Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar

Prof. Dr. Ramazan Özey 31.03.2011 6250

“Merkezî Türk Hakimiyet Teorisi”nden Pratiğe

D
ünya Kalesini (Anadolu Yarımadası) nı elinde bulunduran bir millet (İç Çember’e Balkanlar - Ortadoğu) hükmeder. İç Çember’e hükmeden bir millet ise Dış Çember’e yani dünyaya hakim olur.

Batı dünyası bilim adamları tarafından ileri sürülen dünya hakimiyet teorileri, bizzat Batı dünyası tarafından uygulanmış ve teorilerin bir kısmının uygulama safhasında yanlış olduğu görülmüştür. Bugün A.B.D ve İngiltere gibi ülkeler tarafından uygulamaya konulan bir kısım teoriler ise tek başlarına geçerliliğini hemen hemen yitirmek üzeredir. Çünkü bu ülkelerin siyasi ve ekonomik göstergeleri incelendiğinde, dünya hakimiyetlerinin, yakın gelecekte sona ereceği beklenmektedir.

Milattan önce 2. yüzyıl ortalarından bugüne kadar uygulama safhasına konulan ve başarılı olan bir dünya hakimiyeti pratiği vardır. Bu hakimiyetin teorisi, tarafımızdan geliştirilerek, "Merkezi Türk Hakimiyet Teorisi" şeklinde isimlendirilmiştir. Ayrıca bu teoriye; (teorinin temelini ve çekirdeğini oluşturan Dünya kalesi, bugün için Türklerin yaşadığı toprakları içine aldığından) kısaca “Türk Hakimiyet Teorisi” de denebilir.

Teorimizi şu şekilde oluşturabiliriz:

Asya, Afrika ve Avrupa eski kara kütlelerinin bitişme noktasında yer alan Anadolu yarımadası, dünya kalesini, aynı zamanda dünyanın kalbini (heartland) oluşturmaktadır. Çünkü Anadolu'nun üç tarafı denizlerle çevrilidir. Rakım bakımından kıtaların en yücesi olan Asyadan (1010 m.) bile hayli  yüksek (Türkiye'nin ortalama rakımı1,132 m.) bir kara parçasını teşkil eder. Anadolu yarımadasının Asya ve Afrika'ya bitişik olduğu kesimlerde aşınması zor sıradağlar yer almaktadır.     

Bütün bu genel özellikleriyle, Anadolu tam bir kaleyi andırmaktadır. Anadolu yarımadasında iç kale görevini Ankara ile bölge içindeki Konya, Sivas ve Kayseri şehirleri üstlenmiş; Ankara eteklerinde, tarihin büyük düğümlerini çözülüp bağlanmıştır. Tarih seyri içinde Ankara ve çevresi, Etiler’in, Firikyalılar’ın, Lidyalılar’ın, Romalılar’ın, Bizanslar’ın,  Selçuklular’ın ve Osmanlılar’ın sığınma yeri ve çevreye yayılma bölgesi olmuştur.

45 Ülke

Bugün, Osmanlı Devleti’nin fiilen hükmettiği topraklar üzerinde, toplam 45 ayrı ülke vardır. Bu ülkelerden 27'si, "Asya-i Osmaniye'de" (Osmanlı Asyası),  13'ü "Avrupa-i Osmaniye'de" (Osmanlı Avrupası) ve 5'i "Afrika-i Osmaniye'de" (Osmanlı Afrikası) yer almaktadır. Bunların toplam yüzölçümleri 11.437.706 kilometreyi bulmakta ve bu ülkelerin hepsinde bugün için toplam 373.957 000 kişi yaşamaktadır.

Gerek antlaşmalar ve gerekse çeşitli yollardan yardım gönderme gibi ilişkiler sonucunda,  Osmanlı Devleti'nin etkisi altında toprakların yüzölçümü 24 milyon metrekareyi bulur. Bu toprakların tamamı ele alındığında, bugün için bu topraklar üzerinde 60'ı aşkın bağımsız ülke bulunmaktadır. Ayrıca bu gibi  ülkelerin kıyı kesinimde veya topraklarının bir kısmında kısa süreli de olsa hüküm sürmüştür. Bütün bu ülkelerin, gerek siyasi ve gerekse ekonomik potansiyelleri ele alındığında, geçmişte olduğu gibi, bugün için de dünya platformunda büyük bir öneme sahip olduğu açıkça görülmektedir.

Osmanlı Devleti'nin fiili olarak idaresi altında olan topraklar üzerinde, bugün için bulunan ülkelerin toplam yüzölçümleri 11,4 milyonu kilometrekareyi bulmakta ve bugün için bu ülkelerde 373 milyon insan yaşamaktadır. Bu da dünya geneline oranlanırsa, dünya ülkeleri toplam yüzölçümünün % 8,5'ini, nüfusunun % 6,5'ini teşkil etmektedir.

 Halifeliğin Yavuz Sultan Selim Han zamanında Osmanlı Devleti'ne geçmesi ile birlikte ve bazı ülkeler ile yapılan antlaşmalar sonucunda bu toprakların ve nüfusun miktarları hayli yükselir. Bir bakıma Osmanlı Devletinin hakimiyeti altında kalan topraklarda bulunan bugünün ülkelerinin alanı dünya yüzölçümünün yaklaşık % 38'ine, nüfusunun % 40'ına tekabül etmektedir.

Bu oranlara, Osmanlı Devleti'nin çeşitli tarihlerde yaptığı savaşlar sonucunda elde ettiği zaferler ve antlaşmalar yolu ile etkilediği; İtalya, İngiltere, Norveç, İzlanda, Lihteştayn, Fransa, Monako, Almanya, İrlanda, Cebelitarık, İspanya, Hollanda, Portekiz, İran, Danimarka gibi ülkelerin yüzölçümleri ve nüfuslan da hesaba katılırsa, bugünkü dünya topraklarının ve nüfusunun yansından fazlasına hükmettiği söylenebilir. Ayrıca Osmanlı Devleti'nin hükmettiği asırlarda, Amerika ve Avustralya gibi yeni dünya kıtalarının henüz Avrupalılar tarafından bilinmemesi ve bu toprakların o dönemlerde çok az nüfus barındırması gözönünde tutulursa, Osmanlı'nın dünya nüfusunun % 90'ına hükmettiği anlaşılmaktadır.

Yeni Bir Osmanlı Bekleniyor

Dünya  siyasi haritasına bakıldığında; Osmanlı haritası üzerinde, özellikle Balkanlar, Kafkaslar ve Arap yarımadasının petrol bölgelerinde, çok sayıda küçük yüzölçümlü devletlerin yer aldığı dikkati çeker. Osmanlı haritasının pay edilmesinde, bölgenin jeopolitik öneminin ve ekonomik potansiyellerinin büyük rol oynamış olduğu ve zamanın süper ezici güçlerinin menfaatlerinin ön planda tutulduğu apaçık görülür. Ancak, hazırlanan bu harita üzerinde, son bir asırdır, menfaat çatışmaları yüzünden huzur ve barış sağlanamamış, her bir noktasında sıcak çatışmalar olagelmiştir.

Balkanların tamamı, Filistin, Basra Körfezi, Cezayir, Libya, Mısır, Kafkaslar, dünya üzerinde cereyan eden en şiddetli bölgesel savaş yerlerini oluşturmaktadır. Bugün bu haliyle, bütün bu bölgeler, yeni bir kurtarıcı, yeni bir Osmanlı bekler durumdadır.

Peki, söz konusu bu hakimiyet neden sona ermiştir? Hemen şunu belirtelim ki, şu fani dünyada hiçbir şey ebedi olamaz. Osmanlı için de bu böyledir. Ancak bazı yanlışlıklar yapılmasaydı, belki daha da uzun ömürlü olabilirdi denilebilir. Belki diyoruz, çünkü Osmanlı zaten dünyada en uzun ömürlü devletlerden biridir.

Merkezî  Türk Hakimiyet Teorisi, gelecekte yeniden uygulamaya konabilir mi? Elbette konabilir. Çünkü coğrafya buna müsaittir. Sadece tarihin tekerrür etmesi gerekmektedir. Tarih tekerrür eder mi, etmez mi? Bilinmez amma şu bir gerçektir ki, "Yiğit düştüğü yerden kalkar." Dünya hakimiyeti de öyledir.

Kaynak: Tarih ve Düşünce

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz