Türk Asrı!

Fuat Bol 08.05.2025 378
C
resim
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o irtifa çıkılmaz bir nokta mıydı bilmem; lakin bu inhitat, bu çöküş inilmez bir kuyu gibidir!’.

Dikkat ediniz; bizim başımıza gelenler, başka hiçbir devletin veya imparatorluğun başına gelmedi. Zira onlar en faza maddi yapılarını, devletlerini kaybettiler. Bize ise, yalnızca devletimiz kaybettirilmedi; bu maddi yıkıntının yanında manamız da hamur mayamızın yoğrulduğu bütün manevi değerlerimiz de yer ile yeksan edildi.

Zira düşmanın hedefinde yalnızca devletimiz değil, devlet ve milletimizin sahip olduğu bütün manevi değerler vardı.

Millî mücadeleden sonra; Osmanlının enkazının külleri üzerinde yeniden yeşertmeye çalıştığımız genç Cumhuriyetle; devlet ve millet hayatımızda, tarih yolculuğumuzda yola revan olurken, kolumuz kanadımız kırıldığı gibi, manamız da köreltilerek, köksüzleştirildik.

Cihan devletimizi ortadan kaldıran düşman (lar) güçlü ve bir o kadar da insafsız ve acımasızdı. Bize biçtikleri kefenle, Türklük ve Müslümanlık bir daha asla görkemli (mehabetli) eski günlerine dönemeyecekti.

Onlara göre ne olacak ve ne de ölecektik lakin sürünerek yaşayabilecek ve en fazla onların uydusu-peyk olabilecektik.

Evet; özellikle son 200 yılda (birkaç lidere ait kısa dönemler hariç), dünya sahnesinde aktif olarak rol alamadık, dolayısıyla nazım rol oynayamadık ve bütün dünya adaletten yoksun, zulüm ve zorbalar dönemini yaşadı.

Aşk, saffet, vecd ve yükselme dönemimizde bütün cihana huzur ve saadet Topkapı Sarayının Adalet Kulesinden yayılıyordu. O vakitler, dünyanın öteki ucundaki nadanlar bile zulmedecekleri zaman bin kere düşünür ve İstanbul’daki kudretli adil sultanın korkusundan titrerlerdi ve işleyecekleri cinayetlerden vaz geçerlerdi.

Aksi halde, kellelerinin, Osmanlı kılıçlarından damlayacağını çok iyi biliyorlardı.

Ademe (yokluğa) mahkûm edildiğimiz son iki yüz yılda, yeryüzünden silinmiş ve adeta yerin dibine geçirilmiştik. Yerin dibinde olsak bile, kömürdük ve kömürden elmasa dönüşebileceğimizi kimseler bilmezdi, bilemezdi.

İki yüz yıldır, için için oluşuyor, pişiyor; eski mutantan, görkemli, şaşalı günlerin hayaliyle yanıp tutuşuyorduk. 

Kömürden elmasa dönüşmek için, bayrakların rüzgâr beklemesi gibi, milletler de onları da titretip kendilerine döndürecek ve şaha kaldıracak, millet ve devlet sevdalısı liderlerini beklerler.

Bu zaman zarfında nice millet ve devlet sevdalısı liderler gelmesine rağmen, ancak zamanlarının ve zeminlerinin ve hepsinden önemlisi şartlarının el verdiği kadar hizmet yaptılar, yapabildiler.

Ve hepsi tarihteki yerlerini aldılar, alacaklar.

Geldiğimiz bu Milenyum çağında sabır taşı çatladı, doğum sancıları başladı; köklerinden koparılmış Müslüman-Türk titreyip kendine geldi, kömür diye yere gömdükleri elmas olup yerden fışkırdı, kutlu doğumun muştuları bir bir gerçekleşti, gerçekleşiyor,

Şafak sökmek üzere; artık zamanın da zeminin de şartların da kalbi ‘Türk ve İslam’ diye çarpmakta.

Üstad Necip Fazıl’ın tespitiyle başladık, yine onun bekleyiş ve temennisi ile bitirelim: 

‘Aç kapıyı haber var,
 Ötenin ötesinden.
 Dudaklarda şarkılar,
 Kurtuluş bestesinden.
        
 Biz geldik, bilen bilsin.
 Gönül gönül girilsin.
 İnsanlar devşirilsin,
 Sonsuzluk destesinden!’
          
         
                                                                                                                                                                                                                                                       
             
                                                                                                                                     
 

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz
Medeniyetimiz
Yunani Değil Türk ve İslam İsimleri
B
izde İslâmî ve Türkçe olmayan Yunan mitolojisi kaynaklı veyâ Lâtince isimler giderek şuursuzca kullanılmaktadır. Bunlara bâzı örnekler verelim: Asia (Asya) Oceanos’un kızı Athena, zekâ tanrıçası, bizde de bir müzik topluluğunun adıdır. Atlas, gökyüzünü taşımakla cezâlandırılan bir tanrı. Apollon’un âşığı Daphne (Defne…