Malazgirt Meydan Muharebesi

Necip Yıldırım 26.08.2022 1259
H
resim
emedan ile Rey şehri arasındaki Rüzenecird köyünde bir Ağustos günüydü. Yusuf Hemedani hazretleri dünyayı teşrif etmişlerdi. Tam 23 yıl sonra, Bizans İmparatoru Romen Diyojen atlarını Hemedan’da sulayacağını söyleyerek Müslümanların halifesi ve Sultan Alparslan’ın gönderdiği elçinin sulh teklifini reddedecekti.

Genç yaştaki İmam Gazali’nin ilim ateşiyle yanıp tutuştuğu, Yusuf Has Hacib’in siyasetnamesi Kutadgu Bilig’i tamamlamakta olduğu yıllardı. Nizamülmülk, Ebu Ali Farmedî hazretlerinin sohbetlerinde pişip olgunlaşmıştı.

Gazneli Mahmud’un on yedinci seferini tamamlayarak, Türklere Hindistan kapılarını açmasından 44 yıl sonraydı. Amerika henüz keşfedilmemişti. Haritalarda mevcut değildi. İran Selçuklulara başkentlik yapmaktaydı. Britanya adasındakiler Vikinglerin açtığı yaraları sarmakla meşgullerdi.

Alkol ve domuz etine izin vermediği için İslamiyet yerine Hristiyanlığı kabul eden Vladimir’den sonra kısa süre altın çağını yaşayan ve bugünkü Ukrayna, Belarus ve Rusya’nın ata vatanı olan Kiev Knezliği zayıflamaya başlamıştı.

Birbirlerini aforoz etmekten bıkmış usanmış İstanbul’daki Doğu Roma-Bizans Patrikliği ve Batı Roma’daki Papalık Malazgirt Meydan Muharebesinden on yedi yıl evvel kesin olarak ayrılmışlardı. Bizans dînî bakımdan artık tamamıyla bağımsız hareket ediyordu.

Cesaret ve maharetiyle nam salarak Konstantinos’un dulu İmparatoriçe Evdokiya’nın gönlünü çelip onunla evlenmeyi başaran Diyojen, camileri kiliseye çevirip Bizans’ın hâkimiyet sahasını genişletme niyetindeydi.

Mısır ve Kudüs’te Fatımî devleti hüküm sürmekteydi. Müslümanların halifesini tanımıyor, Alparslan’a karşı Bizans’la iş tutuyordu.

İslam âleminde ikilik çıkaran Fatımîler’i bertaraf etmek Bizans’la harp etmekten daha öncelikli bir hedefti Sultan Alparslan için. Bizans’ın ilerlediği haberiyle Mısır serferinden vazgeçilip Anadolu’ya inildi.

26 Ağustos 1071, günlerden Cuma… Malazgirt meydanına gökten zırh, kılıç, kalkan, mızrak, ok ve yay yağmıştı âdetâ! Yürekler âkıbeti merak etmekteydi.

Elinizde kılıcınız, zırhınızı kuşanmışsınız ve meydanda duruyorsunuz. İnsandan deryanın ortasındasınız. Ve o gün hayatınızın son günü. Diri çıkma ihtimaliniz zayıf çünkü sadece size dört düşman askeri düşüyor. Elinde kılıcı, zırhını kuşanmış ve hayatta kalmaktan gayrı düşüncesi olmayan dört kişiyi haklayamazsanız, bu hayata veda edeceksiniz.

Zihniniz bir dalga dalga kabaran insan denizine, bir evdeki sevdiklerinize gidiyor: Köyünüze, annenize, çiçeği burnunda hanımınıza ve minicik elleriyle parmaklarınızı tutan yavrunuza… Kelime-yi şehadet getiriyorsunuz. Kalp atışlarınızın Allah Allah demesinden, etrafınızdaki dostlarınızdan güç almaya ve karşıdaki düşmana odaklanmaya çalışıyorsunuz. Şeytanın size vesvese vermesine mani olmak için kendinizle mücadele ettiğiniz bir sırada…

Kefen beyazından kıyafetler giymiş bir atlı çıkıyor safların önüne. Bakıyorsunuz ki bizzatihi sultanınız. İstediği takdirde, o gün yer yüzünde bulunabilecek her türlü keyif ve zevki yaşayabilecek güce sahip. Ne servetten, ne de rütbeden yana bir eksiği var. Bir nârâ koparıyor ciğerinden: “Bugün bu er meydanında şehit düşersem, beni bu kıyafetlerimle gömün!” Ve atından inip secdeye kapanıyor, “Yâ Rabbi niyetim hâlistir! Bana yardım et! Sözlerimde hilaf varsa beni kahret!”

Allah! Ruhunuzun şehadete olan iştiyakı bedeninize hücum ediyor. Bir başka sıkıyor kılıcın kabzasını parmaklarınız. Değil dört zırhlı, kırk zırhlı da çullansa üstünüze, göremez olmuş gözünüz. Kopuyorsunuz ananızdan, yurdunuzdan, sevdiklerinizden ve dünyadan. Kılıcınızla ebediyet perdesini aralamaktan, atılmaktan gayrı fikir kalmıyor benliğinizde.

Sultan Alparslan, harpte şehit düşmesi ihtimaline karşı veziri Nizâmülmülk’ü Hemedan’da bıraktığı oğlu veliahd Melikşah’ın yanına göndermişti. Elbet tecrübeli vezir devlette çıkacak muhtemel kargaşaya karşı tedbir almak için “Peki” demişti sultanına. Demişti ama ciğeri kan ağlamıştı Malazgirt’te kalıp cenk etmediği için.

Fatımîler, Selçuklulardan aldıkları Kudüs şehrini bir yıl zarfında Haçlılar’a kaybettiler. İslam tarihine sürülmüş bir lekedir bu. Sultan Alparslan’ın basiretine işaret eder. Bugünlere de ışık tutar. Dün Kudüs-ü mukaddes, bugün Şam-ı şerif.

Sultan Alparslan casusları vasıtasıyla başkent Rey’e döndüğü haberini yayıp Diyojen’i şaşırtmasaydı, ordusuyla beraber seri şekilde Diyarbekir’den kuzeye yönelip kendisini imha etmeye gelen düşmanını hazırlıksız yakalamasaydı ne olurdu?

Bugün hepimiz mahalledeki papaz efendiye gidip günah çıkartıyor olurduk. Tabi kılıçtan kurtulabilseydik.

Kürt, Arap, Türk ve diğer milletler omuz omuza savaştılar o gün.

Peki ya biz?

Her sene vicdan azabı olur çöker üstüme Ağustos. Rey, Hemedan, Malazgirt… Sorsanız haritada yerlerini gösteremem. Binlerce kişi! Atlarına binip revân olmuşlar. Suriye’den Diyarbekir’e, oradan Malazgirt’e. Kavurucu güneş altında. Yetmemiş! Kendilerinden dört kat daha kalabalık bir orduyla savaşmışlar. Tabağımdaki yemekten utanıyorum Ağustos aylarında. Elde kılıç kalkan taşımak şöyle dursun, turistik gezi maksadıyla klimalı araçta gidelim deseler bin kere düşünür insan.

Tarihçi Steven Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi kitabında, “Malazgirt Muharebesi, Bizans tarihinin en tayin edici felaketidir”[1] der. Norwich “yedi buçuk asırlık mevcudiyetinde İmparatorluğun maruz kaldığı en büyük hezimet” şeklinde tarif eder[2].

Bize zaferse Diyojenlere hezimettir.

Bize fetih olan, Diyojenlere işgaldir.

Dost düşman, bütün tarihçiler Alparslan’ın o Cuma günü meydana kefen giyerek çıkmasının ve yaptığı hitabetin askerler üzerinde son derece tesirli olduğunu teslim ederler. Allahü teâlâ sözlerine nasıl bir tesir yaratmıştır!

Sultanımız, esir edilip huzuruna getirilen Diyojen’i affetme âlîcenaplığını gösterdiler.

Biz Diyojen’in eline düşsek ne olur? Allah göstermesin.

Sultan Alparslan, ondan öncekiler ve ondan sonrakiler… Ömürlerini, canlarını Allah yolunda feda eden bütün şehitlere yüce Allah’tan rahmet diliyorum.

Şefaat kapısını açık bırakıp mübarek ecdadımıza kavuşma umudunu bahşeden Rabbimize hamd olsun. Yoksa içinde hapsolduğum bu konfor köşesinden cenneti hak etmek zor olurdu.




[1] Runciman, Steven (1951). A History of the Crusades Vol. I. The First Crusade and the Foundation of the Kingdom of Jerusalem. s. 64.

[2] Norwich, John Julius (1997). A Short History of Byzantium. New York: Vintage Books. s. 242.


İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz