Türklerin Hindistanı

Prof. Dr. Enver Konukçu 13.08.2013 4109

T

arihi Batı Anayolu'nun şekillenmeye başladığı sırada, bazı devletler, hükümranlık için mücâdele etmekte iken, doğu ve batının dengelerini de bozmuşlardır. V. yy'da, batıyı Doğu Roma’nın varisi Bizans, doğuyu da İran'daki Sasaniler temsil ediyordu.

Hun İmparatorluğunun ikisi arasında genişlemesi, Türkleri Avrupa'da, Euro-Asia'da ve hatta Çin sınırlarına kadar hâkim kılmıştı. Hunların Seyhun ve Ceyhun taraflarındaki temsilcileri de bir başka Hun kolu idi. İran kaynaklarının suskunluğuna rağmen Bizans ve Hind tarihçileri, bu Hunları Akhunlar diye tanıtmaktadır. 

Mleccha diye de nitelendirilen Türklerin kitabelerde görülen tanımlanmaları Huna'dır. Sahip bulundukları yöreler de Huna-Mandala'dır. Bizans belgelerindeki Eftalitler de, Sasanilerin büyük rakibi olup, şimdiki Abdallar ile ilgili görülmektedir.

Afganistan ve sonra Kuzey Hindistan'a yayılan Akhunlar, aynı zamanda doğu batı anayolları üzerindeki arazinin mutlak hâkimleri idiler. Kuzey ve güneyde iki bölüm hâlinde saltanat sürmüşler, Toramana ve Mihiragûle gibi hükümdarlar vasıtası ile Hindistan'ın kuzeyinde tam hakimiyet kurmuşlardır.

Fa-Hian, Sung-Yun ve Haüan-Taang gibi buddhist hacılar, Hindistan'daki gezilerinde zaman zaman Akhunlardan bahsetmişlerdir. Akhunlar, kuzeydeki kollarının Göktürk-Sasani işbirliği sonunda ortadan kaldırılmasından sonra da, Hindistan'da varlıklarını bir müddet daha devam ettirebildiler. 

Müslümanlar, VII. yy'da, Hind kapılarına dayandıklarında, karşılarında Akhunların küçük varislerini bulmuşlardı, İslâm Coğrafyacılarına göre, Ceyhun ile İndus havzası arasında kabileler mozayiği mevcudtu. Oğuz Kabilelerinin birçoğu, bu yöreleri iskân etmişlerdi. Bunların ne zaman Afganistan ve Kuzey Batı Hindistan'a geldikleri pek aydınlığa kavuşturulamamıştır.

Dr. Emel Esin, Ord. Prof. Dr. Z. V. Togan ve E. Konukçu'nun araştırmalarına göre, konar-göçer vaziyette yaşayan Türk kabileleri menşelerini Akhunlar'dan almakta idiler.

Nitekim, Çin seyyahları ve İslâm coğrafyacılarının yazdıkları da ileri sürülen fikirlere uygunluk arzetmektedir. El-Birûni, Kâbilşâhları anlatırken, Böri Tiğin'den, yâni Kurt prensten bahsetmektedir. X. yy'da, ahâli arasında bu tür rivayetlerin bulunduğunu gören el-Birûni, Türk' e benzeyen ve mitolojik unsurları bünyesinde toplayan atadan bahsetmektedir. 

Gazneliler

Zerdüştlük, İslâmiyet ve Buclhizmin iyice etkin olduğu Hindistan'da, dolayısiyle kuzeybatısında Türk karakterli devletin kurucuları Gaznelilerdir. "Âl-i Yemin" diye devrin kaynaklarında yer alan hanedanın Sebüktigin ve Gazneli Mahmud Hân gibi büyük hükümdarları olmuştur.

Başkentleri Kabil ve Hind geçidleri arasındaki Gazne idi. Gazneli Mahmud Hân'dan önce Kuzey-Batı Hindistan kapıları ardına kadar açılmıştı. Zira, bir önceki hükümdar Sebük Tigin, Türkşâhilerin yerini alan Hinduşâhi denilen Brahman hâkimlere son vermiş ve Mahmud Hân'da, cihat bayrağı ile Hindistan'a sürekli akınlarda bulunmuştur.

Kuzeyde Selçuklular ve Karahanlıların etkin olmaya başladıkları sırada, Mahmud Hân XI. yy. başlarında belki de günahlarını ödemek için Hind gazalarına başlamıştı.

Tabâkât-ı Nâsırî”de de temas şâildiği gibi Aybek, Hinduların Dili dedikleri Köhne Dehli'yi başkent edinmiş ve zaman zaman da Lahorda oturmuştur. İslâm kaynaklarında Dehli diye geçen şehir, kısa zamanda Türklerin Hindistanının başkenti olmuştur.

Aybek gibi Mu'izzî Melikleri arasında bulunan Türk beyleri de, Hindistan'ın içlerine, doğusuna nüfuz etmişler, bu arada Pencâb ve Sind'i de Türkleştirmişlerdir. Nâsır-ed-Dîn Kabaca, Tâc-ed-Dîn Yıldız, Baha-ed-Dîn Tuğrıl ve Kalaçlardan Muhammed, İndus ile Aşağı Ganj'a kadar her yere sahip olmuşlardır. Şimdiki Bangladeş'de ilk İslâm Türk hâkimiyetini kurarak, Lakhnautîyi başkent edenler de Kalaçlar dolayısiyle büyük bir kahraman olan Muhammed'tir.

Türklerin Hindistan'ın kurucuları, Cüzcâni'nin de işaret ettiği gibi Mu'izzî Melikleri idi. Aybeg, İltutmış, Balaban, Celâl-ed-Dîn Firûz Şâh, Gazi Melik Dehli Türk sultanlıklarının kurucularıdır.

Bu devlet yöneticileri Hindistan'da, yeni dönemin parlak şahsiyetleridir. Hemen hepsi Ganj akarsu sisteminin önemli bir kolu olan Jamuna Nehri yakınındaki, tepeler üzerinde kurulmuş kent Dehli'de oturmuşlardır.

Tancalı Arap seyyahı İbn Battûta, XIV. yy ikinci yarısına doğru, Dehli Sultanlarının başkentini gezmiş, hayatının bir kısmını burada geçirmiş, İslâm ülkelerindeki şehirler arasındaki statüsü üzerinde durmuştur. Gerçekten de, Hindu Dili'si, XIII. yy başlarında Köhne yâni eski olmaktan kurtarılmış ve gittikçe büyütülmüştür. Bu sebeble, şehrin belli başlı merkezleri en güzel dinî ve kültürel yapılarla donatılmıştır.

Tuğluklar ve Babürlüler

Tuğluklular, Hindistan'daki birçok, devletin babasıdır. Onların vali veya komutanları Gucerat, Malva, Dekken, Bengâl ve hatta Güney Hindistan'da dahi Türk-İslâm gücünün temsilcileri olmuşlardır. Çağataylı Tarmaşirin'in Hind akınları da, Dehli ve çevresine kadar ulaşmıştır.

Timur'un, meşhur 1398 seferinde Hindistan'da, Müslümanları, Hindu baskısından kurtarmak için epeyce uğraştığı, tarihçilerince anlatılmıştır. O, kişiliğini her zaman takdir ettiği Tarmaşirin'in Hindistan'daki hatıralarına daima hürmet göstermiştir.

Tuğluklular tarih sahnesinden çekilirken, bu defa Seyyid menşeli idareciler Dehli'de saltanat sürdüler. Afganistan'dan kaynaklanan Lodi'lere karşı, Babur ilk fırsatta rakip olmuş ve Kuzey Hindistan'ı ele geçirmiştir. Bizdeki Malazgird Meydan Savaşı ne ise, Hindistan'da da Panipat aynı özelliği taşımaktadır. Bu zafer ile, Timurlulara, Hindistan kapıları ardına kadar açılmıştır. Böylece Babur, Osmanlılar gibi süper bir devletin kurucusu olmuştur.

Türk-Moğol diye nitelendirilen muhteşem devlet, asla Moğol şemsiyesi altında gösterilmemelidir. Sebebi de, Babur'un da vurguladığı gibi, aile Timurlulardan inmektedir. Devletin yönetici gücü Türk menşelidir. Kaynaklarda hanedan, damad anlamına gelen Küregen'le ilgilidir.

Hümayun, Ekber, Cihanşah, Şahcihan ve Evrengzib, çağına damgalarını vurmuş hükümdarlardır. Safevi, Osmanlı, Portekiz, Hollanda, Fransız ve İngilizlerle münasebetleri olmuş, iç ve dış ticarette, kültürde ve medeniyette hareketlilik sağlamışlardır.

Mahalli devletlerle olan mücâdelede galip çıkmışlar ve Hind Türk birliğini de sağlamışlardı. Ancak, ingiliz siyâseti karşısında XVII. yy dan itibaren varlık gösteremediler. Bu tarihten sonra hızla çöküşe gidildi.

XVIII. yy'da, Babürlüler açısından Hindistan haritası hiç de iç açıcı değildir. Hindu kökenli devletçikler, asıl yapıya zarar verirken, İngilizler de kendilerini hissettirmeye başlamıştır. Son Babürlü hükümdarı, batmayan güneşin temsilcilerinin insani olmayan hareketlerine maruz kalırken, raca ve büyük racalar da, onlarla işbirliği yolunu seçmişlerdir. 1850'den sonra da Babürlüler artık siyâsi rollerini tamamlamışlardır. Bundan böyle, yeni bir devir başlatılmıştır. Hindistan artık İngiliz egemenliğindedir.

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz