Kanuni Sultan Süleyman Devrinde Amiral Hadım Süleyman Paşa’nın Hint Seferi

Prof.Dr. Herbert Melzig 28.11.2016 5216
9
resim
43 Hicrî senesinde (1536 Milâdî) Kanunî Sultan Süleyman Edirne’de bulunduğu sırada Hindistan’dan gelen Delhi Padişahı Sultan İskender’in oğlu Burhan Bey’i ve Guçerat Sultanının elçisini huzuruna kabul etti. Burhan Bey yalnız babasının namına memleketlerini istilâ eden hümayun Padişahından şikâyet ederek ona karşı Sultan Süleyman’ın askerî yardımını rica etmiştir.  

Halbukî Guçerat Sultanı Bahadur Şahın elçisi hem Humayun’dan, hem Portekizlilerden şikâyet ederek karada ve denizde pek tehlikeli bir duruma düştüklerinden dem vurarak hem Portekizlilere karşı, hem Humayun Padişahına karşı yardım istemiştir. Guçerat sultanı Bahadur Şah’ın elçisi Türkiyeye vâsıl olduğu zamanda Portekizliler Diu limanını ele geçirmiş bulunuyorlardı. 

Sultan Süleyman, Humayun Padişahına karşı değil, sırf Portekizlilere karşı bir sefer tertip etmiştir. Binaenaleyh, sultan İskender’in oğlu Burhan Beye üç yüz akçelik bir yevmiye tahsis etmek suretiyle ona şeref verdi, fakat Humayun Padişah’a karşı tedbirler almaktan imtina etti. Bu keyfiyetten Kanunî Sultan Süleyman’ın noktai nazarı anlaşılıyor: Sultan İskender, Bahadur Şah bir taraftan ve Humayun Padişah diğer taraftan, yeni Hindistan Müslüman hükümdarları arasında meydana gelen ihtilâflara ve harplere karışmak istemedi, çünkü onları Hindistan’ın, Türkleri alâkadar etmiyen, dahilî meselelerinden birisi olarak telâkki etmiştir. 

Portekizlilerin Muzır Faaliyetleri
Halbuki Portekizlilerin muzır faaliyetleri yalnız Hindistan’a değil, Basra Körfezine, Filistin’e, Habeşistan’a ve Arabistan sahillerine şamil olduğunu görerek bunlara karşı İslâmın hâmisi, Halife ve “Hâdim ül harameyn” sıfatıyla tedbir almakla mükellef bulunuyordu. Neticede, “Portekizlileri denizlerden kovmak” İslâmın hâmisinin vazifeleri iktizasında idi. 

Portekizlilerin muzır faaliyetlerinin eserleri tâ otuz sene evvel belirmeğe başladığı cihetle Kanunî Sultan Süleyman, Hindistan’dan Bahadur Şah’ın elçisinin geldiği zaman yeni ve hiç beklemediği bir vaziyet karşısında bulunmuyordu. Hadım Süleyman Paşa’nın Mısır Valisi olduğu zamanda bir donanma inşasına karar vererek ve bu donanmayı Süveyş limanında inşa ettirerek sırf Arap denizinde ve Hint denizinde müstakbel harekâtı düşünmüştür. 

Hindistan’dan elçilerin gelmeleri ve yardım istemeleri üzerine bu evvelce düşünülmüş deniz harekâtını artık kaçınılmaz bir zaruret addederek evvelce Akdeniz ile o zamanda irtibatı olmayan Süveyş limanında inşa ettirdiği donanmanın teçhizine karar vermiş ve bu teçhiz ve Hindistan seferine Hadım Süleyman Paşa’yı memur etmiştir. 

Keresteler Karaman’dan
Senelerce evvel bu donanmanın inşası için lâzım olan keresteler Karaman ormanlarında kesilmiş ve develerin sırtında Nil nehri ve Sina çölünden geçirilerek Süveyşteki deniz tezgâhlarına getirilmiştir. On altıncı asrın şartları, teknik imkânları içinde uzun deve kafilelerinin, Karaman dağlarından kesilmiş keresteleri taşıyarak, Sina çölünden geçmeleri ve Hint ve Arap denizi donanmasına inşa malzemesi getirmeleri, ne muhteşem bir hâdise idi! Tarih kitaplarını karıştırırsak, on altıncı asırda Osmanlı İmparatorluğundan başka böyle maddî bir kudrete malik olan bir devlet bulamayız. 

13 Haziran 1538 tarihinde, Hayreddin Barbaros’un donanması Bahri Sefid (Akdeniz) adalarını ele geçirmek için Akdeniz boğazından çıkarken, Amiral Hadım Süleyman Paşa’nın donanması da Süveyş limanından ayrılarak denize açıldı. Türk bayrağı hem Akdenizde, hem de Arap ve Hint denizlerinde aynı zamanda muzafferane dalgalanıyordu. Bu donanmanın kaç gemiden ibaret olduğu, teçhizatının nelerden ibaret olduğunu ve gemilere bindirilen asker kıtalarının miktarı ne olduğu tam sarahatla bilmiyoruz. 

Hammer’in, Ferdi Efendi’nin Sultan Süleymannamesinden aldığı malumata göre Amiral Hadım Süleyman Paşa’nın donanması yetmişiki yelkenliden mürekkep ve bindirilen asker kuvveti yedi bini Yeniçeri olmak üzere 20 bin kişiden ibaret idi. Donanmanın teçhizatı bilhassa mükemmel idi, o zaman için muazzam toplar gemilere yerleştirilmişti, toplar Hindistan’da henüz görülmeyen büyüklükte idi.

Kuka ve Kat Kaleleri Fethedildi 
Amiral Hadım Süleman Paşa, Diu şehrini himaye eden Kuka ve Kat kalelerini hücum ile zaptettikten sonra Eylül başında hem denizden hem karadan Diu şehri ve kalesini muhasara etmeğe başlamıştır. Diu şehri ve kalesini karaya çıkarılan büyük, bir kantar sıkletinde (50 kiloluk) gülle atan Türk toplarının ateşi altına almıştır. 

Diu şehri ve kalesi Portekizliler tarafından büyük bir kahramanlıkla müdafaa edildiğine hiç şüphe yoktur. Bir Portekiz muharriri, Diu müdafaası hakkında tâ o zaman bir kitap yazmıştır, bu kitabın tasvir ettiği bazı acıklı sahneler, Papa’yı bile ağlatmıştır. Yirmi gün ve yirmi gece süren muhasara esnasında şehir ve kale durmadan Türk topçusu tarafından amansız bir şekilde dövüldükten sonra istihkâmlar harabeye çevrilmeğe başlandı ve nihayet müdafiler bitkinlik alâmetleri göstermeğe başladılar. 

Amiral Hadım Süleyman Paşa, yirmi gün, yirmi gece süren bir muhasaradan sonra ansızın top ateşini kestirdi, bir kısım malzeme birkaç top ve birçok yaralıları bırakarak geceleyin donanmasıyla çekildi. 

Süleyman Paşa on gün sonra 13 Mart 1539 tarihinde Cidde Limanına vardı. Hac için Mekke’ye gitti ve nihayet Kahire tarikiyle İstanbul’a döndü. Hint Seferi neticesiz kaldığı halde Kanunî Sultan Süleyman “seksenlik Arabistan Fatihine şeref vermek için kendisine divanda vezirler arasında yer tahsis eyledi”. 

Kaynak: “Büyük Türk Hindistan Kapılarında, Kanuni Sultan Süleyman Devrinde amiral Hadım Süleyman Paşa’nın Hint Seferi” – Prof. Dr. Herbert Melzig, İstanbul-1942.

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz