Türklerin Asaleti ve Hristiyan Fanatizmi

William M. Pickthall 30.06.2012 4209

William M. Pickthall (1875-1936) Türkiye’yi ve 1913 yıllarında ziyaret etmiş, ikinci ziyareti sırasında geçen olayları, intibalarını, görüşlerini “With The Turks in War Time” adlı eserinde anlatmış bir İngiliz yazarıdır. Aşağıdaki makale bu eserden alınmıştır.

Beyoğlu'nun mutlu küstahları

İ
stanbul'a vardığım ilk akşam, Beyoğlu caddesinde gezintiye çıktım. Her iki kaldırımda da modaya uygun giyinmiş, dünya zevklerini düşünen, Yunanistan ve Avrupa menşeli kalabalık, melon ve fötr şapkalı, kendi halinde dolaşan insanlar vardı. Geçerken gözüme ilişen her çehre, geçici zevklere kapılmış, hayvani ve kurnazcaydı. Parlak ışıklı eğlence yerlerinden çalgı sesleri geliyordu. Kapısında "skating" yazılı tiyatro ve eğlence yeri bana oldukça çok para kazanan bir yer gibi geldi. Beni iterek geçen, çoğu eğlence maksadıyla çıkmış bu insanlardı; halbuki o anda Osmanlı Devleti'nîn varlığını koruyabilmek için 30 mil kadar ötede savaşan Türkler vardı, hatta Çatalca'dan top sesleri geliyordu.

Acaba bu insanlar,  neye önem veriyordu? Onlar Hristiyan fakat Türkler Müslüman idiler. Hristiyanlar, Türkiye'nin yıkılmasını ve kim olursa olsun mutlaka Avrupalı bir kralın Türkiye'yi ele geçirmesini istiyordu. İşte onun için Hristiyanlar, acı içinde bulunan bu ülkede eğlencelerine devam ediyorlardı. Ne yazık ki, Türk kanunları onlara bu hürriyeti veriyordu. Mesela, Beyoğlu'nda; sırtlarında silahları, ikişer ikişer devriye gezen Türk polisleri onların güvenliğini sağlıyordu.

Bu Hristiyanlar, eğlencelerinden men edilip azarlanabilirlerdi. Tiyatroları, savaş bitinceye kadar kapatılabilirdi. Hayatları en ufak bir tehlike içinde bile değildi. Türk taassubu ve onların Hristiyanları katletme niyetlerinde olduklarına dair gazetelerimizi süsleyen söylentiler ise, bu umursamaz ve hür Hristiyanlar tarafından uyduruluyordu. Korktukları zaman yaltaklık eden bu iradesi zayıf tebaa, Avrupalı bir devletin ağır bastığını görünce küstahlaşıyor ve onu destekliyorlardı.

Güvenliklerinin Boğaz'daki savaş gemileri tarafından garanti edildiğini görünce öyle küstahlaştılar ki, terbiyesizliklerine Türklerden başka hiçbir millet tahammül edemezdi. İstanbul'da uzun süredir kalanlar, durumun böyle olduğunu bana anlatmışlardı. Zaten kendim de gözlerimle görüyordum.

Geçen kasım ayında Bulgar ordusunun Çatalca hattında ilerlediği sıralarda Hristiyan tebaanın güvenliğinin sağlanması için denizci askerler karaya çıkartılmıştı. Bu, Müslüman halk için tahrik edici bir hareketti ama yine de önem verip kızmadılar. Savaş sırasında İstanbul'daki tek düzensizlik ve gürültü, yabancı savaş gemilerinden inen sarhoş denizcilerin attıkları naralardı. 

Bulgarların Çatalca'ya ulaştıkları ve onu zapt edecekleri dedikodusu etrafa yayıldığı günlerde, İstanbul'da Yunan kiliselerine mensup bir lider ölmüştü. Cenaze töreni büyük bir tantana ile yapılırken, yolları tören iyi yapılsın diye Türk kıtaları tutmuştu. Belfast şehrinin Romen Katolik ordusu tarafından tehdit edildiğini farz etsek -Bu misal bana Kuzey İrlanda’dan henüz gelmiş bir İngiliz tarafından söylenmiştir- ve Belfast'ta Romen Katolik bir piskoposun o anda öldüğünü düşünsek, acaba cenaze törenine müsaade edilir miydi?

Yaralılara alay

Bir akşam İstiklal Caddesi'nde, otelime dönerken kaldırım kenarında iyi giyimli insanların sıralandığını Frenklerin neşe içinde güldüklerini ve anlamlı anlamlı göz kırptıklarını gördüm. Onları eğlendiren şeyin ne olduğunu anlamak için kafamı çevirince şunu gördüm;

Takriben üç yüz kadar yaralı Türk askeri, el ele birbirlerine destek olarak, ikişer ikişer başlan öne eğik, ayaklarını süzerek yürüyordu. İçlerinden biraz daha sağlıklı olanlarından birkaçı, diğerine moral vermeye çalışıyordu. Harpten ve yürümekten yorulmuş bu dürüst, hüzün dolu köylü yüzler, kaldırımda toplanmış iyi giyimli insanların alay ve gülüşlerine aldırış etmeden, sabır ve vakarla ilerliyordu. Acı çekmesini bilen ve milletlerin en efendilerinden olan Anadolu Türklerini Avrupalılar tanımamışlardı. Bu yüzden bu iyi yürekli insanlar, kendi sırtlarından geçinen Beyoğlu aristokratlarına göre yüz karasıydı. 

Yine günde beş defa Allah'a ibadet ettikleri için fanatiktiler. Çünkü onlar misyoner okullarına gitmemişlerdi, işte bunun için barbardılar. Vatanları için çarpışıp yaralı olarak dönen bu insanlara, kendi başkentlerinde gülünüyor ve durumlarıyla alay ediliyordu. Halbuki onlar, vatanlarına göz dikmiş sözüm ona medeni Hristiyanlara karşı vatanlarını korumaya çalışan insanlardı. Ve onları bu halde görmek, tam can damarlarına dokunmak, Hıristiyanlar için bir şaka, bir eğlence konusu olmuştu.

Bulgar mezalimi

Manastır'dan kaçan bir kadın, Hristiyanlık lehine iyi davranışmış gibi Balkan Hristiyanlarının zulmünü insanların çarmıha gerilerek öldürülmelerini, kısaca zulüm hikayelerini anlatıyordu. Zaten Hristiyanlardan da bu beklenirdi: 

Yakın komşumuzun bir yeğeni tımarhanede yatıyordu. Delirmesinin sebebi şuydu: 

"O ve iyi aileden gelme birkaç öğrenci savaşta hizmet etmek için gönüllü yazılmışlardı ve tanıdık olduklarından aynı yere gitmişlerdi. Bir gece bir kulübede ileri karakol vazifelerini üslenmişlerdi. Bağlı oldukları birliğin geri çekilmesinden habersiz olarak kendilerini Bulgar komitacıların ortasında bulmuşlardı. Öylesine canice saldırılar olmuştu ki hepsi şaşkına dönmüştü, içlerinden ufak yapılı bir çocuk boş bir fıçıya girip saklanmıştı. Çocuk saklandığı yerden arkadaşlarına yapılan ağır işkenceleri duyuyordu.

'- Burnunuz olmasa daha yakışıklı görüneceksiniz beyefendi, o dudaklarınız pek uzun dillerinizi gölgeliyor, o kulaklar, o gözler, o dil,..'

Bu sesleri korkunç çığlıklar takip ediyordu. Korkusundan dolayı saklandığı fıçıdan çıkamayan bu delikanlı, arkadaşlarına yapılan işkenceleri orada sessizce dinlemiş fakat sonunda o da aklını kaybetmişti.

Paçavralar içinde her şeyden yoksun insanlar canlarını kurtarmak için akın akın Türkiye’ye  göç ediyordu. Arkadaşım Ali Haydar Mithat’ın çiftliğine sığınan sefil kalabalık arasındaki her kız ve genç kadının ırzına geçilmişti ve on üçünde olan kızlar tecavüz edildiklerinden hamile kalmıştı. Bizim köyde pek çok göçmen görebilirdiniz. İstasyonda tren bekleyenler arasında böyle sefil insanlara yardım toplamak için tepsiler dolaştırıldığını görmek normaldi. Aynı şekilde elinde tepsi olduğu halde çok mükemmel birisi benim de yardıma katılmam için yanıma gelmişti. Bu mükemmel insanın dilini kesmişlerdi. Daha sonra kulaklarının da kesildiğine kanaat getirdim. Çünkü başına uzun bir kalpak geçirmişti."

Kaynak: Harpte Türklerle Beraber -1914 William M. Pickthall
Çeviren : Doç. Dr. Kemalettin Yiğitler - Kültür Bakanlığı Yayınları: 1177, Tercüme Eserler Dizisi 76-Baskı:1990





İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz