
TÜRK DİLİ ZENGİNDİR! Afganistan’ın Herat şehrinde doğan, Türk kültüründe önemli bir yere sahip olan Ali Şir Nevai billur bir pınar gibi olan Türkçe hakkında şunları kaydediyor: “Türk dili kelime bakımından zengindir. Acemi şairler bu güçlükten yılarak kolay tarafa kaçıyorlar.” Gençliğinde Farsça yazmış olmasına rağmen Türkçeye niçin döndüğünü ise şu şekilde ifade ediyor: “Gökteki yıldızlardan daha parlak, içine yabancı ayağı girmemiş, yabancı eli değmemiş bir gül bahçesine rastladım. Fakat bu hazinenin bekçisi olan ejderler kan dökücü idi. Güllerin dikeni de sayısızdı. Düşündüm ki tabiat sahibi kişiler bu ejderin zehri korkusundan bu hazineye girememişler. Ve gönlüme öyle geldi ki şairlerin büyükleri bu dikenlerin korkusu ile bu bahçeden bir gül bile koparamadan göçüp gitmişler.” NEREYE BU GİDİŞ? Bugün Türk lisanı iki büyük tehlike ile karşı karşıyadır. Birincisi başka kültürlerin baskısı altında kalmak, bir diğeri ise tabii olarak dildeki kısırlaşmadır. Can çekişen Türkçeyi, bu ana davaya sahip çıkıp onu iç ve dış düşmanların kanlı ellerinden kurtarmadıkça tarihte olduğu gibi Türk kültürünün geniş coğrafyalara yayılması imkânsız gibidir. Zira lisan ve dilin kelimeleri ait olduğu medeniyeti besleyen ve yaşatan, aynı zamanda o milletin vitrini hükmündedir. TÜRK LİSANI KOMADA Bugün ülkemizin önünde duran en önemli meselelerin başında dil meselesi gelir. Dili paramparça edilmiş bir millet o yarayı tedavi etmeden başka hangi derdine çare bulabilir? Asırlardır değişik coğrafyalarda kendine yer edinmiş olan Türkçe bugün maalesef komada yatan bir hasta gibidir. İhata ve ifade gücü zayıflamıştır. Koşar adımlarla kifayetsiz, iptidai bir dil olma yolunda ilerlemektedir. Evet lisan canlı bir organizma gibidir; zamanla değişir, gelişir. Ancak 1950-60’lı yılların şiir gibi olan Türkçesi ile günümüzde konuşulan dil arasında büyük uçurumlar var. Bugün maalesef biz bu tehlikeyi göremiyor, sezemiyoruz. Düşmanlar bilmektedir ki bir memleketi topyekûn ele geçirmek için ordusunu bozmaktan, topraklarını işgal etmekten daha tesirli olan şey dilini ve dolayısıyla mazisini tahrip etmektir. “ÖZ İNGİLİZCE”, “ÖZ ALMANCA” VAR MI? Bugün imparatorluk dilimiz Türkçe gırtlağına ip dolanmış bir adam gibidir. Yerden yere sürükleniyor ve her parçası bir tarafta kalıp organik bütünlüğünü kaybetme bahtsızlığı ile karşı karşıya. Yeryüzünde hiçbir millet gösteremezsiniz ki ataları ile bağlarını topyekûn koparmaya hevesli olsun. Ve yine hiçbir memlekette “Öz İngilizce”, “Öz Fransızca”, “Öz Almanca” ifadesini duyamaz, göremezsiniz. Bizde onlarca mana ifade eden kelime “Öz Türkçe” adı altında atılmış, yerine ne olduğu belli olmayan şeyler getirilmiştir. Buna birkaç misal: “Kelime-i şahadet”deki kelimeyi “sözcük”, "şahadet" i "tanık ", “Kanûnî Sultan Süleyman”ın kanununu “yasa” yaptılar. Şimdi biz kalkıp “Yasalı Sultan Süleyman” mı diyeceğiz? Yine köklü bir üniversitemizde yapılan doktora çalışmasının başlığına bakalım: “Katlıdizeylerin çokdeğişkenliliği yükseltilmiş çarpımlar üçköşegencil gösterilim yoluyla ayrıştırımı: Kavramcıl taban ve uygulayışlar.” Nereye bu gidiş? Türk kültürüne karşı topyekûn taarruz edenler, ey soğuk illerden buz giyerek gelenler! Türk kültürü üzerinden elinizi çekin artık! Bu milletin şah damarı, varlık sebebi olan dil ile uğraşmayın. Ve yine bunları görmezden gelip, katliamı seyredenler! Bilmelisiniz ki böyle devam ederse, bundan sonra ne Fuzuli ne Yunus Emre ve ne de Necip Fazıl Kısakürek’in şiirlerini okuyup, anlayan çıkar! BUNLARI ANLIYOR MUSUN? 1963’te Frankfurt’ta toplanan Milletlerarası Petrol Kongresi’ne Rus mühendis ve delegeleri de iştirak ederler. Türkiyeli bir talebe Cumhuriyet gazetesinin o zamanki nüshasını Azerbaycan Türklerinden bir mühendise sunarak, “Bunları anlıyor musun?” diye sorar. Mühendis gazeteyi evirir, çevirir aralarında şu ibretlik konuşma geçer: “Pek anlamıyorum ama bir şey anladım. Bizim sekiz sene savaşarak yendiğimiz devrik cümleleri şimdi size satmaya çalışıyorlar. Siz dilin bünyesinin nereye kadar gideceğini bilmezsiniz, biz ise biliyoruz.” (Prof. Dr. Zeki Velidi Togan, Türklüğün Mukadderatı Üzerine. Yağmur Yay. 2. Bs.) Yine Londra Üniversitesi Türkoloji hocalarından Dr. Margaret Bainbridge, Türkçenin yıkılışı hadisesini esefle mütalaa ederek fakülteye ders vermek üzere getirmek istedikleri Türk gençlerinin dillerini bilmediklerini üzüntü ile ifade ediyor. Geçmişte Erzurum Üniversitesi’nin Türkoloji bölümünün başına Mr. Mundy isminde bir İngiliz’in, direktör yardımcılığına Zaharyadu isimli bir Yunanlı kadının getirilmesi ne kadar düşündürücü ve hazindir. (S. Ayverdi-Millî Kültür Meseleleri ve Maarif Davamız. Kubbe Altı Yay.) Yarından tezi yok, ihtisas sahası ne olursa olsun her Türk münevverinin bu kanayan, üzerine tuz basılan yaranın tedavisi için hâl çaresi araması, kollarını sıvaması gerekir. Aksi hâlde: Öyle bir musikiyi örten ölümBir teselli bırakmaz insandaMuhtemel görünmüyor henüz gönlümÇok saatler geçince hicrandaDüşülür hayale zevk alınırBelki hâlâ o besteler çalınırGemiler geçmeyen bir ummanda. Diyen Yahya Kemal’in şiirindeki; “teselli, muhtemel, hicran, umman” kelimeleri yeni nesiller tarafından ne bilinecek ne de bir mana verilebilecektir. Edebî zengin Türkçemiz daha fazla kan kaybetmeden istikbalimiz ve ikbalimiz için yabancı ideolojilerin tasallutundan kurtarılmalıdı