İstanbul'un Hüzünlü Günleri

Prof. Dr. Mehmet Temel 23.01.2017 3929
B
resim
irinci Dünya Savaşı’na Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan’ın oluşturduğu İttifâk saflarında giren Osmanlı Devleti, Kafkas cephesinde Ruslarla, Süveyş ve Irak cephelerinde İngilizlerle yaptığı muharebelerde istediği başarıyı elde edememiş, ancak Çanakkale cephesinde kazandığı başarı ile İstanbul’un işgalini ve devletin anî çöküşünü önleyebilmişti. 

Bulgaristan’ın, 29 Eylül 1918 tarihinde mütareke imzalayarak savaştan çekilmesiyle Osmanlı Devleti zor durumda kaldı. Çünkü, İstanbul ve Trakya, İtilâf kuvvetleri karşısında savunmasız kalıyordu. Diğer cephelere dağılmış bulunan Osmanlı kuvvetlerinin Trakya’yı savunması da mümkün değildi. 
Böylece Makedonya cephesi çökmüş, Osmanlı Devleti’nin Avusturya ve Almanya ile olan bağlantıları fiilen kesilmişti. Kafkas, Süveyş ve Irak cephelerindeki kötü durumunu da göz önüne alan Osmanlı Hükümeti, 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi’ni imzalamak zorunda kaldı.

Mütareke’ye göre, Boğazlar İtilâf Devletlerinin kontrolüne bırakılıyor, Trakya ve Anadolu’daki Türk toprakları birbirinden ayrılıyordu. 7. Ve 24. Maddeler ise, Anadolu’nun tamamını işgâle açık hale getiriyordu. İtilâf devletleri, barış antlaşmasının imzalanmasını beklemeden Türk topraklarını paylaşmaya başladılar.

İstanbul’a ilk olarak, 8 Kasım 1918’de Galata rıhtımına yanaşan Adrian gemisinden çıkan iki Fransız subayı ayak bastı. 13 Kasım 1918’de de yaklaşık 60 parçadan oluşan İtilâf donanması İstanbul Limanında demirledi. 15 Kasım’a kadar gelen gemi sayısı 167’ye yükseldi. Kara ve denizde giriş yapan İtilâf Devletleri askerlerinin çoğunluğunu İngiliz birlikleri oluşturuyordu. Karadan İstanbul’a girişler Trakya üzerinden demiryolu ile yapılıyordu. 

İşgal kuvvetleri, yoğunluk Beyoğlu bölgesinde olmak üzere kışla, yabancı okul, hastahane gibi kurumlarla bazı otel ve özel binalara yerleşmişler, yerleşme sırasında da pek çok yolsuzluk ve hukuk dışı davranışlar sergilemişlerdir. Üst seviyeli İtilâf yetkilileri ve subaylar, beğendikleri yerleri ve özel meskenleri zorla tahliye ettirerek kendileri oturmuşlardır.

İstanbul’a giren işgal kuvvetleri, 8 Aralık 1918’de askeri bir yönetim kurarak liman, tramvay, savunma, jandarma ve polis hizmetlerini sıkı denetim altına aldılar. Denetimi kolaylaştırmak amacıyla da şehri bölümlere ayırdılar.

Beyoğlu ile Boğaz’ın Rumeli yakası iki bölgeye ayrıldı ve her birine onar İngiliz, Fransız, İtalyan polisi ve subaylarından oluşan bir heyet konuldu. Bu iki bölgenin sorumluluğu da bir İngiliz yüzbaşısına verildi. İstanbul yakası da iki bölgeye ayrılarak yönetimi bir Fransız yüzbaşısına bırakıldı. Üsküdar, Kadıköy ve Boğaz’ın Anadolu yakasının inzibat işleri bir İtalyan subayına, Adalar ise doğrudan İtilâf Komisyonu Başkanlığı’na bağlandı. Her devlet kendi mıntıkasında karakollar kurdu. Her karakolda bir subay ve bu subaya yardımcı olmak ve kılavuzluk yapmak üzere bir Rum ve bir Ermeni bulunduruldu. Rumlar ve Ermeniler de sevmedikleri veya intikâm almak istedikleri Türkleri işgal kuvvetlerine bildirerek cezalandırılmalarını sağlamışlardır. 

Azınlıklar Bayram Ediyordu

İstanbul’un işgali hususunda Müttefikler arasında önemli görüş ayrılıkları ortaya çıkmışsa da 13 Kasım 1918 tarihinde fiili olarak başlayan işgâl, 16 Mart 1920’de resmîleşmiştir. Şehrin işgaline, en fazla Ermeni, Rum ve Yahudi azınlıklar sevinmişlerdir. İşgal kuvvetlerinin şehre adım atmasıyla birlikte çılgınca gösteriler başlamış, özellikle Rumlar, rıhtımda, Beyoğlu caddelerinde ve evlerinin Boğaz’a bakan pencerelerinden İtilâf Devletlerinin ve Yunanistan’ın bayraklarını sallayarak “zito Venizelos” çığlıklarıyla gösterilerde bulunmuşlar, motorlar ve sandallarla Boğaz’daki Yunan savaş gemilerinin etrafında turlar atarak çılgınca eğlenmişlerdir.

Yunan Amiral Kakolidi’nin 18 Kasım 1918 günü Beyoğlu Yunan Kulübü’nde yapılan kabul resminde, Rumlara hitâben yaptığı kışkırtıcı konuşmanın yankıları sokaktaki çocuklara kadar ulaşmıştı. Kakolidi şöyle diyordu: “Türkiye’deki Yunanlılığa anavatanın selâmı ile Parthenon’dan bir zeytin dalı getirmek şerefine kavuştuklarından dolayı, emrindeki subaylar ve erler iftihâr duymaktadırlar. Bunca zahmetten sonra Yunan Hükümeti size, teselliye medâr olmak üzere, Yunan bayrağını getirmeye muvaffak olmuştur." Böylece Türk bayrağına hareketler başlamış, Yunan bayrakları dükkanlara, binalara asılmıştır.

İtilâf donanmasının İstanbul’a gelişini Türk halkı ise kadere boyun eğme inancının verdiği emniyet ve sessizlikle karşılamıştır. İşgale karşı duyduğu nefreti içinde saklamış, nasıl geldilerse öyle giderler cümlesiyle ifade edilen ancak yüksek sesle söylenemeyen inançları içerisinde gelişmeleri sabırla beklemiştir. 

İstanbul halkının üzüntüsünü, İtilâf donanması arasında görülen Yunan savaş gemileri daha da arttırmıştır. Çünkü İngilizlerin Amiral Calthorpe aracılığı ile Mütâreke görüşmelerindeki Türk delegasyonu başkanı Rauf Orbay’a verdikleri imzalı belgeye göre, Çanakkale ve Karadeniz Boğazları istihkâmlarını sadece Fransız ve İngiliz askerleri işgâl edecek, Yunan donanması İzmir ve İstanbul limanlarına girmeyecekti. 

Kaynak: "İşgal Yıllarında İstanbul'un Sosyal Durumu" - Prof. Dr. Mehmet Temel

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz