
Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.
**********
Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler
Güllelerin Cehennemlik yağmurundan kaçarken
Yolun biraz kenarında tek başına bir nefer
Pervasızca bombalardan ateşlerden her şeyden.
Kendisine, süngüsünden bir mihrapçık kurmuştu.
Sonra onun karşısında namazına durmuştu.
**********
Ne, havada ıslık çalan ve düştüğü yerlere
Kızgın çelik darbelerle ölüm saçan gülleler,
Ne semada ifrit gibi vızıldayan tayyare…
Ne dünyalık bir düşünce, ne bir korku, ne keder.
Onun demir yüreğini oynatmaktan acizdi.
Sanki toplar, şarapneller tehlikesiz, sessizdi.
***********
Potinleri yanında idi, onun büyük saygısı
Kunduralı ibadeti görmüyordu muvafık
Böyle temiz bir yüreğin bütün işi kaygısı
Elbet hakkın rızasına olmalıydı mutabık.
Kuru toprak üzerinde, kundurasız kılınan
Bu namazın, pek uygun kubbesiydi asuman
**********
Bir çam, ona gölgesinden yapmıştı seccade
Sanki tekbir alıyordu, vakit vakit, top sesi…
Gözlerin sade akı beyaz kalan yüzünde
Parlıyordu o sarsılmaz imanın gölgesi.
**********
Giyindiği başlığın gölgesine gömülen
Süzük gözler dikilmişti o süngüden mihraba
Rabbimizin divanında, eli bağlı dururken
Artık o can kaygusunu almıyordu hesaba
***********
Kahramandır çünkü toplar etrafında patlarken
Zerre kadar titremedi namazını bozmadı
Dört yanına ateş saçan türlü türlü afetten
Sanki onu koruyordu bir meleğin kanadı.
Onun böyle tevekkülü bana pek çok dokandı,
Yüreğimi bir şey ezdi, iki gözüm sulandı.
**********
Böyle dalgın düşünceyle geçiyordum bakarak
Sağa sola selam verdi, namazını bitirdi
Tesbihini çekti, sonra ellerini açarak
Yaratana dua için yukarıya kaldırdı.
Şimdi artık, Allahına döküyordu derdini
Gözlerini kapamıştı unutmuştu kendini
**********
Mevlasına karşı boynu bükük duran bu nefer
Korku bilmez bir yiğitti ne kadar çok imrendim
Duasına mutlak (Âmin) diyorlardı melekler
Kendimi pek fazla gördüm yavaş yavaş çekildim.
**********
Çekilmiştim; bakıyordum geriye
Merak ettim ne yapıyor o diye
Ben merakla böyle durup bakarken
O, doğruldu silkinerek yerinden
Mevlasına duasını bitirdi
Süngüsünü kılıfına geçirdi
Gidiyordu arkasından seslendim
Dönüp baktı cevap verdi “efendim”
Uğur ola, acelen ne hemşerim,
Biraz eğlen, gel cigara içelim!
Yok efendi, affedersin işim var.
Öyle fazla eğlenemem vakit dar
Sonra belki yetişemem nöbete
Buradan daha epey sürer şu tepe
Başka vakit görüşürüz inşallah
Selametle koç yiğidim eyvallah
Fakat bari, şu paketi olsun al!
Eksik olma tütün içmem, hoşça kal!
Koç yiğidim ikametin nerede?
Kanlı sırtın önündeki siperde
Böyle deyip şahin gibi süzüldü
Sanki bağlı bir aslandı çözüldü
**********
Kanlı sırtın önlerinde eğlenirmiş bu aslan
Fakat bilmem, bu toprağın kansız yeri neresi
Düşmanlar da şahittir ki, seller gibi çağlayan
Türk kanıyla yoğrulmuştur bütün dağı deresi
Sen de işte o fedakâr erlerdensin ey yiğit
Vazifen pek mukaddestir aman durma hadi git.
**********
Adı neydi nereliydi soramadım kendine
Anadolu’dan olduğu lisanından belliydi
Adı Mehmet, ya Ahmet miş anlamaya hacet ne,
Oradaki yiğitlerin hepsi de bir halliydi.
Hepsi dindar, hepsi nazik, hepsi tosun, hepsi mert
Hepsi halka karşı yumuşak, düşman için sert.
***********
Selam size ey Bursa’nın Ankara’nın Konya’nın
Vatan için ölümleri şeref bilen evladı
Emin olun sizden akan bir damlacık al kanın
Elemiyle bir milletin bütün ruhu kanadı.