Osmanlı Fetihlerinin Sırrı

Doç. Dr. Selahattin Döğüş 22.11.2011 5669

O
smanlılar'ın İslam egemenliğini yaymayı ve ganimet toplamayı amaçlayarak işe başladığı vurgulanmıştır. Böylece gaza ve cihad olgusu ile gazilerin ganimet peşinde koşmaları ve bunun Türkmen kitlelerini uçlara cezbetmesi, Osmanlı sınırlarını genişletmişti ki bu da bir teşkilatlanmayı zaruri kılıyordu. 

İlk Osmanlı Beylerinin de gazi lakabı ile anılmış olması, onların gaza ideolojisi ile hareket ettiklerini göstermektedir. Gaza düşüncesinin kitleleri harekete geçirdiği bir ortamda dinin ne derece önemli vazifeler gördüğü ortadadır.

Din, bir yandan bu kitleleri ve yöneticileri harekete geçiren bir kurum olarak vazife görürken, diğer taraftan bu akın ve fetihleri meşrulaştırıcı bir rol oynamıştır. Daha Osman Bey'in etrafında kayın pederi Şeyh Edebali, oğlu Şeyh Mahmud, Dursun Fakih, Ahi Şemseddin gibi dinî şahsiyetler mevcuttu. 

Osmanlı Devleti'nin ilk bürokratik unsurları dinî mahiyette bir kurum olan Ahilerden seçilmişti. Osmanlı idaresi, bu dini toplulukların uçlarda yaşayan halk kitleleri üzerindeki nüfuzundan istifade etmişlerdi. Erken dönemde halk arasında büyük kabul gören şeyh, derviş gibi şahsiyetler, halkın hem dini hem de siyasi önderi olmuşlardı. 

Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda adı geçen Şeyh Edebali, sonuçta, zengin vakıflar, malları olan ve birçok mürit ve muhibbi bulunan bir zaviye şeyhi idi. İlk Osmanlı Beylerinin etrafında şekillenen rüya motifleri ve çeşitli menkıbeler vasıtasıyla Devlet ve onun temsilcisi olan saltanat kurumu daha kurulduğunda belli bir üstünlük kazanmış idi. 

İslam'ın devlet kesiminde ulemâ aracılığıyla temsil edilmesine karşılık, Osmanlı Devletinde İslam halk, tarikatlar aracılığıyla temsil ediliyordu. Bu yüzden Osmanlı merkezi yönetimi başlangıçtan itibaren tarikatların bu nüfuzunu tanımış ve bu çevrelerle sürekli iyi ilişkiler sürdürmeye çalışmıştır. 

Osmanlı sultanlarının bazılarının şu veya bu tarikatın mensup veya muhibbi olması da bu ilişkilere oldukça yumuşak, devlet adına kazançlı bir konum kazandırmıştır. 

Kuruluş dönemi şeyh ve dervişlerinin ilk Osmanlı beylerinin maiyetinde fetih hareketlerine katılmaları beylerin de onlara zaviye açmalarına izin vermesi, hatta bunları zengin vakıflarla güçlendirmeleri, aralarında zımni bir siyasi akit olduğunu göstermektedir. Bu zümreler bu yolla ileride onlardan faydalanılmak üzere kontrol altında tutuluyor, aralarındaki ehli sünnet dışı inanç ve tavır sahibi grupları da sürekli denetim altında tutuluyorlardı.

Osmanlı siyasal gücünün, yayılmacılığının ve hakimiyetinin ana motoru cihad ve gaza ideali ve bunun merkezindeki "i'lâ-i kelimetullah" (Allah'ın adını yüceltme) kavramıydı. Yıldırım Bayezid'in dini bir tasdik zaruretini duyarak Abbasi halifesinden "Rum sultanlığı" tevcihini istemek üzere elçi göndermesi,  kuruluş yıllarındaki din-devlet ilişkilerini göstermesi bakımından kayda değer.

Din Devlet Sentezi

Osmanlı'da şeyhülislamın da içinde bulunduğu ulemâ, devlet emrindedir. Ulemâ, bir anlamda halk kitleleriyle hükümet ve diğer siyasi otorite mercileri arasında bir aracı konumundadır. Böylece siyasi otorite nezdinde dikkate alınması gereken bir mevki elde ediyor, belli bir otorite ve saygınlık kazanıyordu. Bu da ulemânın devlet nezdindeki itibarını yükseltiyordu. 
 
Devletin ulemâya gösterdiği itibar, ulemâ vasıtasıyla halkın kontrolünü ve devletin yanında tutulmasını sağlamak gibi pratik bir sonuç sağlıyordu. Daha Osmanlı'dan önce İslam dünyasında ilim, devlet menfeatleri veya siyasi hususiyetlere hizmet etmiştir. Osmanlı Ulemâsı da bu vetirenin yerleştiği böyle bir geleneğin varisi oldu. 

Devletin merkeziyetçi yapısı, mesleğinde parlayan ulemânın bürokraside önemli mevkilere yükselmesi, ulemâ-umera yakınlaşmasını teşvik etmiştir. Ulemânın medrese hocalığından elde edemediği maddi ve manevi prestiji bürokratik mevkilerden sağlamaları yüzünden bu mevkilere yönelmeleri, imparatorluğun askeri merkeziyetçi yapısının bir göstergesidir. 

Ulemâ ile ümera arasındaki bu yakınlaşma idare pratiğinde bir anlamda din ve devlet özdeşleşmesi dediğimiz bir sentez olarak nitelenebilir. Ulemânın devlet kontrolüne girmesi karşılığında şeriatın da devlet hayatının merkezine yerleştiğini görürüz. 

Şeriatı ulemâ vasıtasıyla kendi bünyesi içine alan devlet, örfi hukuku da içine katarak, kendi dünya görüşüne yönetim anlayışına uygun siyasî bir nitelik kazanmıştır. Bu da Osmanlı Devletini öteki İslam devletlerinden ayıran kendine mahsus bir başka özellik olarak değerlendirilebilir. Sonuçta devletin din gibi kutsal bir unsur olma hususu gerçekleşmiş olmaktadır. Keza devlet ve onun temsilcisi olan saltanat daha kuruluşunda kutsiyet kazanmıştı.

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz