Osmanlı Donanması Dünyada Bir Numaraydı

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci 25.11.2019 2501
resim
O
smanlılar donanmanın ehemmiyetini erken bir zamanda anladı. Kısa zamanda Akdeniz bir Türk gölü haline geldi. Osmanlı denizcileri İzlanda’dan Endonezya’ya kadar uzayan bir sahada söz sahibi oldu. Sultan Aziz zamanında bile, dünyanın ikinci büyük donanmasına sahip idik.

Osmanlı Devleti, denizle irtibatı olmayan küçük bir beylik olarak hayatına başladı. Kısa zamanda denize ulaşıp donanma sahibi oldu. İlk zamanlarda Karamürsel’de ve Karesi Beyliği’nden alındıktan sonra Bandırma-Edincik’te ve Bizanslılardan fethedildikten sonra İzmit’te birer tersane vücuda getirildi. İlk büyük ve muntazam tersane dördüncü padişah Yıldırım Sultan Bayezid zamanında ve Sarıca Paşa’nın nezareti altında Gelibolu’da yapıldı. Donanmanın Gelibolu’da üslenmesini Bizans’ın denizle olan bağlantısını kesti; hiç değilse sıkı bir kontrol altına aldı. İlk deniz muharebesi de bu tarihlerde Cenevizlerle yapıldı.

Donanmanın Ehemmiyetini Anladılar

Padişahlar, o zamanın hava kuvvetleri fonksiyonundaki donanmanın ehemmiyetini çok erken anladılar. Yavuz Sultan Selim, Haliç’te muazzam bir tersane kurdu. Diğer sahil şehirlerinde de tersaneler inşa edildi. Sinop, İzmit, Süveyş gibi eski tersaneler ise faaliyetlerine devam etti. 1571’de donanmanın yok olduğu İnebahtı mağlubiyetinin ardından, beş ay içinde donanmanın yenilenmesi hususundaki talimata şaşıran Kılıç Ali Paşa’ya Sokullu Mehmet Paşa’nın şu tarihî cevabı meşhurdur: 

“Paşa! Paşa! Sen bu devlet-i aliyyeyi tanımamışsın. Bu devletin kudreti ol mertebedir ki, cümle donanma lengerleri (direkleri) gümüşten, resenleri (ipleri) ibrişimden, yelkenleri atlastan etmek ferman olunsa, müyesserdir. Hangi geminin mühimmatı yetişmezse, bu minval üzere benden al!” Böylece bütün kış çalışılarak yeniden 200 parçalık bir donanma meydana getirildi. 

Osmanlı donanması üç kısımdı. İnce donanma, altı düz, hafif nehir gemilerinden müteşekkildi. Çekdiri (kadırga), daha ziyade kürek esasına dayanan ve yelkenin yardımcı olduğu gemilerdi. Esir ve bazı mahkûmlar burada kürek çekerdi. Kalyon ise yalnız yelkenle hareket eden ambarlı gemilerdi. 

Kaptanıderyâ (kaptan paşa) donanmanın amiri idi. Her sene ilkbaharda donanmanın başında kendisine bağlı Gelibolu sancağındaki derya beyleriyle Akdeniz’e sefere çıkardı. Zatına mahsus baştarde denen gemiye binerdi. Sonra beylerbeyi rütbesinde kapudâne gelirdi. (Captain kelimesinin menşei budur) Sonra patrona, sonra riyâle vardı. Bu üçüncünün bindiği gemilere sancak gemileri denirdi. Lale Devri’ne son veren ihtilâlci Patrona Halil’e bu isim, vaktiyle patrona gemisinde leven olduğu için takılmıştı.

Akdeniz’de Osmanlı Asrı

Osmanlı donanması XVI. asır dünyasının en güçlü donanması idi. Kuzey Afrika’nın fethiyle Akdeniz bir Türk gölü hâline geldi. Sahil halkının çocukları, güçlü birer denizci oldu. Oruç, Hızır, Burak, Kemal, Pirî reisler; Kılıç Ali, Piyâle, Cezayirli Hasan Paşalar yetişti. Osmanlı denizcileri Akdeniz’de Haçlı donanmasına korku salarken; bir taraftan İzlanda’ya diğer taraftan Hint Okyanusu’na yelken açtılar. Öyle ki bu asır, denizlerde de Osmanlı Asrı oldu. Nitekim bu devre ait şanlı menkıbeler, tarihin sayfalarını doldurur. 

1773’te Sultan III. Mustafa, "Mühendishane’i Bahri-i Hümâyûn"u kurdu ki bugün İTÜ Gemi Mühendisliği Fakültesi’dir. Bu devirde 15 yeni tersane açıldı. Sultan II. Mahmud, Ruslar tarafından imha edilen Osmanlı donanmasını fevkalâde gayretlerle yeniledi. 

Keşfinden hemen sonra buharlı gemi bu devirde kullanıldı. Amerika ve Avrupa’daki tezgâhlara çok sayıda gemi sipariş edildi. Sultan Abdülaziz donanmaya çok ehemmiyet verdi. Bu yolda çok para harcayıp İngiltere’den sonra Fransa ile beraber dünyanın ikinci büyük donanmasını kurdu. 1867’de kaptanpaşalık Bahriye Nezâreti’ne dönüştürüldü. 

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz