Kıbrısın Fethi

Hüseyin Kabasakal 29.10.2024 520
A
resim

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü içinde, maddi ve manevi hazırlıklardan sonra girişilen bu amansız taarruzlar, Türkler için mukaddes amaç olarak tanınan hedefe, zafere ulaşma sonucunu gerçekleştirdi. Lemsos Burcu’nun ikinci plandaki kulesi ele geçirilerek buraya Türk Bayrağı çekildi.

Lemsos Kulesi Burcu’nun en yüksek noktasında dalgalanmaya başlayan Türk Bayrağı, Türk zaferini, Kıbrıs’ın fethedilmiş olduğunu ilan ediyordu. Bu durumu gören ve artık direnmenin gereksiz olduğunu kabul eden Venedik Komutanlığı, kale surlarına çektirdiği beyaz bayraklarla teslim olma isteklerini bildirdi (1 Ağustos 1571).

Venediklilerle vire[*] antlaşması yapıldı. Yapılan bu antlaşmaya göre:

-   Hacca giderken Venediklerce yakalanan 50 Türk esiri geri verilecekti.

-   Kaledeki İtalyan aileleri, çocukları ve eşyalarıyla birlikte Girit’e gönderilecekti.

-   Beş kale topunun, üç komutan atının ve az sayıda hafif silahın birlikte götürülmesine müsaade edilecekti.

-   Bunları götürmek üzere bir Türk Filosu verilecekti.

-  Şehirde kalacak yerli halkın mal ve can mallarına dokunulmayacak, dinlerinde hür kalacaklar; istedikleri takdirde mallarıyla birlikte diledikleri ülkeye gidebileceklerdi.

Taraflarca kabul edilen bu şartlara göre hazırlıklara başlandı. 2 Ağustos 1571 günü Lala Mustafa Paşa’nın emriyle şehre yeterli yiyecek ve içecek maddeleri gönderildi. Üç kadırga, on Karamürsel, bir küçük yük gemisinden teşekkül eden bir Türk Filosu limana gelerek kadın ve çocuklara ait eşyanın yüklenmesine başlandı. 3-5 Ağustos 1571 günlerinde Venedik birliklerinin topları ve silahlarının bindirilme ve yüklenme işleri bitirildi.

Kale Komutanı Bragadin, şehrin anahtarını teslim ve veda etmek üzere Lala Mustafa Paşa’nın otağına gitme müsaadesi istedi. Bu istek, Türk başkomutanı tarafından nezaketle kabul edildi.

Bragadin, 5 Ağustos 1571 akşamı saat 21.00’de, yanında Astorre Baglione, Louis Martinengo, Jean Antonie Quirini ve öteki rütbeli subaylar, 50 koruyucusu, 300 kişilik karma muhafız birliği olduğu halde Türk başkomutanlığı karargâhına geldi.

Lala Mustafa Paşa, gelenleri büyük bir incelikle, içtenlikle karşıladı. Antlaşmaya rağmen bazı tatsız hadiselere mani olmak, Venediklileri Girit’e götürecek Türk Filosunun seyri esnasında bir Venedik saldırısına karşı güvence olmak üzere, filonun dönüşüne kadar Komutan Quirini’yi burada, yanında alıkoyacağını bildirdi. Bragadin bu istek üzerine sert bir tutum göstererek: “Bir bey değil bir köpek bile alıkoyamazsın” şeklinde çirkin bir karşılık verdi. Lala Mustafa Paşa çok sinirlendiği halde, sükûnetini muhafaza ederek 50 Türk esirinin teslimini istedi.

Bragadin “Vire gecesi onların hepsini katletmişler” dedi. Bunun üzerine Lala Mustafa Paşa: “O halde vireyi sen bozmuşsun” dedi. 50 Türk esirinin kanına karşılık olarak oradaki on Venedikli komutanın başlarının vurulmasını emretti. Bunlarla birlikte Bragadin de idam edildi. Gemiler boşaltılarak kadın ve çocuklar Ada’ya yerleştirildi. 4.000 Venedikli asker esir (forsa) olarak Türk donanmasına dağıtıldı. Böylece, suçlular insanlık dışı eylemlerinin diyetini kanlarıyla ödediler. Dolayısıyla teslim antlaşması da yürürlükten kalkmış oldu.

Lala Mustafa Paşa, 9 Ağustos 1571 Perşembe günü ihtişamlı bir merasimle Magosa Kalesi’nden şehre girdi ve beylerbeyleri yanında olduğu halde ordunun zafer geçidini selamladı.

Ayasofya katedrali camie çevrildi; 17 Ağustos 1571 günü Cuma namazı burada kılındı.

Magosa muharebeleri süresince Türk kara ve donanma topçusu 12.000 mermi ve 43.000 taş gülle atmıştır. Buna karşılık barut azlığından, Venedik topçusu ancak, 4.600 mermi atabilmiştir.

Magosa Kalesi böylece, uzun ve kanlı bir mücadelenin sonunda zaptedilmiş ve Kıbrıs’ta Venedik egemenliği Türklere geçmiş oluyordu.

16 Mayıs 1570 – 1 Ağustos 1571 tarihleri arasında 15,5 ay sürmüş olan Kıbrıs Harekâtı, Türklere çok pahalıya mal olmuştur. 50.000 Türk şehidinin kanıyla ıslanarak mukaddes olan Kıbrıs toprakları, bu sebeple Türk tarihi ve Türk milleti için kutsî bir mana kazanmıştır.  

Fethin Sebepleri

Araplar, Kıbrıs’ın fethi amacıyla Ada’ya, ardı ardına 24 sefer yapmışlardır. Bu seferlerden birinde Peygamber efendimizin süt halası şehit olmuş; buraya defnedilmiştir. Peygamber efendimizin ailesinden bir kişinin mezarının Hıristiyan ülkesinde bulunması, Osmanlı Devlet düşüncesine aykırı görülüyordu.

Yavuz Sultan Selim Han, Mısır’ı Memluklerden aldıktan sonra Halifelik Osmanlı hükümdarlarına geçmişti (1517). Mısır Memlukleri, Kıbrıs Adası’nın gelirlerini Mekke ve Medine halkının geçimlerine bağlamışlardı. Mısır, Osmanlılara geçtiğine göre, bu vazifenin Osmanlı Devleti tarafından devam ettirilmesi dini bir mecburiyet olarak kabul ediliyordu. Dolayısıyla Kıbrıs Adası, Hıristiyanların elinde daha fazla kalamazdı.

Ayrıca, Venedik korsanları, Osmanlı hacılarını denizyoluyla Mısır’a götüren gemilere de sürekli zarar veriyorlar, hac yolculuğunu engelliyorlardı.

Bu durumlar karşısında, Kıbrıs meselesinin hallinin şeriata da bağlanması için Şeyhülislam Ebussuud Efendi’den, Venediklilere savaş açılmasının şeriata uygun olduğuna dair fetva da alınmıştı.

Bu fetvanın hazırlanmasında Ada’nın eski bir İslâm vilayeti iken Hıristiyanların eline düştüğü, medrese ve mescitlerin tahrip edildiği, İslâm dininin horlandığı, dünyanın dört yanına çirkin davranışlarını yaydıkları, Venediklilerle, daha önce yapılan antlaşmada bu ilin de bulunmuş olması dolayısıyla o ülkeyi İslâm ülkesine kattığı takdirde şeriatın bunu engellemeyeceği, İslâmların padişahının Hıristiyanlarla barış yapmasının bütün Müslümanlara yararı olursa şeriata uyduğu; olmazsa, gerektiğinde bozulmasının da şeriata uygun olduğu temel prensip olarak alınmıştı.  



[*] Vire veya Vira, bir kalenin görüşme yoluyla teslimi antlaşması hakkında kullanılan bir ifadedir.

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz
Medeniyetimiz
Yunani Değil Türk ve İslam İsimleri
B
izde İslâmî ve Türkçe olmayan Yunan mitolojisi kaynaklı veyâ Lâtince isimler giderek şuursuzca kullanılmaktadır. Bunlara bâzı örnekler verelim: Asia (Asya) Oceanos’un kızı Athena, zekâ tanrıçası, bizde de bir müzik topluluğunun adıdır. Atlas, gökyüzünü taşımakla cezâlandırılan bir tanrı. Apollon’un âşığı Daphne (Defne…