Selçuklu'dan Osmanlı'ya Oğuzlar

Mehmet Gümüşkılıç 22.10.2010 4661

O
ğuzlar, Karluklar, Uygurlar, Kırgızlar ve Kimekler’le beraber Türk dünyasını temsil eden beş büyük kavimden birisi idi. Bu kavimlerden Karluklar; Fergane, Isık Gölü ve İsficab civarında yaşıyorlardı. Üç boydular. Bu boyların en önemlisi Çiğil boyu idi. Karahanlılar Devleti, Karluklar tarafından kurulmuştur. Uygurlar ise; Beş Balık, Turfan ve Karaçar bölgelerinde yaşamaktaydı. Kırgızlar, umumiyetle Yukarı Yenisey ve Kösmen yani bugünkü Sayan Dağları’nda bulunmaktaydılar. Kimekler ise, İrtiş ırmağının güney ve batısında yaşamaktaydılar. Bunların ünlü boyları Kıpçaklar’dır. Kıpçaklar ve Kanglılar iki meşhur Türk boyudur.

İslâmiyetle Şereflenme

Oğuzlar, X. asrın birinci yarısında ülkelerine gelen İslâm dininin esaslarını öğrenmişler ve asrın ikinci yarısından itibaren İslâm dinine girmeye başlamışlardır. Maveraünnehir’in İslâmlaşmış tacirleri, henüz Müslüman olmamış Oğuzlar’a tâbi bulunan Seyhun’un aşağı kısmında Cend, Yenikent gibi mühim ticaret merkezleri meydana getirdiler. Gerek Talas’tan, gerekse Yenikent’ten İrtiş nehri havalisindeki Türkler’e kadar giden muazzam ticaret yılları vardı. Oğuzlar’ın Müslüman olmasında bu tacirler büyük bir rol oynamışlardı.

X. asırda hemen hemen bütün Oğuz kavmi Müslüman olmuştur. Müslümanlar, Müslüman Oğuzlar’a “Müslüman Türk” mânâsında “Türkmen” demişlerdir. İslâmiyet’i ilk kabul eden Türk kavmi, Balasagun ile Mirki arasında yaşayan Türkmenler olduğundan Türkmen adı Maveraünnehir’in Müslümanlar’ı arasında “Müslüman Türk” mânâsında hususî bir anlam kazanmıştı, Oğuzlar kendilerine Türkmen demiyorlardı. Oysa Türkmenler’in eski bir etnik topluluk olduğu hakkında görüşler vardır. Türmen adına daha VI. yüzyılda ratlamaktayız. Türkmenler’in anayurdu batıda Aral gölü kuzeyindeki bozkırlardı. Türkmen boyları; Halaçlar, Karluklar ve Oğuzlar olmak üzere üçe ayrılmıştı. Oğuzlar, Türkmenler’in en büyük kısmını teşkil etmiş ve kendilerini ana kavim saymış olmalıdırlar.

Tarihin Akışı Değişiyor

XI. Asırdan itibaren ise Oğuzlar, dünya tarihinde önemli değişiklikler meydana getiren bir kavim olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Oğuz boyları, bu yüzyıldan sonra değişik yerlere yayılarak oralarda çeşitli medeniyetler kurmuşlardır.

Oğuz Türkleri’nin Selçuklu Devleti’ni kurmaları dünya tarihinin en mühim hadiselerinden birisidir. Bu devletin sınırları kısa zamanda Ceyhun ve Akdeniz’e dayanmış ve Anadolu’nun büyük bir kısmı Türkler’in eline geçmiştir. Oğuzlar böylece Fatih bir kavim olarak kümeler halinde İran, Anadolu, Irak ve Suriye’ye gelmişler ve Türkmen ismiyle anılmağa başlamışlardır.

XI. asrın ikinci yarısında Oğuzlar’dan bir kol Karadeniz’in kuzeyine gelmişti. Bu kol Bizans kaynaklarında “Uz” ismiyle anılmaktaydı. Bunlar daha önce Yayık-İtil arasındaki topraklarda yaşıyorlardı. Kıpçaklar’ın baskısı üzerine Tuna’ya geldiler. 1065’te  Tuna’yı da geçen Uzlar çeşitli kollara ayrılarak Yunanistan’a kadar olan yerleri tahrip ettiler. Fakat ani çıkan soğuklar bunları perişan etti. Peçenek ve Bulgarlar, Uzlar’a saldırıp onların pek çoğunu yok ettiler. Geride kalanlar ise, Bizanslılar’ın hizmetine girdiler.

Malazgirt Savaşı’nda Bizans ordusunda yer alan, Uzlar, savaş esnasında Peçenekler’le birlikte Selçuklu ordusuna geçtiler. Balkanlar’ı istilâ eden Uzlar’ın 20-30 bin çadırdan fazla olmadığı anlaşılıyor. Oğuzlar’ın mühim bir kısmı, kardeşlerinin fetih ve göçlerine katılmayarak eski yurtlarında kalmışlardır. Bunlar bilhassa Karaçuk dağlarının karşısındaki yerlerde yaşıyorlardı. Diğer bir Oğuz kümesi de Mangışlak yarımadasında oturuyordu.

Türkler Anadolu’da

Oğuzlar gerek bu ad altında ve gerekse Türkmen adı ile kümeler halinde Anadolu’ya gelip burayı kendilerine yurt edinmişlerdir. Bu geliş, takriben iki asır sürmüştür. Anadolu’ya gelen Oğuzlar arasında mühim sayıda yarı yerleşik ve yerleşik unsurların bulunduğu anlaşılıyor. Moğol istilâsı yüzünden Türkistan’ın geniş ölçüde tahribe maruz kalması, yerli unsurların gelmesinde büyük Şamil olmuştur. Oğuzlar Anadolu’ya gelirken tamamen Müslüman’dılar ve mâlik oldukları maddî ve manevî her şeyi beraberlerinde getirdiler. Bugün Türkiye Türkleri’nden başka Azerbaycan, İran, Afganistan Türkmenler’i, Irak ve Suriye’deki Türkler de kavmî bakımdan Oğuzeli’ne mensupturlar.

Selçuklu Devleti’nin kuruluşu, Oğuz Türkleri’nin tarihinde çok mühim bir dönüm noktası olmuştur. Bu devletin kurulması ile İslâm dünyasında siyasî hakimiyet Oğuzlar’ın eline geçtiği gibi, Anadolu ve ona komşu ülkeler de onların yurdu olmuştur. Oğuz Türkleri, Yakın Doğu İslâm dünyasının, bilhassa I. Yüzyılın başlarından itibaren siyasî bakımdan zayıf duruma düşmesinden faydalanarak adım adım ilerleyen Bizans’ı geri atmakla kalmamış, onun asıl dayanağı Küçük Asya’yı fethetmek suretiyle, bu devletin çökmesinde ve yıkılmasında âmil olmuşlardır.

Doğu’da Çin hududundan Batı’da Akdeniz’e kadar uzanan geniş topraklar üzerinde büyük bir imparatorluk kurmuş olan bu Türk devletine hükümdar ailesinin atası olan Selçuk Bey’e nispetle Selçuklular (Selçukiyân, Selçukiyyûn, Selâçika) denilmiştir. Selçuklular Aral Gölü ile Hazar Denizi ve cenubî Ural dağları arasında yaşayan Hazar Oğuzları’na, bilhassa kendi kabilelerinden Kınıklar’a öncülük ede ailelerden birisine mensuptular.

X. Yüzyılın başlarında doğan Selçuk’un, babası Dokak öldüğü zaman 17-18 yaşlarında olduğu sanılmaktadır. Selçuk, o zaman başta bulunan yabgunun subaşı (ordu kumandanı)sıydı. Devletinin askerî kudretini elinde tutan Selçuk, daha sonra yabgusuyla anlaşamayarak ondan ayrıldı. Son yabgu hükûmdarının Şah Melik olduğu zannediliyor.

Selçuk Oğuzlar’ı daha sonra başarılar elde etmeye başladılar ve etraflarına Oğuz gruplarını toplamaya çalıştılar. Selçuk Bey, Türkmen hükümdarlarının birisinin kızıyla evlenmişti. Selçuk’un Mikail, Arslan (İsrail), Yusuf ve  Musa adlı dört oğlu olmuştur. Mikail, babası hayattayken bir savaşta ölmüştü. Onun iki oğlu Tuğrul ve Çağrı beyler, Selçuk Bey’in himayesi altında yetişmişlerdi. Selçuk Bey’den sonra ailenin reisliğine yabgu unvanı ile Arslan Bey getirildi.

Bir devre damgasını vuran Selçuklular, dünya tarihinde önemli değişiklikleri de beraberlerinde getirmişler ve kendilerinden sonra kurulacak olan Osmanlı Devleti’nin Anadolu’ya yükselmesine zemin hazırlamışlardır. Oğuzlar’ın tarihî macerası böylece Kayı boyuna mensup olan Osmanlılar, Türkiye Türkleri ve dünyanın muhtelif yerlerinde yaşayan Türkler’le devam etmiş ve hâlen devam etmektedir.

 

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz