Milli Eğitim Meselemiz

Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu 31.10.2012 3681

T
ürkiye'de en fazla tenkide uğrayan müessese, Milli Eğitim teşkilâtıdır. Bizler orta okul ve lise sıralarındayken gazetelerde bu konu ile alakalı birçok makale çıktığını hatırlıyorum. Üniversiteye geldikten sonra ise kaç tane ciddi kitap ve araştırma görmüşüzdür. Farklı dünya görüşüne sahip çeşitli kişilerce yazılan makale ve kitapların hepsi Türk Milli Eğitiminin iyi işlemediği noktasında birleşmektedir. Yarım asır içinde iktidarlar, hükümetler, bakanlar değişmiş fakat eğitim sistemindeki bozukluk giderilememiştir. Daha da fenası her iş başına gelen, Milli Eğitim'de ''reform” yapmaya kalkışarak aksi kusurlara yenilerini ilave etmiştir.

Böyle, düzeltmek niyetiyle kolları sıvayan kim varsa, biliniz ki, halen çekmekte olduğumuz sıkıntılardan az-çok sorumludur. Bunun içindir ki şimdi gördüğümüz bozukluklardan şikâyet ederken belli devir ve şahısları değil, bütün bir maziyi göz önüne almak zorundayız. Bunu yaptığımız takdirde herkesin hata payını hesaplayıp avuna koymak mümkün olacaktır.

Artık yediden yetmişe milletçe kabul ediyoruz ki bizim eğitim teşkilatımız, aslî vazifesini yerine getirememiştir. Nedir bu vazife? Türk insanını çağın şartlarına ve ülkenin ihtiyacına göre seçip eleyerek yetiştirmek.. Dut yaprağından ipek çıkaran o hayırlı böcek gibi çocuklarımızın istidat ve kabiliyetlerini iplik iplik çekip dokumak.

 Hangi çiçekten bal alınacağını bilen arı gibi, milletimizin özündeki cevheri sezip geliştirmek. Bahçesindeki zararlı otları ayıklayan, ağacındaki lüzumsuz dalları budayan köylümüz gibi, nesillerimizin menfi temayüllerini körletip müsbet vasıflarını kuvvetlendirmek. Sütün yağını ve kaymağını ayırır gibi insanımızın meziyet ve hasletlerini süzerek meydana çıkarmak. Tezgâhından geçen gençleri doğuştan getirdikleri zekâ ve kabiliyet derecelerine göre, hayatta "boy sırasına" dizmek. Hangi toprağa ne ekileceğini bilen çiftçi gibi, kimlerin ne yapabileceğini keşfetmek. Hasılı mevcut un, yağ ve şekerden "helva pişirmek."

Yukarda saydığımız bu vazifeler eğitimin zihin üzerinde yapması gereken tasarrufudur. Ancak şimdiye kadar bunda başarı sağlanamamıştır. Aksine müsbet, faydalı ve lüzumlu unsurlar ihmal edilip menfi, zararlı ve zayıf unsurların büyüyüp gelişmesine zemin hazırlanmıştır, ilkokuldan itibaren lise sonuna kadar öğrencilere verilen bilgilerin seçiminde, miktarında ve sırasında isabetli hareket edilememiştir.

Çocuklara "öğrenme aşkı" aşılanamadığı için, herkes, çeşitli usûllerle bir diploma koparmaya çalışmıştır. Her derecedeki okulun tek müfredat programı olduğu halde, bunların mezunları arasında bilgi ve şahsiyet bakımından büyük farklılıklar teşekkül etmiştir. Böylece kaç adet lise varsa o kadar farklı seviyede öğrenci yetişmiştir. Bu yüzden fırsat ve imkân eşitliği asla sağlanamamıştır.

Eğitimin aslî unsuru olan öğretmen camiası ise, ne muhteva, ne fikir, ne gaye ve ne de menşe itibariyle, hiç bir zaman bütünlük gösterememiştir. Tabiî onların birbirlerinden kopmuşluğu ve dağınıklığı sistemin baştan aşağı aksayıp sarsılmasına sebep olmuştur. Devletin, esasları hiç değişmeyen Milli Savunma planı gibi bir de Milli Eğitim politikası bulunmadığı için, teşkilat bütünüyle, gelip geçenlerin elinde oyuncak haline gelmiştir.

Eğitimin bünyesindeki bu zaaflar yüzündendir ki, durumu bilen düşman önce oraya göz dikmiştir. Demek ki Türkiye Cumhuriyetinin en zayıf cephesi burasıymış. Kaç yıldır yaşadığımız hadiseleri hatırlarsak, teşhisimizin doğruluğu kabul edilecektir. Ancak Milli Eğitim hakkındaki şikayetler bunlardan ibaret sanılmasın. Onun asıl büyük kusuru Türk dili, Türk tarihi ve Türk kültürü karşısında menfi tavır takınmasıdır.

Atatürk'ün ölümünden sonra yakalandığı ümanizim hastalığı ile bulaştığı Marksizim illetidir. Bu konular çeşitli vesilelerle çok işlendiği için tekrar üzerinde durmayı lüzumsuz görüyoruz. Çünkü o "hastalıkları" bilmeyen ve duymayan kalmamıştır. Doğru ve güzel Türkçeyi unutturup, yerine uydurma "kuş dilini" ezberlettiğini, Yunan-Latin ve kültürünü baş tacı ettiğini, Türk tarihini eksik, yanlış ve üstünkörü okuttuğunu ve Türk edebiyatını "kerhen" öğrettiğini kırk yıldır yüzlerce kalem yazmaktadır.

Bu konulardaki sert, acı ve haklı tenkitlere belki yalçın kayalıklı dağlar dayanamazdı. Fakat, maşallah, bizim Milli Eğitimin başındakiler hiç tınmadan, her şeye katlanıp yollarına devam ettiler. Tahammül güçlerini tebrik etmek gerekir.

Yalnız böyle tenkitlere uğrayan Milli Eğitimin başarılı tarafları da yok değildir. Mesela Milli Eğitim Bakanlığı görme, işitme, konuşma ve öğrenme eksiklikleri olan "özürlü" çocuklar için "özel eğitim kurumları" açmıştır.

Buralarda, iyi yetişmiş "uzman Öğretmenler" sakat yavruları birer meslek sahibi yapıp hayata kazandıracak şekilde yetiştirmektedirler. Çeşitli sebeplerle tahsil görmemiş yetişkinler için de gene adı geçen Bakanlıkça, birçok kurslar tertip edilmektedir. Böylece, kadınlarından ihtiyar dedelere kadar her Türk vatandaşının bilgisini arttırıp maharetini geliştirmek Devletin gayelerinden biri olmuştu. Bu gibi hizmet ve çalışmalardan iyi neticeler alındığı da bilinmektedir. Fakat ne hikmetse, Bakanlığın sağlam çocukları okutmak için açtığı normal okullar hiç bir zaman istenilen başarıya ulaşamamıştır.

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz