Yükselme Devrinde Osmanlı Devleti ve Türk Dünyası

Prof. Dr. Sabahattin Zaim 13.11.2012 4428
Y
ükselme devri olan 15. ve 16. asırlarda Osmanlı Devleti'nin durumunu barış içinde siyasi ve iktisadi istikrar ile ifade etmek mümkündür.

Hakikaten bu dönemde, bir buçuk asır boyunca paranın değeri değişmemiş, vergi miktarları ve fiyatlar sabit kalmıştır. Bugünkü şartlara bakarak inanılması güç bir durum. Bunun nasıl gerçekleştirildiğini anlamak için o devirlerin her yönüyle iyi incelenmesi lazımdır. Ancak şunu ifade etmek gerekir ki, o devrin yapısını ve mantalitesini iyi anlamak için İslam'ı iyi bilmek gerekir.

Her yükselen devlet gibi, Osmanlı Devleti'nin de mükemmel bir organizasyonu, sağlam kurumları ve İslami temellere dayalı adil bir yargı sistemi mevcuttu. Osmanlı Devleti'nin yapısı ve organizasyonu bir cümle ile şöyle ifade edilebilir: Devlet, siyasette ve askeriyede merkeziyetçi olup, iktisatta ve idarede adem-i merkeziyetçi idi. İktisadi hayatta, hukuki düzen itibariyle liberal ve ferdiyetçi bir tutum hakim olduğu halde, kurumlaşmış toplum düzeni dini ve içtimai muhtevalı gönüllü teşekküllerden kurulu üçüncü sektör itibariyle düzenleyici ve müdahaleci idi.

Seçkin Bir Kadro

Türk tarihinin bu muhteşem devrinde çok gelişmiş bir kültürel, sosyal ve iktisadi çevre içinde seçkin bir kadro yaşamıştır. Bunlardan bazıları:

Padişahlar: Yavuz Sultan Selim ve Muhteşem Kanunî Süleyman

Sadrazamlar: Sokollu Mehmet Paşa, İbrahim Paşa, Rüstem Paşa

Şeyhülislamlar: Zembilli Ali Efendi ve Ebussuud Efendi

Veliler: Yahya Efendi

Amiraller: Barbaros Hayrettin Paşa, Hızır Reis, Turgut Reis, Pîrî Reis,

Şair: Bakî

Mimarlar: Mimar Sinan, Mehmet Ağa, Ahmet Ağa, Süleyman Ağa, Mustafa Ağa, Davut Ağa, Hayrettin Ağa, Muslihiddin Ağa, Kara Şaban Ağa, Hüseyin Çavuş, Acem Alisi (Sultan Selim Camii'nin mimarı),

Hattatlar: Şeyh Hamdullah, Doğu Türklerinden Timur'un torunu hattat Baysungur Mirza, hattat Karahisarî Ahmet Şemseddin Efendi (Süleymaniye'nin yazılarını yazdı),

Tarihçiler: Hoca Saadettin Efendi (Tacü't-Tevarih), Taşlıcalı Yahya Bey, Nevaî, Vakkî, Ruhi-i Bağdadî, Sinan Paşa, İdris-i Bitlisî.

Mimar Sinan'ın meşhur eserlerinden olan Süleymaniye, Mihrimah Sultan, Rüstem Paşa, Topkapı'da Ahmet Paşa, Eyüp'te Zal Mahmut Paşa, Beşiktaş'ta Sinan Paşa camileri ile Sokollu ve Edirne Selimiye Camii bu devirde yapılmıştır.

16. asrın sonunda devletin yüzölçümü 20 milyon km2'yi bulmuştu. Dünyanın en büyük devleti idi. Üç kıtaya yayılmış olan Türk devletine Kuzey Sumatra (Açe), Doğu Türkistan (Kaşgar), Orta Afrika, Doğu Afrika (Mozambik), Habeşistan, Lehistan, Litvanya, Fas, Moritanya ve Volga boyları sınır olmuştur.

Nüfusu 35 milyon civarında idi. Dünya nüfusu 548 milyon olup, Hindistan (150), Çin (80)'den sonra 3. ülke idi. O dönemde İspanya (33), Almanya (18), Fransa (15), Japonya (14), Rusya (7), İngiltere (6),Venedik (6) milyondu. 1592'de Londra 550 bin, Paris 450 bin, Napoli 270 bin nüfusa sahipti.

16. asırda devlet gelişirken şehirleşme hareketleri de hızlanmış, şehirler hızla büyümüştür. İstanbul'un nüfusu asrın başı ile sonu arasında 400 binden 1.2 milyona çıkmıştır. Saraybosna'nın nüfusu 8 bin'den 80 bine ulaşmış, 92 mahalleli bir şehir olmuş ve Viyana ile boy ölçüşür hale gelmiştir. Sadece 1571-1580 arasında 13 büyük şehrin nüfusu %50 oranında
artmıştır.

Türk Dünyası

16. asır Osmanlı Devleti ile birlikte bütün Türk dünyasının gelişmiş, ilerlemiş olduğu bir çağdı. Karadeniz ve Hazar Denizi'nin kuzeyinde Doğu Avrupa ile İdil-Volga boyunda Altınorda Devleti 13-16. yüzyıllar arasında devam etmiş bir Türk devleti idi.

Hindistan'da Babür'ün kurduğu Türk Devleti Babür İmparatorluğu da 16. asırda en büyük yükseliş devrini yaşamış, 1494'de 11 yaşında Fergana tahtına çıkan Babür 1526'da Delhi'yi almış, 1528'den itibaren Hindistan'a hakim olmuştur. 1858 tarihine kadar bu devlet hüküm sürmüştür.

5. Padişah Şah Cihan'ın Agra'da yaptırdığı meşhur Taç Mahal'i Mimar Sinan'ın öğrencilerinden olan İstanbullu Mehmet İsa Efendi yapmıştı (1636-1658 arasında 22 yılda yapılmıştı).

Kanuni’nin Türk Dünyasını Birleştirme Projesi

Kanunî Sultan Süleyman, Don-Volga-İdil nehirlerinin birbirine 50 km. yaklaştığı yerde bir kanal açarak Karadenizle Hazar Denizini birleştirmek istemişti. Böylece Karadeniz'de, Azak Denizi'nden Don nehrine girecek olan Osmanlı gemileri, Volga-İdil nehri yoluyla Hazar Denizi'ne inebilecekti. Kanal tamamlanınca 950 km. tutan Azak-Astırhan nehir yolu açılacaktı.

Bu kanalla Türkiye-Türkistan, İstanbul ile Bakü su yoluyla birbirine bağlanmış olacaktı. Siyasi ve askeri bakımdan olduğu kadar iktisadi bakımdan da çok önemli bir proje idi. Kanunî sağlığında iken bu siyasetini gerçekleştiremedi. Fakat yerine geçen II. Selim projeyi benimsedi ve Kanunî'nin ölümünden 3 yıl sonra teşebbüse girişti. 1569'da donanma Kasım Paşa yönetiminde sefere çıktı, fakat başarılı olunamadı ve proje kaldı (Ruslar bu projeyi ancak 1952 yılında gerçekleştirebildiler).

Bütün diğer Türk devletleri gibi Osmanlı Devleti de teşkilat ve fonksiyon olarak en mükemmel devrini yaşıyordu. Organizasyon fevkalade gelişmişti. Esasen organizasyonda başarılı olamayan bir devletin cihan devleti olması mümkün değildir. Bilhassa I. Süleyman'a Kanunî adını verdiren düzenlemeler toplumun bütün hukuki, sosyal, kültürel ve iktisadi veçhelerini ihtiva ediyordu.

 

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz