Hindistan Türk-İslam Tarihinden Altın Bir Sayfa: Alemgir Muhammed Evrenngzib ve Şeyh Mehmed Masum Fâruki Devri

Numan Aydoğan Ünal 11.12.2019 2703
M
resimuhammed Masum hazretlerinin devrinde yaşayan Sultan Âlemgir Şah, ‘Fetâvâ-i Âlemgiriyye’ eserini hazırlattı. Bu eser Osmanlılardaki ‘Mecelle’ çalışması istisna edilirse İslam hukuk tarihinde eşine rastlanmaz hizmetlerden biridir. Fakat kitap ‘Fetâvâ-i Hindiyye’ adıyla meşhur olmuştur.
 

Türk-İslam tarihinde Hindistan’ın çok mühim bir yeri vardır. Türk devletlerinin hâkim olduğu zamanlarda Hindistan’da büyük âlim, evliya, devlet adamları ve sultanlar yetişti. Çağdaş olup aralarında manevi bağda bulunanların birisi, büyük İslam âlim ve evliyası, zamanının kutbu Muhammed Masum Farukî hazretleri diğeri ise Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman gibi devrinin muhteşem hükümdarı Evrengzib Âlemgir Şah’dır.

Muhammed Masum hazretleri, İmam-ı Rabbani hazretlerinin üçüncü oğludur. 1599 senesinde Hindistan’ın Serhend şehrinde doğdu. Babasından sonra zamanının en büyük ikinci evliyasıdır. "Silsile-i Aliyye" denilen âlim ve evliyaların yirmi dördüncüsüdür. Kur'ân-ı kerimi üç ayda ezberledi. 16 yaşında bütün ilimlerin tahsilini bitirdi. Babası İmam-ı Rabbani hazretleri bir mektubunda buyuruyor ki:

“Bu günlerde oğlum Muhammed Masum, ‘Şerh-i Mevâkıf’ı bitirdi. Yunan felsefecilerinin kusur ve hatalarını iyi anladı, faydası ve kârı çok oldu. Allahü tealaya bu ihsanlardan dolayı hamd ve senâlar olsun.”

İslam tarihinde rüşd ve hidayeti onunki kadar yaygın bir âlim ve mürşid görülmemiştir. Dokuz yüz bin kişi ona tâbi oldu. Talebelerinin kırk bini velî, yedi bini de mürşid-i kâmil, yani çok büyük âlim ve evliya oldu. Babası İmam-ı Rabbani hazretleri; “Sen zamanının kutbu olursun” buyurarak müjde verdi. Nitekim daha sonra bunu kendisi “Allahü teala’ya hamd-ü senalar olsun. Vadedilen ele geçti. Babamın müjdelediklerine kavuştum” diyerek belirtti.

Devrin Sultanı Âlemgir Şah da Muhammed Masum hazretlerinin müritlerinden ve halifelerinden biriydi. Yetişmesinde büyük rolü vardı, ona tam tâbi idi. Duasını alır, nasihat ve emirlerini dinlerdi. Başarıları ve hayırlı hizmetleri ile büyük bir İslam devletine sahip olması, Muhammed Masum Farukî hazretlerinin himmet, tasarruf ve teveccühleri sayesinde oldu.

Âlemgir Şah 1618’de Malva Duhad’da doğdu. Annesi Begüm Mümtaz Mahal’dir. Şah Cihan’ın üçüncü oğludur, Babür Şah’ın 5. kuşaktan torunudur. 31 Temmuz 1608’de 40 yaşında padişah oldu. Tahtta en uzun kalan Türk hükümdarıdır. Osmanlı Sultanı Kanuni’den daha fazla, elli yıla yakın hükümdarlık yaptı. 1707’de 90 yaşında iken Ahmet Nagar’da vefat etti. Ravza denilen yerde defnedildi. Âlemgir Şah’ın dört oğlu üç kızı vardı.
Çok iyi bir ilmî ve askerî eğitim gördü. Binicilik ve harp oyunları konusunda mükemmel yetişti. Tefsir, hadis, fıkıh üzerinde tam bir âlim idi. Türkçe, Farsça, Arapça ve Hintçeyi çok iyi bilirdi. Hat sanatını da öğrenerek "Hattat" pâyesini aldı.

Âlemgir Şah’ın en önemli özelliklerinden birisi tam bir cesaret ile gayesine erişmekte gösterdiği azim ve sebattır. Askerî sahada gösterdiği cesaret ve başarıyı diplomasi sahasında da gösterdi. Çok iyi bir hafızaya sahipti. Aynı zamanda yorulmaz bir liderdi. İktidarı zamanında kendisiyle görüşebilme fırsatı bulan İtalyan doktor Gemalli Careri, Âlemgir’in kendisine yapılan müracaatları tek tek okuduğunu, bunları cevapladığını ve bu işten büyük zevk duyduğunu kaydetti.

Devletin bütün ihtişamına rağmen Âlemgir’in sade bir hayatı vardı. Giyim kuşamı ve diğer her türlü işleri sade idi. Çok düzenliydi. Doksan yaşında vefat ettiğinde bedenî hiçbir bozukluğu yoktu. Okumayı çok severdi. Mektuplarının toplandığı “Ruk’at-i Âlemgirî” kitabı, uzun zaman, basit fakat güzel nesir yazma umumi ders kitabı olarak kaldı. Şiir söylemede de kabiliyetliydi.

Hemen hemen bütün Hint-İslam liderlerine ağır bir dille saldıran Will Durant, Âlemgir Şah için şu itirafı yapmaktan kendini alıkoyamadı: “Suç ve suçlunun üzerine gitmede hemen hiç cezaî metotlar kullanmadı. Dîni tarafından yasaklanan bütün yiyecek, içecek ve şatafattan uzak durdu.’’

Devlet hazinesinden para almaktan çekindiği için kendi eliyle Mushaf yazar, onu satıp geçimini bile temin ederdi. Kur'ân-ı kerimi, hükümdar olduktan sonra ezberleyerek hafız oldu. Farz namazları vakti girer girmez cemaatle kılardı. Cemaati hiçbir zaman terk etmedi. Cumayı mutlaka Mescid-i Kebir’de eda ederdi. Gecelerini ibadet, zikir, kıraat ve tefekkürle geçirirdi. Ramazan ayının son on günü mescidde itikâfa girerdi. Pazartesi, perşembe ve cuma günleri oruç tutardı. Daima abdestli olur, zikirlerini ihmal etmez, çok salevat getirirdi. Zühd ve fakr hayatını hiç terk etmedi. Arpa ekmeğine rağbet ederdi.
 
Yaptığı büyük hizmetler
 
Âlemgir Şah, dinî ve sosyal pek mühim hizmetler yaptı. Memleketin ileri gelen ulemasından meydana getirdiği kalabalık bir heyete, her türlü imkânları verip, büyük kütüphaneler kurdurdu. Müslümanların hukuki meselelerine kolaylık sağlamak üzere ‘’Fetâvâ-i Âlemgiriyye’’yi hazırlattı, Osmanlılardaki “Mecelle” çalışması istisna edilirse İslam hukuk tarihinde eşine rastlanmaz hizmetlerden biridir. Kendi adına izâfeten “Fetâvâ-i Âlemgiriyye”  denilen fakat  “Fetâvâ-i Hindiyye” diye meşhur olan bu hukuk kitabını, Kanun-ı Esasî yani Anayasa olarak kabul etti. Hanefi mezhebine göre hazırlanan bu hükümler, adil kadılar tarafından memleketin her tarafında tatbik edildi. Ayrıca hadis ilmine dair eser telif etti. Onu şerh edip Farsça’ya tercüme etti.

İslam hukukuna göre Müslüman olmayanlardan alınması gereken “Cizye” vergisi, Ekber Şah tarafından 1564 yılında kaldırılmıştı. Âlemgir Şah’ın emriyle 1679’da cizye yeniden alınmaya başladı. Devrinde milyonlarca gelir sağlayan akla hayale gelmedik çeşitlerde ve şekillerde sekseni bulan İslamiyet’in emretmediği vergiyi, mümin ve kâfir herkesten kaldırdı. Müslüman, kâfir herkesin gönlünü aldı. Bu uygulamalardan sonra hazine zayıflaması gerekirken zenginleşti.

Sultan Âlemgir, şehzadelik devresinde Hindu olan Dekken köylülerinin kalkınmasına çalışmış onlara tohum ve hayvan satın alabilmeleri için geniş ölçüde borç verdirmiş ve sulama işini önemle ele almıştır. Bu davranışı onun taassup sahibi olmadığını gösterir.

20 Şubat 1666 yılı başlarında çıkardığı bir fermanda şöyle demektedir: “ Öteden beri var olan mabetler yıkılmayacaktır. Ancak yeni mabet yapılmasına da izin verilmeyecektir. Buyruğumuz şudur ki, bundan böyle kimsenin bu gibi yerlerde Brahmanların veya  Hinduların işlerine, İslam’a aykırı olarak karışmamasını ve onları rahatsız etmemesini sağlayasınız.”

1663 senesinde Brahmanların, kocası ölen kadının kendini yakıp kül etme âdetini kesin bir şekilde yasakladığı için bu din mensuplarının sızlanmalarına sebep oldu. Bu yasak, mutaassıp Hindularca din işlerine karışma sayılırsa da insanî maksadı olup onların iyiliği içindi.

