Osmanlı Devleti’nde Yabancı Elçileri Karşılama Merasimi

Sir Paul Ricaut 15.04.2016 6073
1
resim
7. yüz yılda Osmanlı Devleti’nde vazife yapan İngiliz elçilik katibi Ricaut’un, 1686’da basılan “Türklerin Siyasi Düsturları” isimli eserinde Osmanlı Padişahlarının yabancı elçileri kabul merasimi şöyle anlatılmaktadır:

Elçilerin Bâb-ı âli'de karşılanış törenleri mümkün olduğu kadar parlak olur; imparatorluğun büyüklüğü ve şanını ortaya koyacak hiçbir şey ihmal edilmez, böylelikle elçilere, hükümdarlarına Osmanlıların zenginliklerini, görkemini ve kudretini anlatacak her türlü malzeme sağlanmış olur. 

Elçi Sadrâzam'a iltifatlarını bildirdikten sonra huzur kabul günü bilhassa Yeniçerilere ulûfe dağılımı gününe getirilir. Böylece elçi, ordunun düzeni ve disiplini ile ödenen paranın miktarını bir anda görmüş olur. Bu iş için hazırlanan para, daha önce elçinin kabul edildiği ve Sadrâzam ile Kubbealtı Vezirlerinin yanında kırmızı kadifeden sedire oturduğu odanın ortasına kümeler hâlinde konur. 

Maaşlar her odanın başkanına dağıtılır, onlar da askerlere verirler. Elçi için şahane bir yemek verilir; burada elçi Sadrâzam, kubbealtı Vezirleri ve Defterdar ile birlikte sofraya oturur; masa bizimkilerden bir az daha alçak olup, üzerinde boydan boya gümüş bir tepsi bulunur; bunun üstüne örtü serilmeksizin tabaklar konur, bıçak kullanılmaz. Aynı odada Elçinin maiyetindeki memurlar ve diğer önemli şahsiyetler için iki ayrı masa daha vardır. Bu masalara servis tabaklarla yapılır ve bir tabağa dokunuldu mu hemen kaldırılarak başka tabak konur, böylelikle farkına varılmadan arka arkaya altmış veya seksen servis yapılmış olur. 

Bütün tabaklar en güzel Çin porselenlerinden olup her birinin tahmini değeri en az yüz elli altındır. Bu porselenlerin yapımında kullanılan toprak özel ve gizli bir usûlle işlendiğinden yemeklere konan zehirlerden etkilenerek parçalandığı iddia edilir. Bu yüzden Padişah'a asla başka tabaklarda yemek verilmez. 

Ziyafet bitince Çavuşbaşı elçi ile maiyetinden bir kaç kişiyi özel bir odaya götürür, orada kendilerine ipekli kumaştan ceketler sunulur. Bundan sonra elçi, Saray'da itibarı yüksek olan ve daima gümüşten asa taşıyan iki Kapıcıbaşı'nın eşliğinde Arz odasına götürülür; Elçinin sunacağı armağanlar mümkün olan en büyük görkem içinde arkadan getirilir ve bunları almak üzere görevlendirilmiş Saray subaylarına teslim edilir. 

Elçilik heyetinin geçtiği bütün avlular ve geçitler, büyük bir sessizlik içinde duran yeniçeriler tarafından korunur; önlerinden yüksek rütbeli subayları geçerken hafifçe eğilerek selâm vermelerinde bütünüyle bir yücelik ve savaşçı hava vardır. 

Sonra Elçi, avlusunda ipekli ve simli kumaştan elbiseler giymiş haremağalarının bulunduğu Arz odasının hemen yakınındaki büyük bir kapıya götürülür; Elçinin kâtibinden, tercümandan ve çok önemli birkaç kişiden başka hiç kimsenin bu kapıdan daha öteye geçmesine izin verilmez. 

Arz odasının kapısında derin bir sessizlik hüküm sürer, buna hemen yakında akan bir çeşmenin hafif şırıltısı da eklenince insanı saygıyla karışık bir endişe sarar. Bütün burada muhafız olarak bir Akağasından başka kimse yoktur; Elçi ve maiyeti orada bir an dururlar ve böylesine yüce bir Hükümdar’a saygıda kusur etmemek maksadıyla çok yavaş bir şekilde ilerlerler. 

Arz odasının girişinde değerli taşlarla bezenmiş altın bir top ile son derece pahalı incilerden meydana gelmiş zincirler sarkar; yerlerde altın tel ile işlenmiş ve inciler serpiştirilmiş kırmızı kadifeden halılar serilmişti. Padişah'ın oturduğu taht yerden biraz yüksek olup altın kaplama dört sütûnla yere tutturulmuştu; gayet güzel süslenmiş tavandan bir sürü altın küre sarkıtılmıştı. Oturduğu yastık ile sağında ve solundakiler altın ve değerli taşlarla süslenmişti. 

Padişah'ın yakınında ayakta büyük bir saygı ve alçak gönüllülükle duran Sadrazam'dan başka kimse yoktu. Elçi Padişah'ın huzuruna çıkacak duruma gelince kollarının altından tutan iki Kapıcıbaşının eşliğinde odaya getirilir: Elçiyi belirli bir mesafe ilerlettikten sonra elini yeninin üzerinden tutarak alnı, yere değecek şekilde Padişah'ın önünde diz çöktürürler. 

Sonra elçiyi ayağa kaldırırlar ve geri geri odanın dibine kadar götürürler; Elçinin bütün maiyetindekilere de aynı şekilde selam verdirilir, ancak bunlar Elçiden biraz daha fazla eğilirler. 
Busbek'e göre bu gelenek Hükümdarının intikamını almak üzere Sultan Murat'ın huzuruna giren ve onu öldüren bir Hırvat yüzünden kurulmuştur der.  

Huzura kabul töreni, sırasında Elçi daima ayakta durur ve Tercüman aracılığı ile Efendisi’nin Padişah hakkında söylediklerini nakleder. Bütün, söyleyecekleri daha önceden yazılı olarak İtimâtnâme (güven mektubu) ile birlikte Sadrâzam’a verilmiş ve okunmuştur; sonunda Sadrâzam elçiye gereken cevabı verir ve töreni sona erdirir.

Kaynak: Türklerin Siyasî Düsturları – Sir Paul Ricaut

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz