I. Dünya Savaşında Esir Türkler

Ö. Serdar Akın 01.04.2015 5392

Araştırmacı-Yazar Tülin Uygur, yakın tarihimizin çok az bilinen I. Cihan Savaşı’nda Rusya ve Sibirya’daki Türk savaş esirleri konusunu İsveç Devlet Arşivleri’nde araştırdı ve yazdı “I. Dünya Savaşı’nda Esir Türkler” ismiyle de kitaplaştırıldı. Bu kitaptan esir kampları ve kamplardaki Türk askerlerinin hayat şartlarıyla ilgili bazı bölümleri aşağıda sunuyoruz. – Editör

----

O
smanlı İmparatorluğunun parçalanmasına yol açan I. Dünya savaşında esir düşen Türk askerleri dünyanın en ücra köşelerine sürülmüşler ve çok ağır esaret şartları altında yaşama mücadelesi vermişlerdi. Bu esirlerden 60.000’i Rusya ve Sibirya’nın uçsuz bucaksız bölgelerine dağılmış esir kamplarında çok olumsuz hava şartları hastalık ve açlıkla mücadele etmişlerdir.

İsveç Kızılhaç’ı 1915-1918 yılları arasında Rusya ve Sibirya’daki savaş esirlerine yiyecek, giyecek ve ilaç gibi çeşitli yardım malzemeleri ulaştırmak ve esir kamplarındaki kötü şartların düzeltilmesi için bir komite kurarak çalışmaya başlamıştı.

Komite, esir kamplarının bulundukları bölgelere göre: Avrupa - Avrupa Rusyası, Sibirya ve Türkistan kampları olarak üç gruba ayırmıştı.

İsveç Kızılhaç delegelerinin tespitlerine göre kamplar genellikle şehirlerden 2-10 km uzaklıkta kurulmuş, yaklaşık 2 adam boyu yükseklikte çelik tellerle çevrilmişti. Nöbetçi kulübeleri kampın her yerini görecek şekilde inşâ edilmişti.

İsveç Kızılhaç’ı esirlere yardım komitesinin yaptığı araştırmalara göre bazı kamplar ve esirlerin hayat şartları şöyle kaydedilmektedir:

Arhangelsk eyaletlerinde en az Sibirya kadar zor hava şartlarının hüküm sürmesi sebebiyle birçok esir hayatını kaybetmiştir. Özellikle Murmansk demiryolu inşaatında çalıştırılan esirler arasında toplu ölümler görülmüş ve hayatta kalanları sağlık dereceleri önemli derecede bozulmuştur.

Karadeniz demiryolu inşaatında çalıştırılan esirlerinde sağlıkları da kaygı verici derecede bozulmuştur. Demiryolu hattı tipik bir sıtma noktasından geçmekteydi hattın başlangıcı olan Novosenaki’de günde ortalama 5 esir Gagri ile Gudayty arasındaki 43 km mesafede ise günde 30-40 esir ölmekteydi. Buradaki esirlerin çoğu hava şartlarına bağlı ateşli hastalıktan öldüler. Esirler insafsızca demiryolu inşaatında kullanıldılar.

Murmansk demiryolu hattında iskorbüt hastalığına yakalanan esirler alay edercesine tedavi edilmek üzere buraya gönderilmişlerdi. Hastanelerin durumu içler acısıydı. Hasta esirlerin durumu ve esirlere yapılan muamele Bakü halkını da ayağa kaldırmıştı. Bakü halkını yatıştırmak için ağır dizanteri, sıtma ve iskorbüt hastası olan esirler suyu hastanesi doktoru olmayan Nargin Adasına gönderilerek orada ölüme terkedildiler. 

1915 yılında Amerikan Elçiliğinin esirlere verilen yiyecek miktarının arttırılması için Rus Hükümeti nezdinde yaptığı başvurular, esirlere yeterli yiyecek verildiği savunulan Rus Hükümetince reddedildi. Kampta 10 esir aynı kaptan yiyordu. Herkesin kendi kaşığı olmadığı için eski konserve kutularından kaşıklar yapılmıştı. Revirde bazen et dağıtımı yapıldığında hasta bakıcı bir Rus asker yatakların arasında dolaşırken birer parça eti yatakların üstüne atıyordu.

Uzun süre değiştirilmeden kullanılan esirlerin gömlekleri de rutubet ve pislik sebebiyle parçalanıyordu. Esirlere gömleklerini, elbiselerini onarabilmeleri için iğne, iplik, yama yapabilmeleri için kumaş verilmesi gerekiyordu. Bu gibi malzemeler verilmediğinden, Sibirya’nın korkunç kış şartlarında dolaşan savaş esirleri yürekleri parçalıyordu. Bir kısmının paltosu çoğunun ayakkabıları yoktu. Ayaklarını saman ve paçavralarla sararak soğuğa karşı korumaya çalışıyorlardı.

Elbiselerin değişmemesi, dezenfekte edilmemesi ve esirlerin banyo yapamaması bit, pire gibi haşerelerin esirlere dayanılmaz sıkıntı vermelerine sebep oluyordu.

Toplu ölümlerden yaşandığı kamplardan biride Stretensk kampıdır. Bu kamp Baykal kampının doğusunda Şilka Gölü’nün kıyısındadır.

Bu kampta çoğu yarı çıplak olan bu esirlerin üzerlerine yatak olarak kullanılan saman dahi serilmemiş çıplak demir karyolalarda üst üste yatırmışlardı. Kampın su ihtiyacını karşılamak için kış kıyafetleri olmadan su taşımak için nehre gönderilen esirlerin donan el ve ayakları kesilmişti.

Orenburg’un Samara yakınında kurulmuş olan kampta binalar hiçbir zaman kışa elverişli değildi. Hava sıcaklığın -50°C olduğu bu kampta yatak yapmak için saman, yakacak odun, su, banyo bulunmaması, ilaç ve tıbbi malzemelerin yokluğu her türlü haşere ve salgın hastalığa sebep olmuştur.

Kampta doktorlar, birkaç gün ömrü kalanları ‘az hasta’, birkaç saatlik ömrü kalanları ‘ağır asta’ nefrit, tüberküloz, dizanteri, kangren, lekeli humma ve çiçek hastası olmayan herkesi ‘sağlıklı’ olarak ayırıyorlardı. Daha Sonra karantina odasına götürülecek hastalar karın üzerine bırakılıyordu saatlerde karın üzerinde kalan bu zayıf vücutları bir süre sonra bir kızak gelip götürüyordu. Günde 20-350 esir ölmekteydi; fareler ve köpeklerin kemirdiği istiflenmiş 2500 ölü, gömülmeden bekletiliyordu. Sonra kızaklara yükleniyordu, ceset yükü iple kızağa bağlandıktan sonra ölülerin mezar kazmakla görevli esir arkadaşları bu yükün üzerine oturuyordu. Bunu nasıl yapabiliyorlardı!.. Dışardan birisi bu soruyu sorabilirdi. Ama kampta kimse bu ceset yüküne bakmıyordu bile. Burada düşünce duygu mantık tamamen donmuştu. Herkesin tek arzusu ölümün biran önce gelmesiydi.

Mübadele Edilen Savaş Esirleri

1915-1918 tarihleri arasında İsveç Kızılhaç aracılığı ile mübadele edilen 428 Türk subay ve erinin trenlerde görevli İsveçli doktorlar tarafından hastalık ve sağlık durumları kaydedilmiştir. Buna göre bu mübadele edilen savaş esirlerinin 15’i kör, 115’i çeşitli organları kesilmiş 3’ü akıl hastası, 129’u tüberküloz hastası olarak tespit edilmiştir. Ayrıca 8 askerinde kalp hastalıkları dolayısıyla mübadele edildiği raporda belirtilmiştir. Raporda özellikle kesilen organ sayısındaki yükseklik, Rusya’da yaralı el, kol, bacak, parmak gibi organların tedavi edilmek yerine kesildiği ve bu işlemin sıklıkla yapıldığı görüşünü doğrulamaktadır. Malul Türk savaş esirlerinin sağlık raporları Rusya’daki kamplarda sağlıksız şartlarda tutulan esirler arasında tüberkülozun yaygın bir hastalık olduğunu göstermektedir.

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz