Küçük Kerim Onbaşı Annesini Bulabildi mi?

Rifat Erdal 29.03.2022 1440
I
 .Cihan Harbinde Erzurum Cephesinde Ruslarla Çarpışan Sivaslı Yedek Subay Rıfat Erdal'ın Hatıralarından...    
     ...
Kıtaya gelişimden 15 gün sonra, 31 Ocağı, 1 Şubat 1915'e bağlayan gece yarısı, sol tarafımızdan ve 10. Kolordu cephesinden şiddetli ateş sesleri gelmeye başladı. Bizim cephemizden de Rus taarruzunu bekliyorduk. Bizim cephemizde sükûnet vardı. Kısa bir süre sonra, alayımızla beraber yürüyüşe geçtik.

Güneş doğarken alayımız Erzurum'un Kars kapısına yaklaşmıştı. Kalelerde top sesleri susmuş, şiddetli piyade ve makineli tüfek ateşleri işitiyor ve Erzurum ovasına doğru bir çok süvarinin ilerlemekte olduğu dürbünle görülüyordu.

10. Kolordu cephesi bozulmuş, Karagöbek tabyası düşmüş, Ruslar ilerlemeye başlamıştı. Bizim kolordu ricat ediyordu. Bizim tümene Haydarı boğazından ricat etme emri verilmişti. Hemen istikametini değiştirip, bütün bağlı birlikleri ve üç alayı ile birlikte Haydarı boğazına girdik. Bağırsak deresi denilen dar bir vadinin içinde yürüyorduk.

Vadinin iki tarafı yüksek dağlarla çevrilmiş olduğundan çığlar uçuyor, büyük bir bina kadar kar kitleleri, düştüğü yerdeki asker ve hayvanları öldürüyordu. Bu gibi tehlikeli yerlere yakışmadan evvel bir manga asker havaya yaylım ateş yaptırıyor, hava ihtizazından [titremesinden] bu kar kitleleri düşüyor, tehlikeyi bu suretle önlemeye çalışıyorduk. Tabiatla mücadele ederek akşam üzeri Sakalıkesik köyüne ulaştık.

Bu köy, 50 - 60 evli bir köydü. Erzurum kalelerine güvenerek halkı hicret etmemişti. Taburumuzun bölükleri evlere ve ahırlara yerleşmeye çalışıyordu. Bütün tabur zâbitam bir ahır köşesine sığındık. Taburumuzun 2. Bölüğünde Erzurumlu, ihtiyat zabit vekili (asteğmen) Fethullah Efendi isminde bir arkadaşımız vardı.

Fethullah Efendinin evi cephane deposuna yakınmış. Cephanelik düşman eline geçmesin diye berhava edilince Fethullah Efendinin evi de yıkılmış, karısı iki çocuğu ile ortada kalmıştı. Kaldırım taşları üzerinde iki çocuğu ile oturan karısı O, birliğiyle ayrılırken "Fethullah, bizi bırakıp nereye gidiyorsun?" diye inliyordu. Ama Fethullah Efendi bu sese şöyle cevap vermişti: "Ben askerim, vazifem vatan müdafaasıdır, sizi Allah'a emanet ediyorum."

Sakalıkesik köyünde sığındığımız ahır köşesinde, Fethullah Efendi bir kenarda ağlıyordu. Biz onu teselliye çalışırken, Fethullah Efendinin 7-8 yaşlarında bulunan oğlu Kerim, taburun ağırlığını taşıyan mekârecilerin [yük hayvanlarının] yanında içeri girmez mi?   

Mekâri çavuşu Fethullah Efendiye:

"Oğlunuzu getirdik" dedi. Baba oğul birbirine sarıldılar. Daha sonra Fethullah Efendi, mekâri çavuşuna bu çocuğu niçin getirdiğini sordu. Çavuş, Erzurum'dan çıkınca çocuğu yolda bulup taşıyarak hay vana bindirdiklerini ve Erzurum'a Rus askeri girmiş olduğundan, çocuğu Erzurum'a götürüp anasına teslim etnıek mümkün olmadığından, beraberlerinde getirdiğini söyledi. Yaptığımız incelemeye göre bizim tabur Erzurum'dan ayrıldıktan sonra anasının yanında oturan küçük Kerim, "babamı bulacağım" diye anasının yanından ayrılıp askerler arasında dolaşırken, taburun mekâri çavuşu çocuğu tanıyıp bir hayvana bindirerek almış, getirmiş.

Fethullah Efendi bu durum karşısında çok müteessir olup tekrar ağlamaya ve "Çocuğum, anandan niçin ayrıldın, ben harp halinde seni nasıl taşıyabilirim?" diye feryat etmeye başladı. Biz çocuğun tekrar Erzurum'a anasının yanına gönderilmesi mümkün olmadığı için tabur ağırlığında taşınmasını ve müsait bir zamanda Erzincan veya Sivas'a gönderilip bir aile nezdine veya yatılı bir okula yerleştirilmesinin mümkün olacağını söyleyerek, Fethullah Efendiyi teselliye çalıştık.

Fethullah Efendinin şehadeti

Çocuğu bir müddet tabur ağırlığında taşıyarak Gökdere sırtlarına geldiğimiz zaman, havaların ısınması üzerine Fethullah Efendi çocuğunu yanına getirmiş, siperlerde baba oğul beraber yatıp kalkmaya başlamışlardı. Taburun bütün subayları çocuğu seviyor, okşuyorduk. Hatta kendisine bir de fahrî onbaşı rütbesi vermiştik.

Fethullah Efendi tabur kumandanlığına bir dilekçe vererek, çocuğunu Sivas'a götürüp yatılı bir okula yerleştirmek üzere izin istemişti. Rusların taarruzundan bir gün evvel, Fethullah Efendiye tümen kumandanlığınca 15 gün izin verildi. Hazırlığını yapıp ertesi günü hareket etmek isterken, o gece sabaha karşı Ruslar hücuma geçti. Bütün tabur siperlere girmiş ve muharebe başlamıştı.

Fethullah Efendi 2. Bölük zabiti idi. Benim bulunduğum 1. Bölükle yan yana siperlerde idik. Rusların sabaha karşı bizim ileri karakollara taarruzu üzerine, ileri karakollar siperlere çekilmişti. Fethullah Efendi siperin üzerine çıkıp Rus kuvvetlerini görmek ve nereden geldiklerini tespit etmek için elinde bulunan tenvir [aydınlatma] tabancasını ateşler ateşlemez, Rusların bu ışığa ateş etmeleri üzerine Fethullah Efendi göğsünden vurulmuş ve siperin içine düşerek şehit olmuştu.

Bunu haber alınca siperden sipere atlayarak Fethullah Efendinin şehit düştüğü sipere gittiğim zaman, mübarek şehit ruhunu Yaradan'a teslim etmiş, kanlar içinde yatıyordu. Oğlu küçük Kerim de babasının üzerine kapanmıştı. Çocuğun eli yüzü kan içinde olduğundan, ben onun da yaralı olduğunu zannederek çocuğu kaldırıp her tarafını yokladım. Yarası olmadığını ve babasının kanları olduğunu anlayarak onu bir askerin sırtına verip tabur ağırlığına gönderdim. Mübarek şehidi de kanayan yarasıyla siperlerin arka tarafına defnettik.

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz