Yıldız Sarayı'nda Bir Hatim Merasimi ve Sultanların Bayrak Sevgisi

Safiye Ünüvar 20.12.2013 5032
O

tuzbeşinci Osmanlı Sultanı, Sultan Mehmed Reşad han zamanında sarayda muallime olan Safiye Ünüvar, Padişahın torunları Düriye ve Rukiye Sultanlara Kur’an-ı Kerim dersi verir. Çocuklar Kur'an-ı Kerimi bitirince sarayda bir hatim merasimi tertiplenir. Saray erkanı huzurunda evvela Düriye Sultan, sonra Rukiye Sultan üç İhlas-ı Şerif ve Muavvizeteyni ve Fatihayı okurlar. Daha sonra hatim duası yapılır ve şerbetler dağıtılır. Bu sırada Musahip Ramiz Ağa elinde atlas bayrakla içeri girer. Bayrağı Düriye Sultan’a takdim eder ve Düriye Sultan şu nesri okur:


Efendiler,

Bu bayrağın kıymeti kelimelerle anlatılamıyacak kadar ulvî bir mâna taşır. Tarihimizin bir safha-i gururu, milletimizin bir timsal-i zivekarıdır. Bu al harenin sath-ı âl’ine resmedilmiş şu ay yıldız, bir zamanlar büyük ülkelerin ufkunda doğan ayyıldızdır.

Asırlardan beri ufuklarda dalgalanıyor. Bu gün de Osmanlıların mümessilliğini ifa etmektedir. Turan’un zümrüd ovalarından, Anadolunun sin-i samimiyetine ihtiyar-ı hicret eden ve az zamanda cihanın üç büyük kıt’asının en mutena sahalarında muazzam bir devlet vücuda getiren Osmanlıların şimdi fahrâmiz bir hatırası, satvet ve mefharet mirasıdır.

Bu sevimli sancak, büyük Osmanın, âzîmkâr ve cesur Fatih’in, kahraman ve metin Selim’in cengâver evlâdı elinde etrafa fütuhat teraneleri saçarak balkanların en yüksek ve azametli tepelerinden aşmış, taa Viyana ovaları karşısında ve Çaldıran çöllerinin semâkarîn afakında rekzedilmişti.

Yine bu ayyıldız kemal-i ihtişamla Hindistan kıyılarına kadar giderek, Barbarosların, Turgutlar’ın heybetli gemilerinin direklerinde al mevceleriyle temevvüc ederek Osmanlıların şanını, kudsiyetini i’lâ etmiştir.

Saadet asırlarında ecdadımız yorulmak bilmeyen gayet-i cihangirânesi ile bu ayyıldızın namus ve haysiyetini yükselttiler. Bu bayrak yüksele yüksele semanın esîrî maviliklerine kadar suûd eylemiş kamer ile kevakib’in hale-i takdisine gömülmüştü. Ah!... O mazi, öyle bir mazi ki şevket ve satvetle dolu. Bu sancak ve o mazi.

Ey güzel ve büyük bayrak! Türklüğün şaşaalı asırlarında sen metin ve muazzam kal’aların semalara erişen burçlarında, Osmanlı gemilerinin yaldızlı direklerinde dalgalanır, deniz sana bir nişane-i takdis olarak mavi sularıyla titreşir, dağlar, ovalar seni nesimin zemzeme-i samimiyetiyle kucaklar ve okşar. Beldeler, kal’alar, kuleler sana kapılarını açar, düşman orduları taşıdığın âlemgirane nağmenin heybetiyle tarumar olur. Sana ey şanlı sancak! Sana ey büyük hilâl! Sana her şey eğilir. Arz-ı ihtiram eylerdi. Tebcil ve takdis sana, en kalbî hürmet, en hakikî merbutiyet, senin şeref ve namusun uğrunda ölen ve feda-i can eden Mübeccel şehitlerine ihtiram. Tarihin lâyemut sahifelerine geçen şahidi olduğun menakıb-i kahramannameye perestişler…

Evet! Ey al sancağım sana ve temsil ettiğin milletin tarihine binbir selâm ve ihtiram…

Seni kahretmeğe hazırlanan bütün düşmanların karşısında sen ulviyetinden hiçbir şey kaybetmezsin. Salibin karşısında hilâl daima yükselecek ve muhteris düşmanlarını helâk edecektir. Bu, değişmez bir kanundur. Göklerden inen hilâl, yine göğe yükselecektir. Yükselmek, bu senin şaşmaz kaderindir.

Daima yüksel ve yaşa.

Düriye Sultan’dan sonra Rukiye Sultan da, İbrahim Alaaddin Bey’in aşağıdaki bayrak şiirini okudu.

                    Bayrak

Kahramanlar bucağında uyandım

Şehitlerin kanlarıyla boyandım

Nice düşman Kal'asına uzandım

Sana selâm ey şanlı Türk bayrağı


Çırpınarak dalgalanır kanadın,

Gökyüzüne çıkmak mıdır muradın?

Gölgende can vermek ister evlâdın,

Bir kal'andır her bir Türk'ün kucağı.

 

Ey şerefin, büyüklüğün fermanı,

Ey kavgalar tarihinin destanı,

Seni ister şu toprağın her yanı,

Sensiz tütmez yurdun hiç bir ocağı


Kaynak: Safiye Ünüvar-Saray Hatıralarım.


İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz