Misyoner Bir Kadının Kaleminden Abdülmecid Hân’ın Bursa Ziyareti

Eliza Schneider (Tercüme: Neşe Akın) 17.07.2014 4410

Amerikan vatandaşı Eliza Schneider, kocası Benjamin Schneider ile misyonerlik faaliyetlerinde bulunmak üzere 1833 yılında Bursa’ya geldi. Misyonerlik faaliyetleriyle ilgili hazırladığı raporları birer mektup şeklinde Amerika’daki Alman Protestan Klisesine gönderdi. Bursa’da kaldığı yıllarda, şehre gelen Abdülmecid Hân’ın ziyareti ile alakalı da bir mektup yazdı. Aşağıda bu mektubun Türkçesini sunuyoruz.

                                                                                                                                                                                                                                                                       Editör

Sevgili Dostlarım,

Ş
imdiye kadar Sultanın bu şehri şereflendirdiği ziyaretinden bahsetmedim sizlere. Başka herhangi bir ülkede, herhangi bir durumda böyle bir ilgi ve heyecana tanık olmamıştık. Majestelerinin gelişinden neredeyse bir ay önce şehirde hummalı bir hazırlık başlamıştı. Hemen hemen herkesin yüzünde heyecanlı bir tebessüm vardı ve herkes attığı adıma dikkat ediyordu.

İstanbul'dan özel olarak bu ziyaret sebebiyle gelen iki üç paşa bu önemli konuk için yapılan hazırlıklara nezaret ediyor ve sağa sola emirler yağdırıyordu. Farklı vazifeler üstlenen binden fazla işçi çalıştırılıyordu. Paşanın Bursa'daki konutu büyük bir ihtimamla yenilendi. Uludağ'ın yakınlarına muhteşem bir köşk (sayfiye evi) kuruluverdi. İkisi de güzelce boyandı ve hem dışları hem de içleri zevkli bir şekilde döşendi. Şehirde pek çok düzenleme yapıldı.

Şehrin iki limanı olan Gemlik ve Mudanya'ya uzanan 25 ve 30 kilometrelik iki yol düzenlendi. Engebeler kaldırıldı, çukurlar dolduruldu ve tepeler düzlendi; en azından belli bir seviyeye getirildi.

Sultanın teşrif edeceği gün binlerce insan sokaklara dizildi. Sultanın geçeceği beş kilometrelik yolun üzerindeki evlere doluşanlar pencerelere üşüştüler. Bu insanların arasında kalmaya başladığımızdan bu yana böylesine bir heyecana şahit olmamıştık. Burası artık imparatorluğun başkenti olmadığı için hüküm süren Sultanlardan hiçbiri şimdiye kadar burayı ziyarete gelmemişti.

O günün sabahında Sultanın Bursa’ya doğru yola çıktığı ve öğleden sonra şehre varmasını beklendiği yönünde haberler ulaştı. Bir tellâl Sultanın yaklaşmakta olduğunu halka duyurdu. Yollar sanki haşmetmeaplarının atının basmasına uygun değilmiş gibi kumla kaplandı. Ve Sultanın gideceği her yere temiz kum serpilerek hazırlıklar tamamlandı.

Silahlı kuvvetleriyle birlikte Sultana nezaret edecek olan Bursa Paşası, cüppeler içinde çok sayıda rahiple birlikte Rum ve Ermeni piskoposları ve Bursa’da ikamet eden yabancıların ileri gelenleri Sultanı karşılamak üzere hazır bulundular. Farklı milletlerden çocuklar da güzel elbiseler içinde karşılama komitesindeki yerlerini almıştı. Beyaz elbiseleri ve mavi kuşaklarıyla Rum çocukları ellerinde küçük birer çelenk taşıyordu. Sultanın peşi sıra şehrin içine doğru ilerlerken bu mutlu vesileden duydukları sevinçlerini ifade eden bir şarkı söylediler. Müslümanlar, Ermeniler, Katolikler, Rumlar ve Yahudiler bu uçsuz bucaksız karşılama komitesinin bir bölümünü oluşturuyordu.

Bu muhterem ziyaretçi top atışlarıyla ve saray bandosuyla karşılandı. Haşmetmeapları ağır ağır şehre yaklaşırken hükümdarı korumakla görevli 40 kişilik hassa kıtası çift sıra halinde ön safta ilerliyordu. Önden ve yanlardan hassa kıtasıyla koruma altına alınmış Sultan, altın işlemelerle donatılmış atının sırtında belirdi.

Haşmetmeapları muhteşem altın nakışlarla bezenmiş askeri bir üniforma giyiyordu. Siması pek çarpıcı sayılmazdı. Halim selim bir ifadesi vardı. Hiç itici değildi. Sultanın arkasından paşalar, subaylar ve 200 süvari eri geliyordu. Onların ardında da her zümreden vatandaş ve halk yığını vardı.

Muazzam miktarda eşya getirilmişti. Bunların arasında diğer pek çok kıymetli öteberinin yanı sıra bu seyahatin masraflarını karşılamak üzere 12 at yükü yeni basılmış sikke olduğu söyleniyordu. Sultanın şehri ziyaret ettiği süre boyunca pek çok hediye verilmişti. Din adamları, okul çocukları, askerler ve diğer pek çok zümre Sultanın lütuflarından istifade etmişti.

Sultanın ziyareti sona erdikten sonra kaldığı sarayda ya da köşkte başka kimsenin ikamet etmesi beklenmiyordu. Aynı kaide gereğince Sultanın bindiği muhteşem atlar ya da tekneleri de başka hiç kimse kullanamıyordu. İnsanların zihninde bunların mukaddes olduğuna dair bir inanç vardı.

Ancak Sultan şehirden ayrılırken sarayının kendisine nezaret eden paşanın hizmetine mahsus olduğunu söylemişti. Köşke ise göz kulak olmak için bodrum katındaki odalardan birinde kalan bir adam ve karısından başka kimse yerleşmemişti.

En sonunda hanedan mensupları şehirden ayrılmak üzere gerekli hazırlıklarını tamamladı. Gidişleri de gelişleri gibi bir hayli coşkulu ve tantanalı oldu. Yoksullara para saçıldı; ancak paraları saçma vazifesini üstlenenler zahmetlerinin karşılığı olarak muhtemelen kendilerini cömertçe ödüllendirdiler.

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz