Tarihdeki Türk Devletleri'nin Sembolü: Tuğlarımız

Hilmi Aydın 25.06.2010 8228
T

arih boyunca Türk devletlerinin sembolü olan tuğlar, ağaç gövdeli, çalpara tekniğinde, at kuyruğu örgüsü ile kaplanmış saçaklı, tombak tepelikli, hakimiyet, rütbe ve savaş sembolleridirler. Önceleri "yak" adındaki öküzün kuyruğundan yapılırken, daha sonraları at kuyruğundan yapılmaya başlanmışlardır. Osmanlı döneminde de genellikle at kuyruğundan imal edilmişlerdir.

Tuğ yapımında kullanılan kıl demetlerine çadırlarda, evlerde, mezarlarda da rastlamak mümkündür. Tuğ eski Türkler'de, Hint ve Çinliler'de de mevcut olup hanlık ve beylik alametlerinden biri olarak kabul edilirdi. Osmanlı Devleti'nde ise tuğ bir rütbe alametidir. Tuğ sayılarına göre rütbeler düzenlenmiş olup 9 tuğun en yüksek askerî rütbeyi temsil ettiği bilinmektedir.

Tuğlar savaşlarda birliklerin yerlerini, konumlarını ve hareket kabiliyetlerini gösteren; belirleyici bir savaş objesi olarak, orduların sevk ve idarelerinde pratik biçimde kullanılmışlardır. Yükseklikleri yaklaşık olarak 3 metredir.
İsmail Hakkı Uzunçarşılı Osmanlı Devleti'nin Saray Teşkilatı isimli kitabında şu ifadelere yer vermektedir: “Osmanlılar’ın tuğları 16. Asırda baş tarafında bir yıldızlı top ile Anadolu Selçuklular daki gibi üzerinde gümüş hilâl bulunan bir sırığa ve topun alt kısmına takılmış uzun ve boyalı at kıllarından müteşekkildi. Topun güneşi ve hilâlin ayı, at kılların da güneşin şualarını temsil ettiği rivayet olunur.”  

Hücum Tuğu
 
Selçuklu Sultanı  2. Gıyaseddin Mesut, Osman Bey'e gönderdiği bir fermanla, kendisini Söğüt ve havalisinde Uçbeyi yapmıştı. H.  688 - M. 1294 tarihli İstikbâl Fermanı'nda "Osman Şah bin Ertuğrul Bey" denilmiştir, fermanla,     Eskişehir'den, Yenişehir'e varıncaya kadar bütün Söğüt bölgesi ve havalisi bir sancak halinde     Osman Bey'e veriliyordu.

Fermanda   gönderilen hakimiyet malzemesi şöyle sıralanmıştır: "Tuğ'ı Subh, tırazı afıtab alem  ve tabl-ı nakkare i pur zemzeme-i muhteşem"

Osmnlılar'da tuğları Yeniçeriler taşırdı,   mehteranın içerisinde ön kısmında “Çorbacı başı” unvanını taşıyan ve başında üsküf  bulunan mehteran bölüğü komutanı, arkasında sol tarafta olan ak sancak, sağ başta ise zırhlı muhafızı ile beraber kırmızı sancak bulunur, sancakların arkasında üçerli koldan üç sıra halinde dizilmiş dokuz tuğ yer alırdı. Sağda kırmızı sancağın arkasındaki tuğ ise hücum tuğudur.

Padişahlar Sefer-i Hümayuna giderken tuğ-ı hümayunlar (Padişaha ait Tuğlar) da yanlarında götürülür ve bu sebeple de tuğ ihraç merasimi yapılırdı. Sefer sırasında tuğ-ı hümayunlar âdet üzere düşman sınırına kadar önde gider ve sınıra gelince ordu ile beraber bulunurdu. Sınıra gelindiğinde tuğların ileri gönderilmemesi kanundu.

Eğer ordu İstanbul'dan Rumeli taraflarına hareket edecek ise Otağ-ı Hümayun Davutpaşa sahrasına, Anadolu tarafına gidecek ise Üsküdar'da Doğancılar meydanına, eğer sefere karar verilen yer Edirne ise yani Padişah ve hükümet Edirne'deler ise Otağ-ı Hümayun "Kabak meydanı" denilen yere konulurdu.

Sefer zamanlarında padişahın tuğlarından ikisi daima bir konak ileri götürülüp oraya kurulan Otağ-ı Hümayun'un önüne dikilirdi. 18. yüzyıldan itibaren padişahlar sefere gitmediklerinden tuğları da sarayda dikilerek, nazlı nazlı dalgalanmaya bırakılmış, daha sonraki devirlerde de fütuhat hatıraları olarak müzemizdeki yerlerini almışlardır.

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz