Türkler Müslüman Olmakla Ne Kazandı?

Prof.Dr.Ekrem Buğra Ekinci 29.05.2020 1971

T
ürklerin Müslüman oluşu, İslâmiyete ve Müslümanlara çok fayda sağladığı gibi; kendileri de İslâmiyetten pek istifade etti. Bünyesine uyan kuvvetli bir dinin, bir milleti ayakta tutup istikbale taşıyacak en mühim âmil olduğu inkâr edilemez. Nitekim bu sayededir ki, Yahudilik bir milleti asırlarca ayakta tutmuş, birleştirmiş ve hatta devlet kurmaya muvaffak kılmıştır. Sultan Alparslan’a izafe edilen şu kadirşinas söz bu hakikati ifade eder: “Biz Türkler temiz Müslümanlarız. Bid’at nedir bilmeyiz. Onun için Allah bizi aziz kıldı”.

Hani Kumanlar? Hani Peçenekler?

XI. asır içinde Türklerin üç büyük dalga hâlinde, üç istikamette yayıldı:

Birincisi, Gazne hükümdarları emrinde, Kalaç ve diğer Türk boylarının, Hindistan’a yayılmalarıdır. Buraya Müslüman olarak gittiler ve buralara İslâm dini ve medeniyetini de götürdüler. Bugün Hindistan ve havâlisinde 500 milyona yakın Müslüman topluluğunun varlığı, bu istilâ hareketinin neticesidir.

İkincisi, Oğuz Türklerinin, İran’dan geçerek Anadolu’ya yayılmasıdır. Oğuzlar buraya Müslüman olarak gelmişti. Şimdi o sayede bu topraklarda oturmaktadırlar.

Üçüncü istilâ hareketi, Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlara doğrudur. Peçenek, Bulgar, Kuman ve Avarlar Balkan yarımadasına yerleşti. Avrupa içlerine kadar akarak asırlarca halkı titrettiler. Ne çare ki bunlar Müslümanlığa girmeden buraya gelmişti. Etraflarını saran Hıristiyan devletlerin tazyiki ile kısa zamanda dinlerini, dillerini ve benliklerini unuttular; geleneklerini kaybettiler. Bunlar arasında eriyip yok oldular. Görülüyor ki, İslâmiyet, Türk devletlerini ve milletlerini, ayakta tutan, yaşatan, büyük ve başlıca kuvvet olmuştur. Macaristan, Güney Almanya, Polonya, Romanya, Sırbistan, Ukrayna ve Gürcistan’da binlerce Türk kabilesi eriyip gitti. Bugün bile buradaki Hıristiyan halk % 50 ilâ % 80 nisbetinde Türk kanı taşır.

Türkler esasen cengâver bir milletti. İslâmiyet yardımıyla birlik ve beraberliklerini korudular. Bu dinin alevlendirdiği cihad ruhu sayesinde sağlam, büyük ve uzun ömürlü devletler kurdular. Geniş topraklara hükmettiler. Gerek savaş ganimetleri, gerekse sulh ve âsâyiş ortamının geliştirdiği ticaret sayesinde dünyanın en zengin milleti hâline geldiler. Memleketlerine asırlarca servet aktı. Orta Asya’da yaşayan ve Müslüman olmayan Moğollar ise, dünyayı işgal ettikleri halde, medeniyet bakımından geri ve maddeten fakir kaldılar. Hıristiyanlık bizâtihi terakki sebebi olsaydı, bu dine çok bağlı Habeşistan, Peru gibi ülkelerin hâli böyle olmazdı.

İlmi Hazır Buldular

Kur’an-ı kerim insanların kavimler hâlinde yaratıldığını, bunun birbirlerini tanımakta elverişli olduğunu söyler. Bununla beraber ırk, güzellik veya zenginliği değil, ancak Allah korkusunu üstünlük sebebi olduğunu kabul eder. Bu prensip kabile asabiyetini yıkmış ve millet şuurunu pekiştirmiştir. Müslüman Türkler, diğer halklarla evlenmek suretiyle karışarak, genlerindeki istidadı tazelemiştir. Kültürleri zenginleşmiştir. Zeki ve kabiliyetli Balkan çocukları, en fazla bulundukları kasabanın papazı olabilecekken, saraya alınıp hususî tahsil ve terbiye ile devletin en üst kademesine çıkabilmiştir. Böylece hem imparatorluk unsurlarının meziyetlerinden istifade edilmiş, hem bunlar İslâmiyet ile tanışmıştır. Böylece kavimler arasında kaynaşma meydana getirilmiştir. Amerika bu genetik avantaj sayesinde süper güç olabilmiştir. Dahası var, Avrupa, hele Amerika’da bir zenci ile beyaz aynı mekânda bile bulunmazken,  Müslüman Türkler kendi ırkından olmayan Müslümanlarla evlenip yuva kurmakta mahzur görmediler. Bu da cemiyette demokrat bir yapının varlığına delâlet eder.

İlk müslümanlar ilim ve teknikte ileri giderek, parlak bir medeniyet kurmuşlardı. İslâm dünyası pek çok buluşa ev sahipliği yaptı. Türkler, bu medeniyete halef oldular. Bir bakıma çok şeyi hazır buldular. Ama bu kültürü geliştirip yüksek bir estetik seviyeye getirdiler. Müslüman denince bugün Avrupalıların aklına Türklerin gelmesi boşuna değildir. 

Osmanlılar önceki Müslüman âlimlerin koyduğu ilim lisanını aynen benimsediler. Zaten Türklerin Müslüman oluşunun ardından yeni mefhumları karşılamak üzere çok sayıda Arapça ve Farsça kelimeler Türkçeye geçmişti. Böylece Türkler, çok zengin ve ahenkli bir lisana sahip oldular. Bunda da Türklerin coğrafya itibariyle yakın temasta bulundukları İranlıların mühim tesiri olmuştur. Arapça kelimeler bile Türkçe’ye Farslardan geçmiştir. Böylece Arap ve Farslarla müşterek bir ilim lisanı doğmuştur. Türklerden mühim sayıda fıkıh âliminin yetişmesi de, bu ilme dair tabirlerin Türkçe lisanına girişini kolaylaştırmıştır. 

Osmanlı Hukuku’nun dili, önceki yüzyıllarda İslâm hukukçularının teşkil ettiği sağlam bir hukuk mantığı ve buna bağlı edebiyatını yansıtmaktadır. İlk Osmanlı hukukçuları muayyen bir hukuk mantığını, felsefesini ve edebiyatını hazır buldular. Bu birikimi Osmanlı kültürü içinde geliştirerek onu klasik üslûbuna ulaştırdılar. Eğer Osmanlılarda yerleşik ve zengin birikim olmasaydı, Batı kültürüne geçiş tam bir fiyaskoyla neticelenirdi.

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz