Osmanlı Sultanlarının Hanımları da Çok Hayırseverdi

Selman Kılınç 16.07.2018 3252
O
resim
smanlı Padişahları gibi hanımları da çok hayırseverdi. Pekçok hayır eserleri bırakmışlardır. Yaptırdıkları cami ve hastane gibi vakıf binalar bugün dahi hizmete devam etmektedir. Aşağıda Bezm-i âlem Valide Sultan’ın yaptırdığı, Bezm-i Âlem Vakıf Gureba Hastanesi ile ilgili bir makaleyi sunuyoruz.

Osmanlı devrinde padişahlar başta olmak üzere saray halkı, devlet erkânı, ulema ve zenginler, her fırsatta hayır eserleri yaptırıp yardımlarda bulunmaya gayret ederler, bu konuda adeta birbiriyle yarışırlardı. Bu sebepledir ki Osmanlı topraklarında kurulmuş çok sayıda vakıf eseri bulunmaktadır.

Bezm-i Âlem Valide Sultan (1807-1853) da bu hizmet yolunda ismi ilk anılanlardan olmaya layık bir hayırseverdir. Kendisi, otuzuncu Osmanlı Padişahı ikinci Mahmud Han’ın hanımı, otuz birinci Padişah Sultan Abdülmecid Han’ın ise annesidir. Devletin kendisine tahsis ettiği maaş ve gelirlerin hepsini hayır işlerinde kullanmış, fakir ve muhtaçlara yardımlarının yanında, 1840-1850 yılları arasında, büyük gelirleri olan 14 ayrı vakıf kurmuştur. “Bezmiâlem Gurebâ-yı Müslimîn Hastahânesi” işte bu vakıflardan sadece birisidir. 

Osmanlı Devleti, eski devirlerden beri devam ede gelen sağlık hizmetine daha yeni ve modernleri eklemeye devam etti. Nitekim İstanbul’a kolera ve çiçek gibi hastalıkların artması, hastalar mahsus ve asrın ihtiyacına uygun bir müessese kurulmasının zaruretini ortaya koymuştur. İşte Bezm-i Âlem Valide Sultan bu ihtiyacı görerek durumu oğlu Sultan Abdülmecid Han’a anlatmış ve padişah da validesinin fikrini uygun bularak hastanenin onun tarafından ve onun adına inşasını talep etmiştir. 

Böylece inşasına başlanan “hastahâne”, bugünkü Çapa ile Fındıkzade semtleri arasında Yenibahçe denilen mevkide bulunan geniş bir arsa üzerinde bina edilmiş, düzenlenen bir vakıfname ile de “Bezmiâlem Gurebâ-yı Müslimîn Hastahânesi” adı altında garip, fakir ve kimsesiz Müslümanlara tahsis edilerek cami ve çeşmesiyle birlikte hizmete açılmıştır (4 Nisan 1845). Osmanlı Devleti’nde “hastahâne” ismi ilk defa bu müessese için kullanılmıştır.

Bezm-i Âlem sultan, hastanenin kurulmasından sekiz yıl sonra, 1851’de vefat etmiştir. İstanbul’da, Sultan İkinci Mahmud Han’ın türbesinde medfundur. 

Her Türlü Muayene ve Tedavi Ücretsiz Yapılırdı

Bezm-i Âlem Valide Sultan, hastaneyi kurarken vakfiyesine ücretsiz olarak muayene ve tedavi hizmeti verilmesini şart koşmuştu. Vakfiyede, hastanenin idarî ve diğer konularıyla alakalı olan talimatlar tafsilatlı bir şekilde anlatılmış olup şu ifadeler dikkat çekicidir:

“Allah’ın rızasına dayanarak hayır maksadıyla sağladığım vakıflarım ve bu sefer bu vakfiye ekinde yazılı bulunanlar, ahiret gününe kadar şartlarıyla icra oluna. Bu şartların Sultan Abdülmecid Han devrinde haleldar olması mümkün değilse de herhangi bir devirde, zikredilen vakıflarımın şartları değiştirilip ve tahif edilirse, buna sebep olanlar ki; (ölünün vasiyetini) işittikten sonra onu değiştirirse vebali onu değiştirenlerin üzerinedir. Şüphesiz ki, Allah hakkıyla işitici ve bilicidir, dünya ve ahirette cezaya müstahak olsunlar.”

Hastane personel maaşlı olarak çalışıyordu. 24 saat hizmet veren hastanede, evli olan hekimler haftada üç gün evlerine gidebiliyorlardı. İlk kurulduğunda, hastanede 12 koğuş ve 210 yatak vardı. 1894 senesinde depremden hasar gören bina, bir sene süren bir tamirata girdi. Bu süre içinde hastalar, geçici olarak Okmeydanı’na taşındı. 1914’te alınan karar ile hastane Haseki ve Cerrahpaşa hastaneleri ile birlikte Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’de (Haydarpaşa Tıp Fakültesi) okuyan talebelerin istifadesi için fakülteye tahsis edildi. 1965 senesinde ise Sağlık Bakanlığı’ndan tamamen ayrılan bina Vakıflar İdaresi’ne geçmiştir. 
  
Bezm-i Alem Gureba Hastanesi ve Câmii

Gureba Hastanesi ile beraber hizmete başlayan câminin en önemli mimarî özelliklerinden birisi, yanındaki hastane içinden merdivenli ayrı bir yoldan çıkılıp geçilen ve bir pencere arkasında hastaların da cemaate katılmalarına imkân veren 20 metrekarelik bir mahfili olmasıdır.

Bezmialem Vakıf Gureba Hastanesi Vakfiyesinden Bir Madde:

“Şayet bir hastanın sıhhate kavuşması için bir soğan lazım ise; bu soğanın bedeli bir altın bile olsa, mutlaka alınacaktır.”

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz