
ltıncı Taaruz
Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü içinde, maddi ve manevi hazırlıklardan sonra girişilen bu amansız taarruzlar, Türkler için mukaddes amaç olarak tanınan hedefe, zafere ulaşma sonucunu gerçekleştirdi. Lemsos Burcu’nun ikinci plandaki kulesi ele geçirilerek buraya Türk Bayrağı çekildi.
Lemsos Kulesi Burcu’nun en yüksek noktasında dalgalanmaya başlayan Türk Bayrağı, Türk zaferini, Kıbrıs’ın fethedilmiş olduğunu ilan ediyordu. Bu durumu gören ve artık direnmenin gereksiz olduğunu kabul eden Venedik Komutanlığı, kale surlarına çektirdiği beyaz bayraklarla teslim olma isteklerini bildirdi (1 Ağustos 1571).
Venediklilerle vire[*] antlaşması yapıldı. Yapılan bu antlaşmaya göre:
- Hacca giderken Venediklerce yakalanan 50 Türk esiri geri verilecekti.
- Kaledeki İtalyan aileleri, çocukları ve eşyalarıyla birlikte Girit’e gönderilecekti.
- Beş kale topunun, üç komutan atının ve az sayıda hafif silahın birlikte götürülmesine müsaade edilecekti.
- Bunları götürmek üzere bir Türk Filosu verilecekti.
- Şehirde kalacak yerli halkın mal ve can mallarına dokunulmayacak, dinlerinde hür kalacaklar; istedikleri takdirde mallarıyla birlikte diledikleri ülkeye gidebileceklerdi.
Taraflarca kabul edilen bu şartlara göre hazırlıklara başlandı. 2 Ağustos 1571 günü Lala Mustafa Paşa’nın emriyle şehre yeterli yiyecek ve içecek maddeleri gönderildi. Üç kadırga, on Karamürsel, bir küçük yük gemisinden teşekkül eden bir Türk Filosu limana gelerek kadın ve çocuklara ait eşyanın yüklenmesine başlandı. 3-5 Ağustos 1571 günlerinde Venedik birliklerinin topları ve silahlarının bindirilme ve yüklenme işleri bitirildi.
Kale Komutanı Bragadin, şehrin anahtarını teslim ve veda etmek üzere Lala Mustafa Paşa’nın otağına gitme müsaadesi istedi. Bu istek, Türk başkomutanı tarafından nezaketle kabul edildi.
Bragadin, 5 Ağustos 1571 akşamı saat 21.00’de, yanında Astorre Baglione, Louis Martinengo, Jean Antonie Quirini ve öteki rütbeli subaylar, 50 koruyucusu, 300 kişilik karma muhafız birliği olduğu halde Türk başkomutanlığı karargâhına geldi.
Lala Mustafa Paşa, gelenleri büyük bir incelikle, içtenlikle karşıladı. Antlaşmaya rağmen bazı tatsız hadiselere mani olmak, Venediklileri Girit’e götürecek Türk Filosunun seyri esnasında bir Venedik saldırısına karşı güvence olmak üzere, filonun dönüşüne kadar Komutan Quirini’yi burada, yanında alıkoyacağını bildirdi. Bragadin bu istek üzerine sert bir tutum göstererek: “Bir bey değil bir köpek bile alıkoyamazsın” şeklinde çirkin bir karşılık verdi. Lala Mustafa Paşa çok sinirlendiği halde, sükûnetini muhafaza ederek 50 Türk esirinin teslimini istedi.
Bragadin “Vire gecesi onların hepsini katletmişler” dedi. Bunun üzerine Lala Mustafa Paşa: “O halde vireyi sen bozmuşsun” dedi. 50 Türk esirinin kanına karşılık olarak oradaki on Venedikli komutanın başlarının vurulmasını emretti. Bunlarla birlikte Bragadin de idam edildi. Gemiler boşaltılarak kadın ve çocuklar Ada’ya yerleştirildi. 4.000 Venedikli asker esir (forsa) olarak Türk donanmasına dağıtıldı. Böylece, suçlular insanlık dışı eylemlerinin diyetini kanlarıyla ödediler. Dolayısıyla teslim antlaşması da yürürlükten kalkmış oldu.
Lala Mustafa Paşa, 9 Ağustos 1571 Perşembe günü ihtişamlı bir merasimle Magosa Kalesi’nden şehre girdi ve beylerbeyleri yanında olduğu halde ordunun zafer geçidini selamladı.
Ayasofya katedrali camie çevrildi; 17 Ağustos 1571 günü Cuma namazı burada kılındı.
Magosa muharebeleri süresince Türk kara ve donanma topçusu 12.000 mermi ve 43.000 taş gülle atmıştır. Buna karşılık barut azlığından, Venedik topçusu ancak, 4.600 mermi atabilmiştir.
Magosa Kalesi böylece, uzun ve kanlı bir mücadelenin sonunda zaptedilmiş ve Kıbrıs’ta Venedik egemenliği Türklere geçmiş oluyordu.
16 Mayıs 1570 – 1 Ağustos 1571 tarihleri arasında 15,5 ay sürmüş olan Kıbrıs Harekâtı, Türklere çok pahalıya mal olmuştur. 50.000 Türk şehidinin kanıyla ıslanarak mukaddes olan Kıbrıs toprakları, bu sebeple Türk tarihi ve Türk milleti için kutsî bir mana kazanmıştır.
Fethin Sebepleri
Araplar, Kıbrıs’ın fethi amacıyla Ada’ya, ardı ardına 24 sefer yapmışlardır. Bu seferlerden birinde Peygamber efendimizin süt halası şehit olmuş; buraya defnedilmiştir. Peygamber efendimizin ailesinden bir kişinin mezarının Hıristiyan ülkesinde bulunması, Osmanlı Devlet düşüncesine aykırı görülüyordu.
Yavuz Sultan Selim Han, Mısır’ı Memluklerden aldıktan sonra Halifelik Osmanlı hükümdarlarına geçmişti (1517). Mısır Memlukleri, Kıbrıs Adası’nın gelirlerini Mekke ve Medine halkının geçimlerine bağlamışlardı. Mısır, Osmanlılara geçtiğine göre, bu vazifenin Osmanlı Devleti tarafından devam ettirilmesi dini bir mecburiyet olarak kabul ediliyordu. Dolayısıyla Kıbrıs Adası, Hıristiyanların elinde daha fazla kalamazdı.
Ayrıca, Venedik korsanları, Osmanlı hacılarını denizyoluyla Mısır’a götüren gemilere de sürekli zarar veriyorlar, hac yolculuğunu engelliyorlardı.
Bu durumlar karşısında, Kıbrıs meselesinin hallinin şeriata da bağlanması için Şeyhülislam Ebussuud Efendi’den, Venediklilere savaş açılmasının şeriata uygun olduğuna dair fetva da alınmıştı.
Bu fetvanın hazırlanmasında Ada’nın eski bir İslâm vilayeti iken Hıristiyanların eline düştüğü, medrese ve mescitlerin tahrip edildiği, İslâm dininin horlandığı, dünyanın dört yanına çirkin davranışlarını yaydıkları, Venediklilerle, daha önce yapılan antlaşmada bu ilin de bulunmuş olması dolayısıyla o ülkeyi İslâm ülkesine kattığı takdirde şeriatın bunu engellemeyeceği, İslâmların padişahının Hıristiyanlarla barış yapmasının bütün Müslümanlara yararı olursa şeriata uyduğu; olmazsa, gerektiğinde bozulmasının da şeriata uygun olduğu temel prensip olarak alınmıştı.
[*] Vire veya Vira, bir kalenin görüşme yoluyla teslimi antlaşması hakkında kullanılan bir ifadedir.