Türkiye’nin Geleceği

Nuri Yücel Mutlu 13.07.2016 3609
B
ir devletin varlığını gösterebilmesi için; “ülke” denilen bir toprağa sahip olması ve orada yaşayanların, birbiriyle kaynaşmış bir toplum hâlinde olmaları gerekir. Toplum, üzerinde yaşadığı toprağı “vatan” kabul ederse, ona sahip çıkar ve uğrunda savaşır, canını verir. Bu toplum, kendisini bir arada tutan manevî değerlerini iyice tespit etmiş ve onları, vazgeçilmez değer olarak görmüşse, birbirine kenetlenmiş bir kitledir. Devlet de, bu iki unsura dayandığı sürece devam eder. 

Bugün de Anadolu ve Rumeli, bizim vazgeçilmez vatanımızdır. Devletimizin sınırları bugün için “Misâk-ı Millî” hudutlarına kadar henüz uzanmış değildir. Kaldı ki, Türkiye Cumhuriyeti’nden önceki devletimiz olan “Osmanlı Devlet-i Alîyesi”nin çökertildiği, ondokuzuncu yüzyılın sonları ve yirminci yüzyılın başlarında, Misâk-ı Millî hudutlarının da ötesinde olmak üzere, milletimizin “vatan” mefhumu içinde yer alan (Batı Trakya, Musul-Kerkük gibi) mübarek ve muazzet topraklar, bugünkü şartlar gereği mecburen hudutlarımız dışındadır. 

Bu topraklarda yaşamakta olan Müslüman nüfusun –oralara hükmeden devletlerin gayriinsânî tutumu dolayısıyla- azaltıldığı, hâttâ sıfıra indirildiği de vâkidir. Bütün bunlar geçicidir. Bize ve devletimizin yöneticilerine düşen vazife, devletin varlık sebebini iyice tespit edip ideolojinin uygulama vasıtası olan fethi, bugünkü şartlarda “kültürel ve ekonomik” olarak o bölgelere yönlendirmektir. 

Aksi halde, kabuğuna çekilmiş bir durumda varlığını sürdüren bir devletin, mukabil ideolojik taarruzu yaşamaktayız. Özellikle eğitim yaşındaki genç nesil başta olmak üzere, şehirlerde oturanların büyük çoğunluğu ideolojik karşı taarruzun hedefi halindedir. Yazılı ve görsel bazın ile tüketimi kamçılamak isteyen ticârî teşekküller; bu toprakları “vatan” bilen kitlenin manevî değerlerini, sinsî bir plânla hırpalayıp yoketmenin âleti durumunda bulunmaktadırlar. 

Daha önce ifade ettiğimiz gibi, her devletin ve onun tabanı olan toplumun, mutlaka bir ideolojisi olmalıdır. Bu ideolojinin bulunmadığı, bulunsa bile yürütülemediği veya unutulduğu zamanlarda bu boşluk, muhakkak ki iç veya dış, yerli veya yabancı bir başka ideoloji tarafından doldurulacaktır. 
Arz ettiğimiz gibi ortaçağ İslâm dünyasında bu ideolojinin kısaltılmış ifadesi “fetih”dir. Savaşların düşünülmediği bugünün dünyasında ise, fethin savaşarak değil, kültürel ve ekonomik olarak yürütülmesi gerekir. 

Kültürel ve Ekonomik Fetih Gerekir


Türkiye’nin kuvvetli ve kudretli olabilmesi için, hepimizin bu “kültürel ve ekonomik fetih” hareketini disiplinli ve sonuç alacak şekilde yürütmemiz gerekir. Vatanımızın şimdi uzaklardaki parçaları olan Balkanlarda ve Orta Asya’da varlığımızın hissedilmesi için kültürel ve ekonomik fethin bir devlet politikası olarak götürülmesinde büyük yararlar vardır.

Toplumu biraraya getiren manevî değerler nelerdir? Bu değerlerin en başında “aynı dinin mensubu olma” gelir. Toprağı vatan haline getiren unsurların en önemlisi müşterek dînî duygulardır. Bu duyguların diri ve canlı tutulması için, öğretim ve eğitim gereklidir. Aksi halde zâfiyet söz konucudur. Böyle bir durumda ise insan, karnını doyuran bir basit yaratıktan başka bir şey olamaz. Böyle bir kişi ise, vatan mefhumundan habersiz olarak, her toprakda yaşayabilir ve hayatını sürdürebilir. 

Dînî duyguların kuvvetli olabilmesi için öğretim ve eğitimin; aslına uygun ve kesintisiz bir şekilde verilmesi gerekir. Bugün Türkiye’de lâik sistemin tehlikeye uğramaması düşüncesiyle, dinî öğretim ve eğitimin çok büyük çapta kısıntıya uğradığı herkesin malûmudur.

Şu andaki Türk toplumu İslâmiyetin, “light İslâm” şeklinde telâkki edilmesinden dolayı bîzârdır. Sâdece mânevî değil, içtimai bir mâhiyeti de olan İslâmiyeti, -günümüzde yapılmak istendiği gibi- sâdece itikadla ilgili konulara hapsetmek, imkânsız ve zararlıdır. 

Dolayısıyla, toplum olarak millî bakımdan mümkün olduğu kadar çabuk kendimize gelebilmemiz, çağa ayak uydurma yolundaki gayretimizin dînî bir uyanış ile birlikte yürümesine bağlıdır. Burada büyük şâirimiz Yahya Kemâl’in bir ifâdesini aynen almakta fayda görürüm: “Türk devleti, aslı olan Müslüman tabakanın hamuruyla tekrar yuğrulmadıkça, tam bir sıhhatle yaşayamaz.”

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz