Türklerin Türkistan’dan Anadolu-Rumeli’ye Büyük Koşusu

Nevzat Kösoğlu 17.06.2016 3848
M

ilattan sonra dördüncü yüzyıldan itibaren, Hun imparatorluğunun yıkılışı ile birlikte, batıya büyük göçler başlar. Bu tarihlerden itibaren Türk tarihinin yönünün kısmen batıya dönük olduğunu söylemek mümkündür. 

Avrupa Hunları, Avarlar, Kumanlar, Kıpçaklar, Guzlar ve Peçenekler birkaç yüzyıl boyunca sürekli olarak orta Avrupa ve Balkanlara akacaklardır. Karadeniz'in kuzeyi, Deşt-i Kıpçak bölgesi dışında kalan bütün bu bölgelerde, zaman zaman güçlü devletler de kurmalarına rağmen, varlıklarını koruyamamış, Orta Avrupa ve Balkanlardaki halklara karışarak kaybolmuşlardır.

Büyük Türk Hakanlığının onuncu asırdan itibaren Karahanlılara geçmesinden ve Müslümanlığın Türk boyları arasında kabulünden itibaren, Türk tarihinin batıya yönelişi daha belirgin bir hal alır. Başlangıcından itibaren Büyük Türk Hakanlığının başkenti olan Ötüken'in yerini Uygurlar zamanında, daha batıda bulunan Karabalsagun alır. 

Karahanlılar ise daha batıya kayarak başkent olarak Kara Ordu'yu sonra Kaşgar ve Semerkant'ı seçerler. Selçuklular zamanında başkent Horasan'da Nişabur olacak, Anadolu'daki ilk Türk devletinin başkenti olarak da, Marmara Denizi kıyısında İznik seçilecektir. Orta Doğu'da Büyük Selçuklu imparatorluğu ile egemenliğini kuran ve İslam dünyasının öncülüğünü ve koruyuculuğunu üstlenen Türkler'in batıya akışı devam eder. Kafkaslar ve Karadeniz'in kuzeyinde ise kuvvetli bir birlik kurulamadan Türklerin varlığı devam eder. 

1071 Malazgirt Savaşından sonra ise, Batıya, yani Anadolu'ya giren Türk boyları, artık buralarda yerleşmek kasti ile gelmektedirler. Esasen, beş-altı yüz yıldır Bizans ile Sasaniler arasındaki savaşlara sahne olan Anadolu nüfus bakımından da fevkalade azalmış olduğundan, diri ve yurt tutmak, gaza yapmak heyecanı ile gelen Türk boylarına, ciddi ve kalıcı direnç gösteremezler. 

Anadolu süratle Türkleşir ve Selçuklu şehzadelerinden Kutalmışoğlu Süleyman Beğ, İznik başkent olmak üzere 1075'de Anadolu Türk Devletini kurar. On ikinci yüzyıl boyunca Haçlı Seferlerine göğüs geren Anadolu Selçukluları döneminde Avrupalı kaynaklar bu topraklardan ‘‘Türkiya’’ olarak bahsederler. Bu yüzyılda, Hazar Denizinin doğu bölgelerinde ise, Gaznelilerden ayrılarak büyük bir imparatorluk kurmuş olan Harzemşahlar egemendir.

On dördüncü yüzyıl başından itibaren, Türk tarihinin bütün ağırlığını Anadolu'da kurulan Osmanlı İmparatorluğu taşımaya başlar. Onun da yönü batıyadır Türk tarihinde, sürükleyici bir güç, yaklaştıkça uzaklaşan ve daha ötelere götüren bir ülkü olarak beliren ‘‘Kızılelma’’ motifi, Osmanlının kuruluşundan itibaren İstanbul olarak algılanır. 

Kızılelma'nın, Ayasofya'nın kubbesinde olduğuna inanılır. İstanbul fethedildiği zaman, Kızılelma'nın Viyana/Beç Sarayı'nda olduğu düşünülür. Osmanlı tarihçilerinin yazdıklarına göre, Beç Kızılelması ele geçirildiğinde, Türk Kızılelması Rimpapa/Roma kilisesine geçecektir. Askerlerin eğitimlerini denetleyen Padişahlar, Allahaısmarladık, Kızılelmada görüşürüz, diye veda ederler. 

Türkistan İle Osmanlı Türklerinin Manevi Bağları.

Görüldüğü gibi Kızılelma, Türk milletinin tarih içindeki hareket ve gücünü temsil etmekte ve onu daima batıya yöneltmektedir. Türkistan'lı Ahmet Yesevi'den kaynaklanan bütün Türk tarikatleri de, mensuplarına Anadolu ve Rumeli'yi göstererek buraların fethine ve buralarda yerleşmeye teşvik etmişlerdir. Anadolu'da ve Balkanlarda bugün izlerine rastlayabildiğimiz birçok türbeler ve bunlar çevresinde oluşan hikâye ve inanışlar Yesevi'nin bu fetihçi Alperenleri ve Gazileri üzerinedir.

Orta Asya toplulukları ile Osmanlı sahası arasında bir diğer münasebet daha vardır ki, Ahmed  Yesevi'den beri devam etmiştir ve bu toplulukların iç dünyalarını inanç yapılarını oluşturmakta ve aynı ölçülerin muhafazasında fevkalade etkili olmuştur: Tasavvuf. Özellikle Nakşibendi tarikatinin canlı ve bütün Türk dünyasını kapsayan yaygınlığı, Türk topluluklarını birbirine bağlayan, ruh bütünlüğünü sağlayan ve ölçülendiren emsalsiz bir güç olmuştur. 

Tarikat mensuplarımızın gezileri de manevi bağların ve kültürel etkileşimin gerçekleşmesinde en etkili yollardan biridir. Ayrıca, Halife'nin İstanbul'da oluşu, bu şehrin ikinci bir kutsal yer olarak kabulü ve hacca gidecek olan Orta Asyalı Müslümanların önce İstanbul'a uğrayıp, Halife ile bir cuma namazı kıldıktan sonra yollarına devam etmeleri gibi emsalsiz güzellik ve güçteki bir gelenek de, Orta Asya Türklüğü ile Osmanlı Türklüğü arasındaki ilişkileri devam ettiren, zenginleştiren bir amil olmuştur. 

Son Durak Rumeli

Rumeli fethedildikçe, Anadolu'nun çeşitli kesimlerinden kaldırılan Türk toplulukları fethedilen topraklara yerleştirilir. Bunlardan, toprakla uğraşanlara, gerektiğinde muafiyetler tanımı, tarım yapabilmeleri için yeterli alet ve tohumluk verilir. Ayrıca, çeşitli sanatlara mensup kimselerin de bu topluluklar içinde olmasına dikkat edilir. 

Ordu önünde giden ve münferit gazâ yapan Türk gurupları, derviş toplulukları da, fethettikleri yerlerde yerleşirler. Bunlardan, özellikle belirli yol güzergâhlarında, derbentlerde yerleşen ve tekke kuran şeyhlere vergi muafiyetleri tanınarak, bulundukları yerde kalıcı olmaları sağlanır. 

Tarihi bir gelişme olarak, yüzyılımıza kadar nüfus bakımından Türkistan Anadolu'yu besler; Anadolu da Rumeli'yi fetihler boyunca beslemiştir. Ne yabancı, ne de yerli kaynaklarda, Hıristiyanların toplu ihtidalarına ait bir kayda rastlanmamış, Osmanlı yönetiminin din değiştirme hususunda baskı yaptığına dair bir iddia da ileri sürülmemiştir. 

Her dini topluluğun, kendi gelenek ve inançlarına göre ve toplu halde şehirlerde yaşadığı bilinmektedir. Esasen, beş yüz yıllık bir egemenlikten sonra, Balkan halklarının bugünkü durumları, hiçbir açıklamayı gerektirmeyecek ölçüde, Osmanlının anlayış ve müsamahasını göstermektedir.

Rumeliyi ilk fethe koşan Türkmen beğlerinin buralardaki yerleşmeleri, Osmanlı hayatının ilk merkezleri olmuştu. Daha sonra, eyalet ve sancak merkezlerindeki paşa, ağa, beğ sarayları, konakları, İstanbul merkezli seçkin Osmanlı kültürünün ilk yansıdığı ve zenginleştiği merkezler olmuştu. Osmanlı şairlerinin önemli bir bölümü Rumeli şehirlerinde yetişmiş, türkülerin en güzelleri serhad boylarından söylenmişti.

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz