Osmanlı'nın İmâm-ı Rabbâni Hazretleri ve Evladlarına Bakışı

Ahmet Uçar 07.04.2011 6666

İ
lk defa ortya konan arşiv vesikalarına göre Osmanlı devleti, bugüne kadar aralarında resmi bir alaka bulunmadığı zannedilen İmam-ı Rabbani ve onu temsil eden ailenin ve meşrebin misyonunu iyi kavramış görünüyor.

İlk Vesikalar

İmâm-ı Rabbânî -Nakşibendi geleneği ile ilgili olsun olmasın-bütün meşreplerce hürmet ve muhabbetle anılan bir İslâm büyüğü ve mutasavvıfıdır. Onun eserleri özellikle "Mektubat-ı Şerif " Türkiye'de birçok Müslüman tarafından baştacı edilmektedir. Ancak şu ana kadar Osmanlı yönetimi ile İmâm-ı Rabbânî ailesi arasındaki ilişkiler yeterince incelenmedi. Bizim burada üzerinde duracağımız ve Osmanlı yönetiminin, İmâmı Rabbânî ve evlatlarına bakışını ortaya koyan arşiv vesikaları ilk defa gün yüzüne çıkıyorlar.

İlk belgemiz Sultan Abdülmecid dönemine ait olup, 4 Eylül 1860 tarihlidir. Hicaz'a Harem-i Şerif Müdüriyeti'ne yazılan bu uzunca yazıda özetle şöyle deniliyor:

"İmâm-ı Rabbânî kuddise sırrıhü's samedani hazretlerinin temiz soyundan ve Abdullah-ı Dehlevi hazretlerinin büyük halifelerinden olup doksan kadar müridi ve ailesiyle Medine-i Münevvere'ye hicret etmiş bulunan Şeyh Masum Efendi hazretlerinin ailesi ve dervişlerinin nafaka ve ihtiyaçları için gerekli yiyeceğin tahsisi, Harem-i Şerifi Hz. Nebevi Evkafı'ndan ihtiyacı karşılayabilecek hususi bir hanenin verilmesi, Maliye Nezareti'nden de aylık 2500 kuruş maaş tahsisi Meclisi Vâlâ ve Hass-ı Vükelâca kararlaştırılmıştır."

Ancak, Hazret-i Nebevî Evkafı Ruznameci Maiyeti evveli Ahmed Efendi, İstanbul'a gelerek bu kadar kalabalık nüfuzunu bu evleri verince vakfın kira bedelinden mahrum kalacağını, buranın kiralarının iyi gelir getirdiğini belirterek, Şeyh Masum ve mensuplarına kiralık yeni evler bulunmasını ya da bu evlerin kirasının ödenmesini talep etmişti.

25 Eylül 1860'ta Mekke-i Mükereme'ye yazılan ikinci bir yazıda, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin torunları Muhammed Masum hazretlerine Harem-i Şerif Evkafı'ndan bir adet hanenin "Meşihata mahsus" olarak verilmesi istenmiş, ayrıca Haremi Şerif müdürüne ayrıntılı bir cevap gönderildiği belirtilmişti.

Duası makbul

Muhammed Masum 1861 başlarında hem Padişaha teşekkür etmek ve hem de irşad faaliyetlerinde bulunmak üzere İstanbul'u ziyaret eder. 22 Nisan 1861 tarihli bir başka belgede, Şeyh'in İstanbul ziyareti şu şekilde anlatılmaktadır:

"Tarikatı Aliyye-i Nakşibendiye meşayihinden olup Mekke-i Mükerreme eşrafı âlisinde postnişin bulunan İmâm-ı Rabbânî hazretleri sülalesinden Şeyh Muhammed Efendi maslahaten (vazifesini yapmak üzere) İstanbul'a gelmiş, sonra yeniden Mekke-i Mükerreme'ye gitmişti. Kendisi duasıyla makbul ve duası bereketli zevattan olması hasebiyle Muhammed Masum Efendi hazretlerinin Tarafı Asitanileri (Sultan Abdülmecid Han) lehine dua etmesi, bu arada lazım gelen hususi ihtiyaçlarının da karşılanması istenmişti. "

 Sadaretin bu isteği Padişahça da uygun bulunmuş, ayrıca Mekke-i Mükerreme emiri, Cidde valisi ve Mekke-i Mükerreme Evkaf müdürü; Seyyid Muhammed Masum Efendi'nin evine dokunulmaması, kendisine yardımcı olunması ve ihtiyaçlarının giderilmesi konusunda uyarılmıştı.

Kasım 1861 de Muhammed Masum, Medine-i Münevvere'de darı bekaya irtihal edince doksan müridi ve ailesi için oğlu bir defa daha İstanbul’a başvurmak zorunda kalmıştı. Çünkü, hem kendilerine tahsis edilen aylık 2500 kuruşu zaman zaman tam almamışlar, hem de bu paranın 500 kuruşunu şeyhi, Abdullah-ı Dehlevi’nin sülalesinden Abdulkerim’e tahsis edilmişti. Osmanlı yönetimi hem paranın gönderilmesiyle ilgili sıkıntının giderilmesine, hem de ailenin tahsilatına 500 kuruş ekleyerek tahsisatını yeniden 2500 kuruşa çıkarılmasına karar vermişti.

Kaynak: Tarih Düşünce

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz