Osmanlılar Türk-İslam Tarihinin En Parlak Sahnesidir

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci 03.08.2016 3570
resim
Osmanlılar, Türk-İslâm tarihinin belki de en parlak sahnesidir. Ama bunun da arkasında yüzlerce yıllık bir Türk-İslâm an’anesi var. Osmanlılar, buna sahip çıkmışlar. Bu medeniyetin mirasçısı olmuşlar. Bu medeniyet, günümüzü inşa eden dinamikleri taşıyor. Matbaadan kâğıda, aşıdan göz ameliyatına kadar pek çok teknik, Müslümanların Avrupa’ya ve insanlığa hediyesidir. Bugün dünyanın en eski üniversitesini Müslümanlar kurmuştur. Hâlâ faaliyettedir. 

Ancak bu medeniyeti insanlar üçüncü şahıslardan öğreniyor. Avrupa tarihçileri, oryantalistler uzun zaman bir İslâm-Türk-Osmanlı imajı meydana getirdi. Sadece savaşan. İlim, fen, kültür, medeniyet, adalet gibi sahalarda ismi anılmayan bir imaj bu. Şimdi artık bu tasavvur Batı’da kalmadı. Ama hâlâ Doğu’da bunların takipçileri var. Bunlar, oryantalistlerin sığ ve sübjektif tespitlerini bir ilmî gerçek olarak dile getiriyor, müdafaa ediyor. Şu halde Osmanlı’yı Osmanlı yapan âmilleri insanların doğru olarak bilmesi lazım. 

İslâmiyet, zuhurunu müteakip kısa bir zamanda üç kıtaya kol saldı. Müslümanların sayısı kısa bir zamanda arttı. İslâm imparatorluğu dünyanın en zengin ve güçlü devleti oldu. İslâm İmparatorluğu’nu zirveye taşıyan en ehemmiyetli şey nedir? Sağlam ahlâk ve medeniyet prensipleridir. Bunlar, Osmanlı Devleti’nde de güçlenerek devam etti. Bu sayededir ki, Osmanlılar, tarihin en haşmetli devletlerinden olan Emevî ve Abbasî İmparatorluğu’nu bile geride bıraktı. 16. asra gelindiğinde dünyanın ve İslâm tarihinin her bakımdan en güçlü devleti oldu.

Türkler, Müslüman Olmakla neler kazandı? 

Türkler, Müslüman olmakla İslâmiyet’e ve Müslümanlara çok büyük fayda sağladılar. Tabii kendileri de bundan çok istifade ettiler. Bünyesine uyan kuvvetli bir dinin, bir milleti ayakta tutup, istikbale taşıyacak en mühim âmil olduğu inkâr edilemez. 

11. asır içinde, Türklerin üç büyük dalga hâlinde, üç istikamette yayılma hareketinde bulunduğu biliniyor: 

Bunlardan birincisi, Gazne hükümdarları emrindeki Türk boylarının, Hindistan’a olan yayılmalarıdır. Buraya Müslüman olarak gittiler. Buralara İslâm dinini ve medeniyetini de götürdüler. Bugün Hindistan ve havâlisinde 500 milyona yakın Müslüman topluluğunun bulunması, bu hareketin bir neticesidir. 

İkincisi, Oğuz Türklerinin, İran üzerinden Anadolu’ya yayılmasıdır. Oğuzlar da, buraya Müslüman olarak gelmişlerdi. Bugün, aradan asırlar geçtiği halde, ancak Müslüman olarak kalışları sayesinde, yine bu topraklarda oturmaktadırlar. Bunlar bizim atalarımızdır. Osmanlıların atalarıdır.

Üçüncü istilâ hareketi, Karadeniz’in kuzeyinden, Balkanlara doğru oldu. Ancak bu Türk boyları İslâm dinine girmeden buraya gelmişlerdi. Etraflarını saran Hıristiyan devletlerin tazyiki ile kısa zamanda dinlerini, dillerini ve benliklerini unuttular. An’anelerini kaybettiler. Yabancı kavimler arasında eriyip yok oldular. Hindistan ve Anadolu’daki soydaşları gibi olamadılar. Görülüyor ki, İslâmiyet, Türk devletlerini ve milletlerini, ayakta tutan, yaşatan, büyük ve başlıca kuvvet olmuştur.

Türkler esasen cengâver bir milletti. İslâmiyet yardımıyla birlik ve beraberliklerini korudular. Bu dinin alevlendirdiği fetih ruhu ile güçlenip ilerlediler. Geniş topraklara hükmettiler. Gerek savaş ganimetleri, gerekse sulh ve âsâyiş ortamının geliştirdiği ticaret sayesinde dünyanın en zengin milleti oldular. Ülkelerine asırlarca servet aktı. Orta Asya’da yaşayan ve Müslüman olmayan Moğollar ise, tam tersine, medeniyet bakımından geri ve maddeten fakir kaldılar.

İslâmiyet, ırk, güzellik veya zenginliği değil, ancak takvâyı üstünlük sebebi olarak görür. Müslüman Türkler, diğerleriyle beraber yaşama kültürünü geliştirdiler. Dünyanın başka hiçbir milletinde bu hususiyet bu kadar güçlü değildir. Şimdiyi veya İttihatçıların hakim olduğu devreyi söylemiyorum. Klasik devirden bahsediyorum. Müslümanı, Yahudisi, Ermenisi, Yezidisi kendi halinde rahat bir şekilde yaşamıştır. 

Sonra Türkler Bağdat ve Endülüs’te parlayan kültür ve medeniyeti ileriye taşıdılar. Sadece ilim ve fende değil, sanatta da bir başarı hikâyesi yazdılar. Asya içlerinden Akdeniz’e, Türkistan bozkırlarından Hindistan ortalarına ve Mısır’a kadar uzanan geniş sahada o devrin Türk devletlerinden kalma câmi, mescid, imâret, han, hamam, dârüşşifâ, medrese, hânekâh, türbe, künbed, şadırvan, çeşme, sebil, saray, kale, sur ve mezar sandukası gibi binlerce sanat eseri, mazinin birer şahidi olarak yaşıyor. 

Öteden beri bir takım meziyetleri vardı. Müslüman olduktan sonra bunları, yeni dinlerinin prensipleri ile iyice mezcederek bir milli seciye meydana getirdiler. Parlak İslâm medeniyetinin “hayrü’l-halefi” oldular. Osmanlı’ya kalan işte bu mirastır. 

Osmanlılar ise, yakın tarihin upuzun altı asrına damgasını vurdu. Avrupa ile en çok teması olan İslâm devletidir. Öyle ki ecnebîler, İslâm deyince Türk’ü anlardı. “Müslüman oldu!” yerine “Türk oldu!” derlerdi. Asırlarca Batı’nın Müslümanlığa açılan penceresi Osmanlılar oldu. Bu miras, onlara cihan hâkimiyetinin yolunu açtığı gibi, bugün bile özlenen apayrı bir dünya görüşünün de temsilcisi kıldı. 

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz