Tatar Edebiyatçı Fatih Kerimi’nin İstanbul’u Ziyareti

Fatih Kerimi 23.04.2024 603
K
resim

azan Tatar edebiyatının önemli isimlerinden Fatih Kerimi, Rusya’dan çıkıp bir kısım Avrupa devletlerini ziyaret ettikten sonra İstanbul’a geldi. Buradan da tekrar Rusya’ya döndü. Yazdığı “Avrupa Seyahatnamesi” isimli eserinde İstanbul’dan bahsettiği bir bölüm özetle şöyle:

Mustafa Paşa’ya geldikte gayet güzel ve muntazam giyinmiş sağlam yapılı, iri gövdeli, kırmızı fesli Türk zabitleri göründü. Tren durunca bir zabit, iki polis ve bir iki tane de sivil elbiseli adamlar doğru birinci mevkiye girerek pasaportlara bakmağa ve eşyaları muayene etmeğe başladılar.

Vagonumuzda bizden başka yalnız bir hatun var idi. Evvela onun eşyasına baktılar, sonra bizim yanımıza gelerek pasaportlarımızı aldılar. Bunları bir deftere kaydedip bize iade ettikten sonra eşyamıza bakmağa başladılar. Evvela ben çantamı açtım. Rusça, Fransızca, Arapça, Türkçe ve Tatarca bazı kitaplar ve gazeteler vardı.

Bunları gördükte zabitin çehresi değişti ve niçin bu kadar çok kitap ve gazete bulunduğunu sordu. Bunların ekserisi rehnümalar ve Avrupa şehirlerinin delil ve tarifnameleri ve yolda okumak için alınmış romanlar olup bunların içerisinde memnu olacak hiçbir şey bulunmadığını beyan ettiysem de zabit kemal-i nezaketle “Efendim, bunları bakmadan göndermemize müsaade yoktur. Fakat bu kadar muhtelif dilleri okuyacak memur da burada bulunmuyor. Binaenaleyh bu çantaya alıp mühürleyerek ilk trenle İstanbul’a gönderelim. Orada gümrükte baktırıp alırsınız.” dedi.

“Pekalâ” dedim. Zaten burada tren ancak yirmi dakika tevakkuf ettiğinden gitme vakti de yaklaşmıştı. Hafif bir surette sair eşyamızı muayene ettiler, iş tamam oldu.

Burada kitap, gazete gibi şeylere bu kadar dikkatle bakmalarının sebebi şudur ki Avrupa’da Genç Türkler ile Ermeni, Arnavut ve Kürt gibi hükûmet-i hazırandan razı olmayan fırkalar gazeteler ve risaleler neşrederler. Bunların Türkiye’ye duhulünü men’ etmeğe çalışıyorlar.

Çantayı memurlara verdik. Diğerleri çıktı yalnız zabit bizim yanımızda kalarak bizim kim olduğumuzu Avrupa’nın nerelerini ve ne maksada mebni seyahat ettiğimizi yavaşça ve ustalıkla sormağa başladı. Bunlara cevap vermekle mükellef değil isek de kendisinin nezaket ve mülayemetine binaen hepsine kâfi derecede cevaplar verdik. Sahte pasaportla gezen Genç Türkler yahut Ermeni kaçakları olmasın diye def-i şüphe etmek istediği aşikâr idi.

Türkiye’de her adım başında bir rüşvet vermek lazımdır diye Avrupalıların yazdıklarına binaen yanımızdan gideceği vakit zabite kahve parası diyerek bir mecidiye (bir ruble altmış kopek) bahşiş verecek olduk. Almadı. “Bahşiş filan almak bize bairade-i şahane kat’iyen memnudur.” dedi. “Hayır efendim, bu rüşvet filan değil. Biz sizden bir hizmet ve karşılık istemiyoruz ve mutlak kahve parası olarak veriyoruz.” dedikse de almadı.

Hatta daha teklif edecek olsak kızacağı anlaşıldı. İşte acayip bir hal! “Rüşvet alıyorlar” diye Türkleri kınayan Avrupa’nın ortasında Viyana kondüktörleri kesemizi yırtıp alacak derecede rüşvet istediler. Bütün dünyada ismi çıkmış Türk memurları rüşvet değil bahşiş olarak kendimiz veriyoruz yine almıyorlar. Zavallı Türklerin bir kere adı çıkmış vesselam.

Akşam saat on birde Edirne’den geçtik ve ertesi gün 6 mayısta Ayastefanos ve Makrıköy’den geçerek sabah saat altıda İstanbul’a vasıl olduk.

Cuma Selamlığı

Bir Cuma günü Rusya konsoloshanesinden tezkire alarak “selamlık” resm-i âlîsini, yani Hazret-i Sultan’ın (II. Abdülhamid Han) Cuma namazı kılmak için cami-i şerife gelişini görmeğe gittik.

Tezkiresiz de gitmek mümkündür. Lâkin o vakit görmek güç oluyor. Halife hazretleri gelmeye başladığı gibi herkesi caminin içerisine sokuyorlar. Konsoloshanelerden tezkireyle varıldıkta, selamlık seyri için ecnebilere tayin olunmuş hususi binaya alıyorlar. Oradan güzel bir surette temaşa mümkündür. Selamlık resmi, haftada bir defa ve gayet tantanalı ve debdebeli olduğundan, seyir için gerek yerlilerden ve gerek ecnebilerden pek çok adam toplanıyor.

Cuma günü sabahtan başlayıp gayet muntazam ve alâ giyinmiş piyade askerleri, süvari askeri ve Zühaf alayları, hazret-i padişahın teşrif buyuracakları caminin etrafına dizilerek vürûduna muntazır oluyorlar. Bize konsoloshanede bir kavas verdiler. Bu adam resmî elbiseli ve belinde kılıcı filanı bulunduğundan bunu gördükte Osmanlı memurları doğru ecnebilerin durup seyredeceği binaya gitmemiz için bize yol açtılar.

Oraya vardıkta kavas konsoloshaneden verilen tezkireyi misafirleri kabul için tayin edilmiş hususi memura verip bizi prezante etti. Bu memur, gayet nazik ve terbiyeli bir zat olup bizi hüsn-i kabul ve seyretmek için hangi yerin daha münasip olacağını beyan etti. Her türlü millet-i ecnebiyeden erkek ve kadın olarak burada birçok insan vardı. Birazdan birer kahve verdiler. Sonra isteyenlere çay verdiler.

Sokaklara kum döküp sulayarak kemal-i itinayla temizlemişler. Caminin etrafında iğne atsan yere düşmeyecek tabirine lâyık derecede insan kalabalığı olup herkesin gözü Yıldız seyr-i hümayununa doğru mün’atif idi. Alafranga saat on ikiyi yirmi dakika geçtikte güzel faytona alâ bir çift beygir koşulmuş ve karşısında Gazi Osman Paşa oturmuş olduğu halde Hazret-i Sultan’ın teşrifi görüldü. Birçok paşalar vesair memurin-i askeriye ve mülkiye, kendilerini istikbal etmekte.

Askerler selam durup Hamidiye Marşı’nı çalmakta idi ki müezzin dahi Hamidiye Camii’nin uzun minaresinden müessir bir sadayla ezan okumaya başladı. Hazret-i sultan, bizim bulunduğumuz binaya pek yakın bir yerden geçtiği cihetle, kendilerini pek güzel bir surette görebildik. Bizim yanımızda bulunan Avrupalılar hazret-i padişahın geçişi sırasında “Viva la Sultan” yani “Yaşasın Sultan” diye bağırdılar. Bütün asker ve Türkler hepsi bir ağızdan “Padişahım çok yaşa!” diye haykırdılar.


Kaynak: AVRUPA SEYAHATNAMESİ – Fatih Kerîmî




İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz