I. Cihan Savaşı’nda Esir Düşen Osmanlı Askerlerinin Büyük Dramı

Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran 26.04.2018 3632
B
resim
irinci Cihan Savaşı’nda Osmanlı esirleri çok büyük sıkıntılar çektiler. Bunlar arasında esir kamplarına görülüşlerini de saymak gerekir. Romanya'da, Galiçya'da, Sarıkamış'ta ve Doğu Anadolu'da Ruslara esir olan Türkler, esir kamplarına yerleştirilecekleri bölgelere götürülünceye kadar büyük sıkıntı çekmişlerdir. Romanya ve Galiçya'da Ruslara esir düşenler, çok uzun ve çok zahmetli yolculuklardan sonra Kazan ve Sibirya'da bulunan esir kamplarına götürülmüşlerdir.

Genellikle yaya olarak, zaman zaman da trenlere bindirilerek, daha doğru bir tabirle trenlere tıkılarak götürülmüşler, tren yolu olmayan yerlerde ise umumiyetle yürütülmüşlerdir. Doğu Anadolu'da Ruslarla savaşırken esir edilen Türkler, yine yürütülerek önce Azerbaycan'ın Hazar denizindeki Nargin adasına getirilmişlerdir. İnsani hayat şartlarının son derece yetersiz olduğu bu adada uzun süre kaldıktan sonra, daha uzun süre kalacakları Rusya içerisindeki kamplara götürülmüşlerdir. 

Türk esirleri, gerek Nargin adasına getirilişleri, gerek bu adadan ya da Galiçya üzerinden Rusya içlerine götürülüşleri esnasında Müslüman Türklerin yaşadığı bölgelerde halktan sevgi, sempati, yardım görmüşler, Rusların ve özellikle de Ermenilerin yaşadığı bölgelerden geçişlerde ise sözlü ve fiziki saldırılara uğramışlardır. 

Esir alınan Türkler sorgulanıyor ve sorgulanmalarının ardından en yakın demiryolu istasyonuna yaya olarak götürülüyorlar, istasyonlarda "tepluşki" adını verdikleri yük vagonlarına bindiriliyorlardı. Her vagonda oturmak için üst üste iki sıra bank vardı. Vagonun ortasında bir demir soba, bir köşesinde tuvalet olarak kullanılan bir kova bulunuyordu. Ruslar genellikle vagonlara kapasitelerinin çok çok üstünde esir dolduruyorlardı. Kışın vagonların içinin dışarıdan farkı yoktu, zira yakmak için odun veya kömür bulmak çok zordu. Yolculuklar bazen aylarca sürüyordu.
 
Bunlardan daha kötüsü, Osmanlı savaş esirlerini taşıyan tepluşkilerin pencere ve kapılarının dışarıdan tahtalarla çakılarak kapatılmasıydı. Bu da, buradaki esirlerin çoğunun ölümüne sebep oluyordu. Mesela 1915 kışında, Sibirya'nın Priamur bölgesine gönderilen 800 Osmanlı esirinin sadece 200'ü kampa ulaşmıştı. Geriye kalanlar soğukta; açlıktan ve izdihamdan ölmüşlerdi. 

Yine bu tür kapı ve pencereleri tahtalarla çakılı tepluşkilerden iki tanesi Samora'daki kamplara gönderilmişti. Samora'ya gelen yük vagonlan boş bir hatta çekilmişti. Pencere ve kapılar kapalı olduğundan, Samora'daki görevliler vagonlarda yiyecek ve malzeme olduğunu düşünmüşler, fakat günler sonra Rus askerler tepluşkileri açtıklarında, bu iki vagonda 68 Osmanlı esiri olduğunu görmüşlerdi. Bu 68 esirin sadece 8'i yaşıyordu. 

Hazar denizinde, Bakü yakınındaki Nargin adası bir toplama merkezi olmakla birlikte, Türk esirleri burada çok uzun süre kalıyorlardı. Esirler kirli, yıpranmış taş binalarda tutuluyordu. İçerisi haşerat, dışarısı yılan doluydu. Esirlerimize taş kırdırıyor, yılan öldürtüyorlardı. Yiyecek durumu da iyi olmadığı için, bu adada çok sayıda Osmanlı esiri ölmüştü. 

Bir grup esir, 7 Mayıs 1915 tarihinde Kızılay Cemiyeti Başkanlığı'na müracaatta bulunmuş ve yaşadıkları sıkıntıları şu şekilde anlatmışlardı: 

"... Sıcak olağanüstü derecede, hararet gölgede 42 derece olduğu halde, aşağıdaki barakalarda 240 asker yatmaktadır, Geceleri, çaresiz askerler sıcaktan boğulacak dereceye gelir, kapının yanına teneffüs için çıksalar, muhafız asker, tüfek dipçiği ile vuruyor. Subayların barakalarındakinden biraz farklı içtiğimiz su. Rus doktorları, bunun gayet zararlı bir su olduğunu itiraf ediyorlar. Burada geçirilen esaret hayatı Avrupa'da değil, Çin'de bile yoktur. Askerlere birer kat sivil elbise verildi ise de 20 gün sonra parçalanıyor. Ayakkabılar da öyle. Bu mazlum yavrulara yardıma kalkışanları hapsediyorlar ve paralarını alıyorlar. Hani insaniyet ve medeniyet!  Sonsuz hürmetler ve vatanıma bûseler ve secdeler. 
                                       
   Selimiye'nin 8/3 (tertipten) 
                                                        Yanyalı Erkânı"
 
Zavallı esirlerimiz, mektuplarına koğuşların krokisini de eklemişler ve altına not düşmüşlerdi. Özellikle Ruslara esir düşen Türkler, sürekli kalacakları kamplara götürülünceye kadar çok büyük sıkıntı çekmişler ve önemli bir kısmı da yollarda, toplama merkezlerinde, vagonlarda can vermişti.

İngilizler ise, Süveyş'ten ve Çanakkale'den aldıkları esirleri Mısır'da hazırladıkları kamplara götürmüşlerdir. Ancak esirlerin çokluğu sebebiyle, 1914 yılı sonundan başlayarak Kıbrıs, Malta, Hindistan, Burma (Myanmar) gibi çok uzak ve çok farklı bölgelere de esir kampları yapımına başlamışlardır. Türk esirler önce Basra ve Bağdat'taki toplama kamplarında tutulmuş, daha sonra Mısır'daki kamplara deniz ve kara yoluyla götürülmüştür. 

Basra'dan doğrudan doğruya Hindistan ve Burma'daki kamplara da önce deniz yoluyla, sonra demiryoluyla ulaştırılmışlardır. Esirlerden biri, Lapseki'nin Mecidiyeköy'ünden Habip Turgut, hatıralarında şöyle anlatıyor: 

"Mısır'da üç sene kaldım. Mısır'dan vapurla Hindistan'a götürdüler... 36 gün denizde gittik... Vapurun içinde. Hindistan'da da 25 ay esir durduk. Emin Muhis Efendi diye bir zabit vardı başımızda..."

İngilizler ayrıca Kıbrıs ve Malta adalarına da esir kampları kurmuşlar ve Mısır'daki kamplardan bazı esirleri bu adalara deniz yoluyla taşımışlardır.

Fransızlar ise, daha çok Çanakkale ve Tunus'tan Türk esiri almışlardır. Bu esirler önce Limni adasının Mondros şehrinde tutulmuşlar, oradan Korsika adasına götürülmüşlerdir. Daha sonra Fransa'da çalıştırılmaları kararlaştırılan: esirler gemilerle Korsika adasından Marsilya'ya taşınmışlar, Marsilya'da bir süre tutulduktan sonra tren yoluyla Fransa içlerinde bulunan çalışma kamplarına gönderilmişlerdir.
 
Fransızlara esir düşen Türklerden söz ederken, konu daha geniş olarak açıklanacaktır. İngilizlere ve Fransızlara esir olan Türkler, Ruslara esir olan silah arkadaşlarına göre daha az sıkıntı çekmişlerdir. Yolculuk kimi zaman uzun sürse de, yiyecek ve sağlık şartları bakımından çok büyük sıkıntı yaşamamışlardır. Yollarda can verenlerin sayısının Rusya'daki esirlere göre oldukça düşük olduğu sanılmaktadır. 

Romanya, esir aldığı Türkleri Moldavya'da bulunan esir kamplarına götürmek üzere önce Jalamitza bölgesine getiriyordu; fakat burada bir hazırlık yoktu. Toplanma bölgesi olarak kullanılan bu yerdeki şartlar çok ağırdı. Daha sonra, esirler buradan yürüyerek 40 günlük bir yolculuk yapıyorlar ve Moldavya'daki kamplara ulaşabiliyorlardı, ancak ulaşamayanlar da vardı. Çok ender olarak da Moldavya'daki kamplara trenle götürülüyorlardı. Osmanlılar, Trablusgarp ve Bingazi'deki muharebelerde İtalyanlara 100 dolayında esir vermişlerdi; ancak bu esirlerin İtalya'da nereye, nasıl götürüldükleri, nasıl döndükleri hakkında bir bilgiye ulaşılamamıştır. 

I. Cihan Savaşında esir olan Osmanlı askerinin mevcudu 202.000' dir.

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz