Türk Cihan Hakimiyetinin Esas Gayesi İslam'ı Yaymaktır

Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu 21.12.2016 4076

resim
B
ozkır Türk devlet başkanının vazifelerinden sayılan “cihanı idare etme” düşüncesi Türk-İslâm devletlerinde de yaşamakta idi. Oğuz Kağan destanından ve Uygur hükümdar âilesinin menşe efsanesinden başka, Batı Hun imparatoru Attila, Hun başbuğu Uldız, Gök-Türk sınır kumandanı Türk-şad haklarındaki tarihî vesikalarda ve Orhun kitâbelerinde görülen ve “Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar” dünyanın, töre’ye göre, Türk hükümdarı tarafından idare edilmesi ülküsü olan eski Türk cihan hâkimiyeti düşüncesi Selçuklu çevresinde bütün canlılığını muhafaza ediyordu. 

Kâşgarlı Mahmud şöyle demektedir: “Tanrı devlet güneşini Türklerin burcunda doğdurmuş, göklerdeki dairelere benzeyen devletleri onun saltanatı etrafında döndürmüş, Türkleri yeryüzünün hâkimi yapmıştır”.  Peygamberimizin, “Benim Türk adında bir ordum vardır” dediğini nakleden Kâşgarlı’ya göre, “Türk” adı Tanrı tarafından verilmiştir. O zamanın umumî efkârında yaygın olduğu anlaşılan bu düşüncenin siyâsî sahalarda da yankıları görülmekte idi. 

Tuğrul Bey’den sonra, yine halife tarafından “Doğunun ve Batının hâkimi” ilân edilen Büyük Sultan Melikşah (25 Nisan 1088) ölümünden az önce Bağdad’da topladığı harp meclisinde Mısır’ın ve bütün Mağrip kıtasının zaptını planlıyor, oğlu Sultan Sencer de halifeye gönderdiği 1133 tarihli mektubunda “Ulu Tanrı’nın lütfu ile cihan padişahlığına yükseldiğini” yazıyordu. Diğer taraftan Muhammed Harezmşah Suriye, Mısır ve civarının zaptını tasarlıyordu. 

Daha 9. yüzyıl ortalarında Balasagun dolaylarında 10 bin hanelik Türk (Türkmen=Karluk) kütlesinin Müslüman olması ile başlayan Türklerin Orta-doğu’da mühim bir siyasî güç hâlinde belirdikleri devirde bölge kültür çevresinin en mühim unsuru şüphesiz din idi. İslâm’ın yerine getirilmesi gerekli vecibeleri arasında başlıcası da bu dini yaymaktı. 

Esasen “cihad” anlayışı Türklerin fütuhat felsefesine uygun düşüyor, fâtih ruhlarını okşuyordu. Bu 
sebeplerle, Karahanlı’lar yalnız Mâveraünnehr’in eski kültür merkezleri Buhara ve Semerkand’da değil, daha doğuda Kâşgar ve dolaylarında İslâmiyeti yaygınlaştıran kuruluşlar meydana getirdikleri gibi, bu uğurda mücadelelere de girişiyorlardı. 11. Yüzyılın ikinci yarısında İli – Yama ırmakları arasında yaşayan gayri müslim Basmıl, Yaaku boyları ile çarpışmışlardı. İç-Asya’nın dağlık bölgelerinden gelen kalabalık Türklere de, İslâmlaşmaları için, Hanlık arazisinde yer verilmişti. 

Karahanlı idarecileri bu bakımdan daha ziyade Uygur’ları hedef almakta idiler, zira Maniheist ve Budist olan bu Türk topluluğunu ihtida ettirilmesi gerekli “zındık”lar olarak görülüyorlardı. Gazneliler de devlet - halk birliğini sağlayan hemen biricik unsur İslâmiyet olduğu için, Müslümanlık tarafı ağır basan bu Türk devletince Afgan’lar ve Gurlu’larla yapılan çetin savaşların gayesi onları İslâmiyete kazanmaktı. 

Ayrıca râfızî Karmatî’lerle de mücadele eden Gazneli’ler en büyük başarıya şüphesiz Kuzey Hindistan’da ulaşmışlardı: Sultan Mahmud’un 17 Hind seferi (1001-1027) ile İndus – Pencâb havalisine götürdüğü İslâmiyet, sonra oğulları ve Delhi Türk sultanları vasıtasiyle daha yaygınlaştırılmış ve bu, bugünkü Müslüman Pakistan devletinin temeli olmuştur. Kalaç âilesinden Alâüddin Muhammed (1296 – 1316)’in gayretleri ile İslâmiyet Dekkan’a kadar uzanmış bulunuyordu. Anadolu’nun fethinde de, Bizans elindeki toprakların “küffar”dan kurtarılması lüzumu gibi bir “cihad” havasına giriş, Türk başbuğlarının vazifelerini kolaylaştırmıştı. 

İslâmiyet – Türklük mânevî birliğinin sağladığı, hem Türk’ün kudret ve şanını yükseltmek, hem İslâm dinini yüceltmek gibi bir gaye ortaklığını da gelişen bu yeni ruh, Haçlı ordularının bütün gayretlerini sıfıra düşürdükten başka, Moğol istilâcılığını da kendi İslâmî – Türk muhtevasında eritmiş ve bilindiği üzere, 1000 yıl müddetle Türk – İslâm devlet ve topluluklarının ana siyaset çizgilerinden birini tespit etmiştir. 

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz