Türk'e Hasret Topraklar

M. Ozan Semerci 10.01.2011 4374

Y

azımızın başlığına bakarak,  çevremizde ve yeryüzünde bunca Türk düşmanı faaliyette iken, Türk'e hasret çeken mi var? diyenler olabilir. Evet öyledir ve Türk'e hasret çekenlerin sayısı, düşmanlık duyanların sayısından az değildir. Ne var ki; biz bunun pek farkında değiliz. Milletimizin   son   cihan   devleti olan Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşüyle doğan boşluk, emperyalist Batılılarca doldurulmaya çalışıldı. Ancak zulm ile âbâd olunamayacağından bunu başaramadılar ve o yüzden Osmanlı'nın, yani Türk'ün idaresi hep arandı. Bu arayış her geçen gün Türk'e olan hasreti arttırdı. Zamanla büsbütün arttıracak.

 

Balkanlardaki Hasret

 

Millî Eğitim eski Bakanlarımızdan ve devlet adamlarımızdan Ali Naili Erdem anlatıyor:

 

 " 1975 yılında Estergon kalesini geziyordum. Orada bir ressamın çalışmalarını seyretmekte idim. Ressam, Türk olduğumu öğrenince büyük bir heyecanla ayağa kalktı, şapkasını fırlatarak heyecanla şöyle dedi: Türk, çok büyük bir şeydir. Çok büyük!.. Keşke Estergon'dan gitmeseydiniz de Macaristan'da hâlâ adalet hüküm sürüyor olsaydı..."

 

Bir Balkanlı tarafından 1975 yılında dile getirilen bu hasretin, bugüne geldiğimizde aynı tazeliği taşıdığına şahit oluyoruz. 1989 yılında, Romanya'da kızıl diktatör Çavuşesku'nun devrilmesiyle kurulan demokratik hükümetin Kültür Bakanı Andrei Rleşu, kendisiyle konuşan Türk gazeteciye şöyle der:

 

"Türkler zamanında, dedelerimiz refah içinde yaşamışlar. Kral ve Çavuşesku devirlerinde ise Romanya halkı kendi vatanında esir kampında gibiydi. Keşke Çavuşesku ve krallık devrini göreceğimize Osmanlı İmparatorluğu'nun  hâkimiyetinde  kalsaydık"

 

Balkanlı toplumların Türk'e olan hasretini en veciz şekilde ifade eden cümlelerden biri de, Polonyalı meşhur piyanist Paderevski'ye aittir:

 

"Türk atlıları ne zaman Vistül'den su içerse, Polonya ancak o zaman hürriyetine kavuşur."

 

Artık Türk atlılarının Vistül ırmağından su içmesi mümkün değil. O fütuhat günlerimiz gerilerde kaldı. Şimdilerde buna imkânımız da yoktur niyetimiz de... Ancak, devlet adamlarımız ve halkımız, o bekleyişi gözardı etmemelidir. Atlılarımızla olmasa da, siyasetimizle, kültürümüzle ve ekonomimizle Vistül'e  ulaşacak gayretler içerisinde olmalıyız.

 

 Araplar, Osmanlıyı Arıyor

 

Balkanlar böyledir de. Orta-doğu'daki durum daha im başkadır? Hayır! Hatta Arap alemindeki Türk (Osmanlı) ı hasreti. Batılının dahi dikkatini çekecek bir hale gelmiştir. Tek bir misal veriyorum: ABD'de yayınlanan U.S. News dergisi. Şubat 1993 tarihli nüshasında, şu yorumu yapıyor:

 

 “400 sene Osmanlı Devleti'nin hâkimiyetinde kalan Filistin, huzurlu günlerin arayışı içinde. Osmanlı Devleti'nin yıkılmasıyla Hıristiyan ülkelerin sömürgesi haline gelen Arap ülkeleri, Osmanlı'yı hasretle arıyor.”

 

Kudüs Üniversitesi öğretim üyesi ve “Mescid-i Aksa Camii” eski müezzini sürgündeki Hafız Abdülhamid de bakınız nasıl dertleniyor:

 

"Osmanlı'nın yıkılmasıyla bir türlü huzur bulamadık. Osmanlı gitti, öksüz kaldık.”

 

“Yürü Basra yürü / Osmanlı sana gelmezse

Sen durma O'na yürü  / Yürü de bitsin bu hasret"

 

Türküsü, Basra ve çevresinde hâlâ söylenmektedir. ' Türk'e olan hasretin, bundan daha güzel delili mi olur?

 

Yahudiler Bile...

 

Sevinç Çokum, Filistin-İsrail seyahati intibalarını anlatan “Kudüs ve Ötesi" başlıklı yazı serisinde; Telaviv'den dönerken uçakta tanıştığı ve kırkaltı yıl önce Türkiye'den İsrail'e göç etmiş Kohen Beni isimli Yahudi ile olan sohbetini naklediyor. Hâlâ mükemmel bir Türkçe ile konuşan bu kişi, yıllar sonra "vatanıma gidiyorum" diyerek Türkiye'ye ziyarete gelmektedir. Anlattığına göre, Kohen Beni, birkaç Yahudi arkadaşı ile birlikte Barselona-Galatasaray maçı için İspanya'ya giderler. Galatasaray'ın yenilmesi üzerine de, üzüntülerinden ağlarlar. Evet, Türkiye'den uzun yıllar önce ayrılmış bir Yahudi grubu, İsrail'den İspanya'ya, bir Türk takımını desteklemeye gidiyor ve bu takım yenilince gözyaşı döküyorlar. Bu da ayrı bir hasret olayı.

 

Soydaşlarımızın Hasreti

 

Ya şimdi sınırlarımız dışında yaşayan soydaşlarımızın ruh haleti?.. O da "Dış Türkler" in, "Evlâd-ı Fatihan" ın Anadolu Türklüğü'ne olan hasretidir. Bugün Ortadoğu ve Balkanlar'da bu "soydaş" hasreti gelişen münasebetlerle kısmen giderilebilmektedir. Sovyet Rusya'nın çökmesi sonucu, Asya Türkleri ile kucaklaşma kapısı da aralanmıştır. Ancak yine de münasebetleri geliştirecek daha çok adım atmamız lâzımdır.

 

Dışişleri eski bakanlarımızdan İhsan Sabri Çağlayangil resmî Cezayir ziyareti sırasında Bumedyenin teklifi üzerine, yüzde 25'i Türk olan Telemsana da uğrar. Çağlayangil anlatıyor:

 

 "Genç bir vali bizi karşıladı. Belediye'ye gittik. Yüksekçe bir yerde oturuyoruz. Bir aralık vali kulağıma eğildi, "Öldü zannettiğim ne kadar insan varsa, hepsini burada görüyorum. Bunların içinde benim kayınpederim de var. İki buçuk senedir sokağa çıkmıyordu" dedi. Dipte oturan yaşlıca bir zat, salonun ortasına kadar ilerledi. Karşımızda heykel gibi durdu. Basit bir Türkçe ile "Vezir hazretleri sen neredeydin? İki yüz elli senedir seni bekliyoruz" dedi.

 

 İşte İnsanın Yüreğine Oturan Bir Sitem Daha...

 

Filistin halkının en büyük manevî desteği Kudüs Müftüsü Sadeddin Alemi, hâlâ bizi bekleyenler arasında. O da bu hasretini şöyle dile getiriyor:

 

 "Osmanlıyı arıyoruz. Osmanlı idaresinde Filistinliler en mutlu, en güzel günlerini geçirdiler. Mescid-i Aksa'nın koruyucusu Osmanlı idi. Şimdi Osmanlı'nın torunları nerede?..”

 

Türkiye'yi Bekleyen Görev

 

Dr. Enver Ören'in 1986  yılında devrin Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile Tunus, Mısır, Katar’a yaptığı seyahat intibaları da şöyle:

 

"Türkiye'nin itibarı dışarıda çok yüksektir. Gidilen her İslâm ülkesinde, hasreti çekilen bir baba, bir ağabey muhabbeti ile karşılaştık. Lider olmak, Türkiye'nin iddiası değil; tarihinin, İslâmiyetin, ortak kültürün, coğrafî yapının, politik manzaranın ve üstün teknolojinin tabiî sonucudur. Önümüzdeki senelerde Türkiye'nin nâzım rolü daha da artacaktır. İslâm ülkelerinden üçüncü bir dünyanın doğması mukadderdir. Memleketimizin kendini bu dünyanın liderliğine hazırlaması, kadrolarını, insan unsurunu buna göre kurması acilen gerekmektedir.”

 

 Evet "oyunda, oynaşta" geçirecek vaktimiz yoktur. Tarihte yaşanan "Osmanlı asırları"ndan sonra, yeniden, hasreti çekilen Türk asırlarına millî bir tarih şuuru ile canla başla hazırlanmak durumundayız.

 

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz