
avuz Sultan Selim Han, Türk korsanlarını himaye ederek, Cezayir'in elde kalmasını ve Akdeniz’in batısında bir Osmanlı üssü temin edilmesini sağladı.
Burada önce "Korsan" kelimesi üzerinde durmamız gerekir. Korsan, deniz eşkıyası, deniz haydudu anlamına gelir. Bu, Avrupalılar için geçerli bir tabirdir. O devirlerde, krallar dahi Akdeniz'e korsanlarını gönderirlerdi. Avrupalı korsanlar mal ve mülk edinmek, şöhret sahibi olmak, para kazanmak, İslâm sahillerini vurmak, Müslümanları esir ederek satmak için denize açılırlardı.
Türk korsanları da bunlara bi mislihi mukabelede bulunmak, yani cihad maksadıyla Akdeniz'in hür rüzgârlarında yelkenlerini şişirirlerdi. Karadaki "Akıncı" sınıfına karşılık olarak gösterebileceğimiz bu leventler önce, Antalya Valisi olan Şehzade Korkud'dan himaye ve yardım gördüler.
Yavuz Sultan Selim de, tahta geçtikten sonra, bunları himaye ederek, Türk denizcilerinin Akdeniz'in batısında tutunmalarını, İspanyollarla ve diğer haçlılarla mücadele etmelerini sağladı. Türk korsanları içinde Oruç Reis, onun kardeşi Hızır Reis, Aydın Reis, Salih Reis, Turgut Reis, Murat Reis en meşhurları idiler.
Elmaslı Kılıç
Oruç ve Hızır Reisler kısa zamanda diğer korsanları da etraflarında toplayarak, Hıristiyan devletlerine meydan okuyacak bir hale geldiler. Barbaros kardeşler olarak Akdeniz'de nam salan bu iki gazi kardeş, Akdeniz'de stratejik öneme sahip olan Cezayir'i ele geçirerek oraya yerleştiler. Fakat Haçlılarla yaptıkları devamlı mücadelede Osmanlı'nın resmi ya da gayri resmi himayesine ve yardımına muhtaçtılar.
Osmanlı padişahının himayesini temin etmek için, meşhur Kemal Reis'in yeğeni olan Piri Reis'i bir filo ile İstanbul'a yolladılar. Yavuz, Pirî Reis'i bizzat kabul etti. Barbaros kardeşler Yavuz Selim Han'a çok kıymetli hediyeler göndermişlerdi.
Sultan, Piri Reis'e iki tane elmaslı kılıç verdi. "Kılıçların birin Oruç lalam, birin Hayrettin lalam kuşansınlar gaza eylesinler!" deyip, ona da hediyeler verdi. İki donanmış savaş gemisini de, Piri Reis'e, Barbaros kardeşlere götürmesi için teslim etti (1515).
Oruç Reis, Cezayir'i işgal edip "Sultan" unvanını aldığı sırada ona teslim edilmek üzere iki büyük savaş gemisi daha gönderildi. Tarafından gönderilmiş Musluhiddin Reisin Anadolu'da istediği kadar gönüllü levent toplamasına ve gerekli malzemeler satın almasına izin verildi ki, bu çok önemli bir imtiyazdır. Çünkü asker toplamak, bilindiği gibi yalnız devletin hakkıdır.
Devletten gayrı kişilerin asker toplaması devletin hükümranlık haklarına aykırıdır. Bu durum, devlet idaresinde ne derece titiz bir hükümdar olduğu bilinen Yavuz Sultan Selimin, Afrika'nın kuzey batısında yerleşmiş, Haçlılarla gaza yapan gazi leventlerin orada tutunup kalmalarına ne derece önem verdiğini ispatlar bir delildir.
Yavuz'un, Barbaros kardeşleri himayesi ve onlara olan yardımları, sonraki yıllarda da devam etti. Ağabeyi gibi, yalnız ve yalnız cihat için hareket eden Hızır Reis 1517 tarihinde Osmanlı Devletinin resmen idaresi altına girdi.
Hızır Reis, Cezayir halkının da rızasını alarak "Ülkenin (Cezayir'in) Sultan Selim İbni Bayezid İbni Mehmed Han'a ait olduğunu" resmen ilan etti. Cezayir'de hutbe Yavuz'un adına okunmaya başlandı. Barbaroslar kestirdikleri sikkelere yalnız padişahın adını koydurdular, Osmanlı padişahına duydukları hürmetten dolayı kendi adlarını es geçtiler.
Cezayir Beylerbeyi
Cihadı deniz aşın yerlere götüren bu yiğit gazileri kesinlikle desteklemek kararında olan padişah, iki bin seçkin Osmanlı askerini daha Cezayir'e yolladı. İlk resmi Osmanlı askeri de, Türk korsanlarının, o şanlı gazilerin kelle koltukta ele geçirdikleri ve büyük bir feragatle devlete hibe ettikleri Cezayir'e böylece ayak basıyordu.
O zamana kadar Cezayir'e gidenlerin hepsi gönüllülerdi. Şimdi, resmi Osmanlı askeri Cezayir'e yerleşiyordu. Askerin arasında Hızır Reisin çok muhtaç olduğu ve sabırsızlıkla beklediği topçular da vardı. Yavuz, Cezayir'e bol cephane ve malzeme de yollamıştı. Ayrıca, Anadolu'dan Cezayir'e gitmek isteyen gönüllülerin masraflarının hükümet tarafından karşılanacağı ilan edildi. Bunun ardından, Anadolu'dan seçilen dört bin gönüllü daha, üniforma giydirilerek talim ve eğitimden sonra Cezayir'e gönderildi.
Hıristiyanlık dünyasının Cezayir'i yutmak ve oradaki Türk hâkimiyetini yok etmek için sarfettiği çabalar, Yavuz'un Barbaros kardeşleri devamlı desteklemesi sonucu neticesiz kaldı.
15 Mayıs 1519'da İstanbul'da Hacı Hüseyin Reisi kabul eden Osmanlı hükümdarı Yavuz, Oruç Reis in şehadetini teessür ile dinleyip, Hızır Reis'e: "Cezayir Beylerbeyi" unvanını verdi.