Selçuklu Türkler'inin İslâmiyete Büyük Hizmeti

Doç. Dr. Ergin Ayan 24.07.2012 4388


Türk-İslam Tarihinin Dönüm Noktası: Halifeliğin Türklere Geçişi

S
 elçuklu devletinin kuruluşuyla birlikte, ilk Selçuklu Sultanı olan Tuğrul Bey'in, Sünnî İslâmın hamisi olarak sahneye çıkışı, Müslüman Arap hâkimiyetinin çöküş devrine rastlamaktadır. Gerçekten de X. asrın ortalarında İslâm âlemi perişan bir vaziyete düşmüştür. Bizans imparatorlarının şiddetli karşı harekâtlarıyla Kıbrıs, Girit, Kilikya, Antakya, Ermenistan toprakları, Suriye ve Mezopotamya'daki bir çok yerler Araplardan geri alınmıştır.

Bu istirdad harekatında Bizanslılar büyük ölçüde Şii-Sünnî çatışmasından istifade etmişlerdir. Dinî bakımdan zor durumdur. Çünkü, Müslümanlar Irak ve Mısır'da Şiiliğe, diğer taraftan İspanya cephesinde durmadan ilerleyen Hristiyanlığa karşı kendini müdafaa etmek mecburiyetindedir.

Siyasî bakımdan ümitsizdir, çünkü genel olarak duruma hâkim olabilecek bir hükümdar çıkmadığı gibi, siyasî güç muhtelif hükümdarlar elinde parçalanmıştır. Fakat bu bitkin ve çaresiz âlemin her iki kutbunda yeni kurtarıcılar sahneye çıkacaktır.

Asya kıtasında, Şii Büveyhîleri Bağdâd'dan kovarak hanedana son veren Selçuklular, siyasî birliği yeniden kuracaklar ve batıda Murâbıtlar, aynı birliği bir süre için yeniden ihya edeceklerdir. İşte beş asır sürmüş olan Müslüman Arap hâkimiyetinden sonra, büyük fetihlerle sonuçlanan Türk-İslâm devri böyle açılmıştır.

Açmış oldukları bu yeni devirde Selçukluların, kendilerinden önceki Türklerden farklı olarak uyguladıkları siyasetin esasları şöyle özetlenebilir:

1. Daima, Ehl-i Sünnet mezhebinin çizgisinde Bağdâd Halifeliğini korumak,
2. İslâm dünyasındaki siyasî denge merkezlerini yerinde tesbit etmek,
3. Selçuklu hâkimiyeti karşısında rakip güçlerin oluşmasına fırsat vermemek,
4. Sünnî halife ile işbirliği içerisinde olmak.

Tuğrul Bey Samimî bir dindardı

Sultan Tuğrul Bey'i Müslümanların himaye ve müdafaasına sevk eden sebeplerden en önemlisi şüphesiz onun samimi olan Sünnî dindarlığıydı. El-Hüseynî, bu hususu şöyle ifade etmektedir:

 "O çok şeci, halim, kerimdi ve tâate ve Cuma namazına mülazemet ederdi, riayetkârdı. Perşembe ve Pazartesi günleri oruç tutardı.

Bu mevzuda en önemli olan nokta, Tuğrul Bey'in bütün siyasî ve askerî gücünü, artık hiçbir kuvveti kalmayan Halifeliğin emrine vermiş olmasıdır. Will Durant, Türklerin İslâmiyet’in harice karşı zayıfladığı devirde yaptıkları işin büyüklüğünü şöyle ifade etmektedir: "İslâmiyet’e yeni bir Sünnîlik şevk ve gayreti getirdiler. İki asır sonra Moğolların yaptıkları gibi, zaptettiklerini yıkmadılar. Üstün bir medeniyeti çarçabuk benimsediler. Can çekişen bir devletin dağınık parçalarını birleştirip, yeni bir imparatorluk haline getirdiler ve Haçlı Seferleri dediğimiz uzun mücadeleye mukavemet imkânı ve hayatını devam ettirebilme kudretini verdiler.”

Tuğrul Bey’e Bağdat’da Muhteşem Merasim

Abbasî Halifeliğinin, İslâm dünyası üzerindeki cismânî hâkimiyet haklarıyla, selâhiyetlerini, resmî bir merasimle Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'e devretmesi, bilhassa 1055–1058 seneleri arasında cereyan eden münasebetlerle, bazı önemli olayların zarurî ve tabii bir neticesidir.

Bu siyasî münasebetlerin ilk safhası, Tuğrul Bey'in, Halife El-Kaaim Biemrillah'a, İslâm dünyasındaki asilerle, yani Şii ve İsmâilî Fatımilere karşı harekete geçme teklifinde bulunmasıyla başlamıştır.

Tuğrul Bey'in Bağdâd'a girmek istemesinin sebebi de, Halîfe'yi esaret altında tutan Şii Büveyhî devletine son vermektir. Zaten o sıralarda Selçuklular, Büveyhîlerin İran'daki arazisini zaptetmiş ve bu sülalenin son hükümdarı El-Melikü'l-Rahîm Hüsrev Fîrûz, Bağdâd'da ancak Emîrü'l-Ümerâ unvanıyla Hilâfet merkezindeki hâkimiyetini güçlükle sürdürebilmişti. İşte birçok batılı ve doğulu tarihçi, halifenin Tuğrul Bey'in teklifini, bu Şii esaretinden kurtulmak için kabul ettiği konusunda müttefiktir.

Tuğrul Bey'in Bağdâd'a girmesi üzerine çıkan bazı karışıklıklardan mesul tutulmuş olan son Büveyhî hükümdarı Tuğrul Bey'in emriyle, 23 Aralık 1055'te tutuklanıp hapsedilmiş ve bu suretle Büveyhîlere son verilmiştir. Bununla beraber, bu çok önemli başarı, Mısır ve Suriye Fatımî belasını ortadan kaldırmış değildir.

Tuğrul Bey, zorlu bir mücadele sonucunda, El-cezîre'nin kuzeyini Fatımî hâkimiyetinden kurtardıktan sonra, Sünnîliğin ve halifeliğin kurtarıcısı sıfatıyla yeniden Bağdâd'a girerken, muhteşem bir merasimle karşılanmıştır.

Bu muhteşem kabul merasimi 10 Ocak 1058 senesinde cumartesi günü yapıldı.

Bu hadiseyle birlikte İslam tarihi genel hâkimiyet bakımından iki devreye ayrılmıştır:  

Birinci devir: Dört halifeyle başlayıp 1058’e kadar süren 421 sene süren Arap hâkimiyetidir.

İkinci devir: 1058’den 1924 tarihinde Hilafetin kaldırılmasına kadar süren 860 senelik Türk hâkimiyeti devridir.

Bu duruma göre Türk hâkimiyeti Arap hâkimiyetinden iki misli fazla devam etmiştir.

Bu hadiseden itibaren İslam dünyası, başında dini reis olarak Halifen’in ve bir de Hilafet’in dünyevi hâkimiyetini devralmış olan Sultanü’l İslamın bulunduğu müşterek bir camia sayılmıştır.

Bu vakıa Osmanlı hilafetine uzaktan bir işaret olmuştur. 1517’de Yavuz Sultan Selim’in Mısır Abbasilerinden halifeliği teslim almasıyla, Türkler hem dini hem dünyevi hâkimiyet haklarını birleştirmişlerdir.

Bu bakımdan Selçuklularla başlayan Türk-Oğuz devri ikiye ayrılabilir:

a)    İslamın başında 1058-1517 arası 459 yıllık dünyevi hâkimiyet devri,

b)   1517-1924 arası 407 yıllık hem dini, hem dünyevi hâkimiyet devri.

İlginç olan bir nokta şudur ki, birinci devrede Selçuklu İmparatorluğu yıkılmış ise de dünyevi hâkimiyet yine Türk kavimlerinin elinde kalmıştır.

Tuğrul Bey’le birlikte, bütün İslam dünyası bir bütün olarak telakki edilmiştir. Nitekim Avrupalı Hristiyanların Haçlı Seferleri adı altında toplu olarak harekete geçmeleri, İslam dünyasını bir bütün olarak gördüklerinin delilidir.

Dünyevi hakimiyet haklarına sahip olan Selçuk sultanları, sadece dahilde bütünlüğü sağlamak değil, harice kurdukları hudutları genişletmek görevini de üstlenmişlerdir. Onlar bu görevi hususen Anadolu’da yerine getirdiler.

Kafkaslar ve Anadolu’daki İslam’ın kalıcı zaferi, gerçekte Selçukluların yerleşmesiyle meydana gelmiştir.

Kaynak-Tarih ve Düşünce

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz