Türk Kültürüne Vurulan Büyük Darbe: Uydurma Türkçe

Dr. Mehmet Can 11.03.2024 612
B
üyük medeniyetler kurarak bütün insanlığın huzur ve asayişini temin eden Türk milleti geçmişte zelzele, sel ve çeşitli tabiat hadiseleri ile karşı karşıya kaldılar. Metanet ve vakur duruşları ile yıkılan, harap olan yerleri eskisinden daha iyi hâle getirdiler. İşte bu üstün vasıflarından dolayı isimlerini tarihin altın sayfalarına yazdırdılar.
 
Elbette emperyalist güçler böylesi muazzam bir milleti, yeryüzünden silmek, ayağına çelme takmak için mücadele etti. Bir fikir perişanlığı içerisine çekerek mazi ile bağları koparılmak istedi. Tarihimizin hor görülmesi, yaşayan Türkçemizin her geçen gün karanlığa gömülmesi, Türk zevkine ve ruhuna aykırı birtakım garabetlerin ortaya çıkarılması işte bu düşüncenin bir mahsulüdür.
 
Türkiye’ye sızan fikir cereyanları ve onların kasıtlı temsilcileri ülkemizin sınır bekçisi olan “Millî kültür”ü akamete uğratmak için var güçleri ile çalışmaktadırlar. Arşaruni isimli bir Ermeni’nin “Türk Kültür İdeolojisinin Buhranı” isimli makalesinde Özbek Türklerinin meşhur şairi Abdülhamid Çolpan’a söylediği şu sözler işin mahiyetini bütün yönleriyle ortaya koymaktadır: “Sizin millî kültürünüz kaynayan deniz dalgaları arasında yüzen bir samandır, ki yok olmaya mahkûmdur boşuna çırpınıyorsunuz...”
 
Bu bahtsızları rahatsız eden, Sibirya’nın güneyindeki Sayan Dağları’nda yaşayan Tuvalı ile Anadolu dağlarında yaşayan bir Türk’ün karşılaştıklarında birbirine benzer bir dil konuşması, Tanrı Dağları’ndaki bir yer ismi ile Türkiye’deki yer isimlerinin benzerlik göstermesidir.
 
TÜRK DİLİNİN DÜNÜ NASILDI?
 
Görüldüğü üzere millî kültüre bağlılığı ortadan kaldırmak emperyalistlerin her zaman ana hedefi olmuştur. Bu maksatla yaptıkları, yapacakları kötülüklerin sınırı yoktur. Türk edebiyatının önde gelen yazarlarından Ömer Seyfettin’in yazılarında bahsettiğine göre 1918-19 yıllarında Azerbaycan’dan İstanbul’a gelen tiyatro grupları çeşitli oyunlar sergilemişlerdir. İstanbullu münevverler adlarını yeni işittikleri Azerbaycanlı Türk yazarların eserlerini sahnede seyretme imkânı bulmuşlardır. Bu oyunu seyredenlerden Ömer Seyfettin Azerbaycan Türkçesi ile İstanbul Türkçesi arasında mühim sayılabilecek esaslı bir lehçe farkı olmadığını şöyle anlatmaktadır:
 
“Azerbaycanlıların tiyatrosuna gidenler ancak ehemmiyetsiz bir ‘şive farkı’ karşısında kalmışlardır. Hâlbuki İstanbulluların şivesine Kastamonuluların şivesi daha uzaktır. Kelimeler hemen hemen bir, cümlelerin teşkili bir. Yalnız ‘kendim’ yerine kullandıkları ‘özüm’ gibi lafız müstesna! Bu kadar ehemmiyetsiz bir fark, hatta fark bile sayılmaya değmez. ‘Ben şunu demek isteyirem ki…’ dedikleri zaman ‘Ben şunu demek istiyorum ki...’ demek istediğini hemen anlıyorsunuz.” (Ömer Seyfettin, “Lisan Bağı” Tercüman-ı Hakikat, 5 Şubat 1919.)
 
Yine Ömer Seyfettin o devirde diğer Türk coğrafyalarında konuşulan ve yazılan Türkçelerle İstanbul Türkçesi arasındaki farkların anlaşmayı engelleyecek boyutta olmadığını da şöyle ifade ediyor:
 
“Kazan, Orenburg lehçeleri biraz fazla fark gösterir. Şimalde (Kuzey) kendilerine ‘Tatar’ namı veren Türklerin lisanlarında ‘g’ler eskisi gibi durur. Fakat Anadolu, Cenubi (Güney) Kafkasya, Azerbaycan, Türkistan, Özbekistan lehçelerindeki fark manayı anlamayacak kadar değildir. Vaktiyle benim (1910’lu yılları kastediyor) İstanbul’daki gazetelerde neşrettiğim makaleleri buradaki gazeteler aynen sütunlarına naklediyorlardı. Demek oranın okurları bizim İstanbul lehçesini pek güzel anlıyorlarmış.” (Ömer Seyfettin, “Yarınki Turan Devleti” 24 Kasım 1914.)

TÜRK DİLİ ZENGİNDİR!
 
Afganistan’ın Herat şehrinde doğan, Türk kültüründe önemli bir yere sahip olan Ali Şir Nevai billur bir pınar gibi olan Türkçe hakkında şunları kaydediyor: “Türk dili kelime bakımından zengindir. Acemi şairler bu güçlükten yılarak kolay tarafa kaçıyorlar.”
 
Gençliğinde Farsça yazmış olmasına rağmen Türkçeye niçin döndüğünü ise şu şekilde ifade ediyor: “Gökteki yıldızlardan daha parlak, içine yabancı ayağı girmemiş, yabancı eli değmemiş bir gül bahçesine rastladım. Fakat bu hazinenin bekçisi olan ejderler kan dökücü idi. Güllerin dikeni de sayısızdı. Düşündüm ki tabiat sahibi kişiler bu ejderin zehri korkusundan bu hazineye girememişler. Ve gönlüme öyle geldi ki şairlerin büyükleri bu dikenlerin korkusu ile bu bahçeden bir gül bile koparamadan göçüp gitmişler.”
 
NEREYE BU GİDİŞ?
 
Bugün Türk lisanı iki büyük tehlike ile karşı karşıyadır. Birincisi başka kültürlerin baskısı altında kalmak, bir diğeri ise tabii olarak dildeki kısırlaşmadır. Can çekişen Türkçeyi, bu ana davaya sahip çıkıp onu iç ve dış düşmanların kanlı ellerinden kurtarmadıkça tarihte olduğu gibi Türk kültürünün geniş coğrafyalara yayılması imkânsız gibidir. Zira lisan ve dilin kelimeleri ait olduğu medeniyeti besleyen ve yaşatan, aynı zamanda o milletin vitrini hükmündedir.
 
TÜRK LİSANI KOMADA
 
Bugün ülkemizin önünde duran en önemli meselelerin başında dil meselesi gelir. Dili paramparça edilmiş bir millet o yarayı tedavi etmeden başka hangi derdine çare bulabilir? Asırlardır değişik coğrafyalarda kendine yer edinmiş olan Türkçe bugün maalesef komada yatan bir hasta gibidir. İhata ve ifade gücü zayıflamıştır. Koşar adımlarla kifayetsiz, iptidai bir dil olma yolunda ilerlemektedir. Evet lisan canlı bir organizma gibidir; zamanla değişir, gelişir.
 
Ancak 1950-60’lı yılların şiir gibi olan Türkçesi ile günümüzde konuşulan dil arasında büyük uçurumlar var. Bugün maalesef biz bu tehlikeyi göremiyor, sezemiyoruz. Düşmanlar bilmektedir ki bir memleketi topyekûn ele geçirmek için ordusunu bozmaktan, topraklarını işgal etmekten daha tesirli olan şey dilini ve dolayısıyla mazisini tahrip etmektir.
 
“ÖZ İNGİLİZCE”, “ÖZ ALMANCA” VAR MI?
 
Bugün imparatorluk dilimiz Türkçe gırtlağına ip dolanmış bir adam gibidir. Yerden yere sürükleniyor ve her parçası bir tarafta kalıp organik bütünlüğünü kaybetme bahtsızlığı ile karşı karşıya. Yeryüzünde hiçbir millet gösteremezsiniz ki ataları ile bağlarını topyekûn koparmaya hevesli olsun. Ve yine hiçbir memlekette “Öz İngilizce”, “Öz Fransızca”, “Öz Almanca” ifadesini duyamaz, göremezsiniz. Bizde onlarca mana ifade eden kelime “Öz Türkçe” adı altında atılmış, yerine ne olduğu belli olmayan şeyler getirilmiştir.
 
Buna birkaç misal: “Kelime-i şahadet”deki kelimeyi “sözcük”, "şahadet" i "tanık ", “Kanûnî Sultan Süleyman”ın kanununu “yasa” yaptılar. Şimdi biz kalkıp “Yasalı Sultan Süleyman” mı diyeceğiz?
 
Yine köklü bir üniversitemizde yapılan doktora çalışmasının başlığına bakalım: “Katlıdizeylerin çokdeğişkenliliği yükseltilmiş çarpımlar üçköşegencil gösterilim yoluyla ayrıştırımı: Kavramcıl taban ve uygulayışlar.” 
 
Nereye bu gidiş? Türk kültürüne karşı topyekûn taarruz edenler, ey soğuk illerden buz giyerek gelenler! Türk kültürü üzerinden elinizi çekin artık! Bu milletin şah damarı, varlık sebebi olan dil ile uğraşmayın. Ve yine bunları görmezden gelip, katliamı seyredenler! Bilmelisiniz ki böyle devam ederse, bundan sonra ne Fuzuli ne Yunus Emre ve ne de Necip Fazıl Kısakürek’in şiirlerini okuyup, anlayan çıkar!
 
BUNLARI ANLIYOR MUSUN?
 
1963’te Frankfurt’ta toplanan Milletlerarası Petrol Kongresi’ne Rus mühendis ve delegeleri de iştirak ederler. Türkiyeli bir talebe Cumhuriyet gazetesinin o zamanki nüshasını Azerbaycan Türklerinden bir mühendise sunarak, “Bunları anlıyor musun?” diye sorar. Mühendis gazeteyi evirir, çevirir aralarında şu ibretlik konuşma geçer:
 
“Pek anlamıyorum ama bir şey anladım. Bizim sekiz sene savaşarak yendiğimiz devrik cümleleri şimdi size satmaya çalışıyorlar. Siz dilin bünyesinin nereye kadar gideceğini bilmezsiniz, biz ise biliyoruz.” (Prof. Dr. Zeki Velidi Togan, Türklüğün Mukadderatı Üzerine. Yağmur Yay. 2. Bs.)
 
Yine Londra Üniversitesi Türkoloji hocalarından Dr. Margaret Bainbridge, Türkçenin yıkılışı hadisesini esefle mütalaa ederek fakülteye ders vermek üzere getirmek istedikleri Türk gençlerinin dillerini bilmediklerini üzüntü ile ifade ediyor.
 
Geçmişte Erzurum Üniversitesi’nin Türkoloji bölümünün başına Mr. Mundy isminde bir İngiliz’in, direktör yardımcılığına Zaharyadu isimli bir Yunanlı kadının getirilmesi ne kadar düşündürücü ve hazindir. (S. Ayverdi-Millî Kültür Meseleleri ve Maarif Davamız. Kubbe Altı Yay.)
 
Yarından tezi yok, ihtisas sahası ne olursa olsun her Türk münevverinin bu kanayan, üzerine tuz basılan yaranın tedavisi için hâl çaresi araması, kollarını sıvaması gerekir. Aksi hâlde:
 
Öyle bir musikiyi örten ölüm
Bir teselli bırakmaz insanda
Muhtemel görünmüyor henüz gönlüm
Çok saatler geçince hicranda
Düşülür hayale zevk alınır
Belki hâlâ o besteler çalınır
Gemiler geçmeyen bir ummanda.
 
Diyen Yahya Kemal’in şiirindeki; “teselli, muhtemel, hicran, umman” kelimeleri yeni nesiller tarafından ne bilinecek ne de bir mana verilebilecektir. Edebî zengin Türkçemiz daha fazla kan kaybetmeden istikbalimiz ve ikbalimiz için yabancı ideolojilerin tasallutundan kurtarılmalıdı

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz