Osmanlı Sultanlarının Cihân Hâkimiyeti Mefkuresi (İdeali)

Prof. Dr. Ramazan Özey 07.03.2011 5165

S
elçuklu Devleti’nin ardından ortaya çıkan Anadolu beyliklerinden birisi de Bilecik'in Söğüt kasabası ve yakın çevresinde, 1299 tarihinde, Kayı aşiretinin kurmuş olduğu Osmanlı Beyliği'dir. Bu beylik, kısa sürede gelişmiş ve çağının en önemli devleti olmuştur.

Büyük medeniyetlerin kuruluşları, gelişmeleri, duraklamaları ve yıkılışları da büyük zaman dilimlerini kapsar. İşte Osmanlı Devleti'nin da hayat çizgisi 600 yıllık bir süreyi içine almaktadır. Öyle ki, "Cihan Devleti" unvanını alan bu devletin en geniş sınırın 400 yıl elinde tuttuğu bilinmektedir.

Gerileme dönemi dediğimiz son 200 yıl içinde bile fazla toprak kaybetmemiş, topraklarının büyük bölümünü, yıkılış dönemlerini oluşturan 20. yüzyılın başlarına kadar koruyabilmiştir. Bu özellikleri ile Osmanlı, dünya medeniyetleri arasında ilk sıralarda yerini almaktadır.

Baba nasihati

Cihan Devleti'nin kurulması ve uzun ömürlü olmasında önemli sırlar yatmaktadır. Her şeyden önce koskoca bir dünya devletinin ortaya çıkmasındaki sırları, devletin kurucusu Osman Gazi'nin kayınpederi olan Şeyh Edebali'nin damadına vermiş olduğu nasihatinde aramak gerekir. Şeyh Edebali, Osman Gaziye vermiş olduğu nasihatin bir bölümünde şu sözleri söyler:

"- Oğul,

Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş sırlar, bilinmeyenler, görülmeyenler, ancak senin fazilet ve erdemlerinle gün ışığına akacaktır..."

Bu nasihat sözlerinden de anlaşılacağı üzere, koskoca devletin temelleri; dünyayı tanımak ve onu gözünde fazla büyütmeden, sırlarını, bilinmeyenlerini ve görünmeyenlerini fethetme idealleri ile atılmıştır.

Dünya hakimiyeti, Osmanlı için daima en büyük ideal olmuş ve bu ideali bütün padişahlar taşımıştır. Osman Gazi Bursa önlerine kadar gelerek, ölüm döşeğinde iken, oğlu Orhan Gaziye dönmüş ve uzaktan parıldayan bir manastırın kubbesini işaret ederek;

"-Beni şu gümüşlü kubbenin altına gömünüz." demiştir. Böylece Osman Gazi ölüm döşeğinde iken bile, Bursa'nın fethedilmesi için hedef göstermiştir.

Hedef belirlemenin ve gösterilen hedefe ulaşmanın, Osmanlı Hanedanı için en büyük ideal olduğu görülür. Orhan Gazi'nin oğlu Murad Beye verdiği nasihatinde şu cümleler dikkat çekicidir:

"Oğul Rumeli Hristiyanları rahat durmayacaktır? Sen o yöne doğru yürü! Kostantiniyye'yi ya fethet ya da fethe hazırla! Diğer Türk Beyleri ile iyi geçinmeye çalış!.. Osmanlı'ya iki kıta üzerinde hükmetmek yetmez! Zira Allah in azmi iki kıtaya sığmayacak kadar büyük bir davadır!.. Selçukluların vârisi biz olduğumuz gibi, Roma 'nın da vârisi biziz!.. "

Murad Hüdavendigârın, Kosova Meydan Savaşında, askerlerine yaptığı konuşmanın şu cümleleri, bir başka hedef belirlemedir:

"-Yiğitlerim, bugün sizin sevginizle titreyen şu Kosova meydanı, Allah'ın izni ile muzaffer bir şekilde dalgalanacak dan şanlı sancağımızın Macaristan içlerine doğru gitmesini, bundan sonra hiçbir düşman hamlesi durdurmayacaktır."

Roma'ya kadar

Yıldırım Bâyezid Han'a, cülusu için tebrik etmeye gelen yabancı ülkelerin elçileri tarafından, Osmanlı'nın ilerlemesinin devam edip etmeyeceği sorulmuş ve Padişah elçilere şu cevabı vermiştir;

"Roma'ya kadar ilerleyeceğim!..”

Çelebi Mehmed, yaptırmış olduğu eserlerin kitabelerine "Şarkın ve garbın padişahı, Arab ve Acemin hakanı" diye yazdırmış ve hakimiyet alanının nereler olabileceğini belirlemiştir.
Sultan II. Murad Han, tahta çıktıktan sonra yeniçeri kışlalarının merkez binasına gelmiş ve

Yeniçeri Ağası, Padişaha;

"-Asker kullarının siz Padişah Hazretleri'nden niyazı oldur ki, ilk seferiniz Bati Roma üzerine ola!.." demiş ve

Padişah da;

"-İnşaallah!..." diye cevap vermiştir.

Hacı Bayram-ı Veli, Sultan II. Murad Han'a

"- Siz,büyük dedenizin buyurduğu 'cihadı terk etmeyiniz!' düsturuna uyduğunuz takdirde, fetihleriniz genişleyecek, bir gün Roma toprağını da tamamen ele geçireceksiniz'.."

Sultan II. Murad Han vefatı sırasında, oğlu II. Mehmed'e;

"-Oğlum, Kostantiniyye'yi fetheyleyesin!.." diye vasiyet etmiştir. Ve bu vasiyet üzerine II. Mehmet Han, padişah olur olmaz; "-Ya Bizans bizi alır, ya da biz Bizans'ı alırız'.. " diyerek Kostantiniyye'i fethedip, istanbul yapmış, Cihan Padişahı ve Fatih unvanlarını haklı olarak almış, gerçek Cihan hakimiyetini kurmuştur.

Hedef Hindistan

Yavuz Sultan Selim Han'ın, Mısır'ın fethinden sonra, 10 Eylül 1517de Kâhire'den İstanbul'a dönerken söylediği şu sözler, Osmanlı Türk Hakimiyeti'nin ne kadar geniş ufuklara yöneldiğini açıkça ortaya koyar.

"Gönül ister ki, Afrika'nın kuzeyinden Endülüs'e çıkayım ve sonra Balkanlar üzerinden tekrar İstanbul'a döneyim!."

Bu söz, Afrika'nın ve Avrupa'nın, dolayısıyla bütün dünyanın hakimiyeti demektir.

Yine Yavuz Sultan Selim Han, bir gün sadrazamı Pîrî Mehmed Paşa'yı yanına çağırmış ve harita üzerinde, yüzyıllar sonra açılmış olan Süveyş Kanalı'nın olduğu yeri işaret ederek;

"-Şuradan Akdeniz'i Kızıldeniz'e bağlar ve deryâdan Hindistan'a giderim. "demiştir. Yavuz'un bu sözü, dünya hakimiyeti için gerçekten büyük bir hedef belirlemedir.

Kanuni Sultan Süleyman Han'ın, Fransuva’ya yazdığı cevabî mektubun giriş cümleleri, Merkezi Türk Hakimiyeti'nin tam olarak uygulandığının açık bir vesikasıdır:

"-Ben ki, Azerbaycan'ın, Anadolu'nun, Rumeli'nin, Balkanlar'ın, Karaman'ın, Irak'ın, Arabistan'ın, Mısır'ın, karaların ve denizlerin sultanı Yavuz Sultan Selim Han oğlu Sultan Süleyman Han'ım."

Osmanlı, çöküş dönemlerinde bile büyük idealleri olan bir devlettir. Çöküş yıllarında, her bir yenilginin, devrin padişahını derinden üzdüğü ve çoğunun kederden öldüğü, tarihî bir gerçektir.

Sultan Abdülaziz Han, İngiltere ve Fransa'ya yapmış olduğu diplomatik seyahat esnasında;
"-Atalarımız batıya at sırtında fethetmek için giderlerdi. Bizler ise, şimdi tren ve vapurla, ancak diplomatik seyahat için gidebiliyoruz" diye serzenişte bulunmuş ve geçmişteki dünya hakimiyeti özlemini açığa vurmuştur.

Bakalım olaylar nasıl sonuçlanacak. Ancak sonucun iyi olması için mutlaka Osmanlı coğrafyasını iyi tahlil etmek gerekiyor. Söz konusu bu koca devletin yüzölçümü tabîi şartlarını ve bu tabiî şartlar üzerinden oynadığı rolü insanlarını ve oldukça farklı insanların bir arada uzun yıllar birlik içinde yaşamalarının sırrını, yönetim şeklini, tarımını, sanayisini ve dünya ticaretindeki yerini iyi bir şekilde araştırmak ve araştırmalarından gelecek için bazı sonuçlar çıkarmak  lüzümu vardır. Bunun içinde tarih-coğrafya- gelecek üçlüsünü kaynaştırmak gerekmektedir.
 

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz