Dili
Önce Osmanlı Türkçesi Sonra Ortak Alfabe
1
1 Eylül 2024’te medyada yer alan bir habere göre Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Akademisi, Ortak Alfabe Komisyonu 34 harften oluşan Latin asıllı bir alfabe üzerinde anlaştı. Bu, uzun yol daha ne kadar sürer ve nasıl bir netice verir bunu zaman gösterecek.

Bu haberin yayılması ile bir kısım akademisyen, gazeteci,…
Türk Dili
Dil Bayramı Gelmiş, Neyime?
Aynaya baktığınızda sadece yüzünüzü değil, bir müze de görürsünüz. Yüzünüz bir anlamda size aitse de ebeveynlerinizden, büyükanne ve büyükbabalarınızdan, onların ana-babasından ve daha kadim atalarınızdan miras aldığınız özelliklerin bir birleşiminden oluyor. Sizi rahatsız eden ya da hoşnut olduğunuz dudaklarınız ve…
Türk Dili
Uyduruk Bir Dile Hapsedildik
İ
talyanlar "Traduttore traditore" derler. Yani, "Mütercim haindir." Tepeden tırnağa haklılar. Çünkü hiçbir dil diğerine tam aktarılamaz. Hele büyük diller; sanatta, edebiyatta zirvelerden seslenmiş abide lisanlar. Türkçemiz de bir zamanlar öyleydi. Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Nâbî, işte o haşmetli dönemlerin eser adamlarıdır.

Türk Dili
Olanak Cumhuriyeti
T
anınmış Alman Türkolog Otto Jastrow üzülerek şöyle demişti: "Türk dili kültürel çok katlılığını ve nüans zenginliğini geniş ölçüde kaybederek tekrar, o ilk çıktığı tek boyutlu bozkır dili tipine yaklaşıyor."

Ve, dediği oldu. Dilimizin canına okudular. Artık, sıra üstü şiirler, hikâyeler, derinlikli fikir yazıları,…
Türk Dili
Bir Zamanlar “Büyük ve Derin Türkçe” Halkın Dili İdi
D
il ve kültür meseleleri ülkemizde müşterisiz metâdır. Ama hâlâ merâklı ve hassâs insanlarımızı görmekten mutlu oluyoruz. Yeni bakanların açıklanmasından bu tarafa -bilhâssa Millî Eğitim Bakanımız görür, işitir ve müspet bir şeyler yapabilir ümîdiyle- dil meselemizle alâkalı bir hayli yazı yazdım. Bu müşterisiz metâ…