Âlemgir Şah, ayak altında kalarak sürünebilir endişesiyle paralar üzerine yazılan Kelime-i tevhidi kaldırdı.
Mecusi âdeti olduğu için, bid’at gerekçesi ile "21 Mart Nevruz’’ bayramını yasak etti. Tahta çıkışı ramazan ayında olduğu için bu ayın ilk gününü bayram ilan etti. Sarayda çalgı yasaklandı, sadece belirli saatlerde vurulan nevbete izin verildi ki, bu da askerî maksatlıdır. Devrinde çalgıcılar, müzik araç ve gereçlerini bin kişilik konvoyla mezara gömdüler.

Mekke ve Medine’de ikamet eden seyyidlere, mücavirlere, hademeye ve itikâf yapanlara nezir olmak üzere 63 bin altın gönderdiği “Âlemgirnâme”de kayıt edilmektedir. Ayrıca, Maveraünnehir uleması ile de yakın ilgilendiği, bu bölgedeki Türk din adamlarına para yardımı yaptığı kayıtlarda zikrolunmaktadır. “Meâsir-i  Âlemgirî’ye” göre Sultan Âlemgir’in yaptığı hayrat şu şekilde sıralanabilir:

Ramazanda 9 bin altın, diğer aylarda bundan biraz az olmak üzere nakdî yardımı ihtiyaç sahiplerine dağıtırdı. Başşehir Agra ve diğer birçok vilayette fakir fukara için bulgur haneler açtırdı. Yolcular için konak yerlerine kervansaraylar yaptırdı. Bütün camileri devlet hazinesinden tamir ettirdi. Ve Buralara imam, müezzin ve hatib tayin ederek onları maaş gibi daimi gelire bağladı. Ulemaya, fazilet ve ilimle uğraşan öğrencilere devlet kesesinden yardımlarda bulunurdu.

Müslüman halk Âlemgir Şah’ı velî olarak kabul ederdi. Kendisine ‘Pir’lik izafe ederek “Âlemgir Zinde Pir” derlerdi. Bir keresinde, Agra Delhi bölgesinde yaşayan Sate Hinduları ayaklanmıştı. Müslüman askerler onların hazırladıkları büyü ve sihirlerden psikolojik olarak etkilenerek ürkmüşlerdi. Âlemgir Şah bu korkuyu ortadan kaldırmak için Müslüman askerlerin bayraklarına kendi eliyle "Kur'ân-ı kerim" âyetleri ve duaları yazarak askerlerin moralini düzeltti.

Âlemgir Han, Hinduların Müslüman olması için pek çok faaliyette bulundu. Bazen bizzat kendisi Müslüman olacaklara "Kelime-i Şehadet" söyletir, hil’at ve başka hediyeler verirdi. Yeni Müslüman olanlara İslamî isimler verip fillerin sırtında şehirleri gezdirtirdi. Âlemgir Şah’ın âdil idaresine hayran kalan Hindular, böyle merhametli bir Sultanın dinine girmek için âdeta yarışıyorlardı. Bundan dolayı, binlerce Hindu’nun batıl dinleri bırakıp hak din olan İslamiyet’i seçmelerine vesile oldu.

İslam’a yeni girenlere, günlük ihtiyacını karşılamak üzere çeyrek rupi para yardım yapılırdı. Taşrada yeni Müslüman olanlar sünnet edilir onlara hil’atlar giydirilir, bir aylık yiyecek parası hediye edilirdi.
Tarihçi Yılmaz Öztuna diyor ki:

“Âlemgir Şah, tarihin en muhteşem ve en zengin hükümdarlarından biridir. Saltanatında, devletinin bütçesi, en büyük Hıristiyan devleti olan 14. Louis Fransa’sının bütçesinin on beş katı idi. İmparatorluğu o bugünkü Hindistan, Pakistan, Bangladeş, Doğu Afganistan Nepal, Butan ve Birmanya’nın Arakan eyaletinden oluşuyor, 4.600.000 küsur kilometrekare üzerinde yayılıyordu. O zaman 700 milyonu bulmayan bir dünyada, Âlemgir Şah’ın Hindistan Türk İmparatorluğu 170 milyondu. Nüfus bakımından dünya devletleri arasında birinci, kudret ve önem bakımından Osmanlı’dan sonra ikinciydi.”

Yülsek Mürşidi Muhammed Masum Fâruki Hazetleri'nin zamanın Sultanı  Alemgir Muhammed Evrenngzib'e  gönderdiği mektup aşağıdadır:

"Bu mektûb, sultâna nasîhatdır. Mu’âz bin Cebel diyor ki, Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” elimden tutdu. Birkaç adım yürüdükden sonra, (Yâ Mu’âz! Takva üzere ol. Hep doğru söyle. Ahdına sâdık ol. Emânete hıyânet etme. Yetimlere merhamet et. Komşunun hakkını gözet. Kimseye kızma. Hep tatlı konuş. Her müslimâna selâm ver. İmâmın lâzım olduğunu bil. Kur’ân-ı kerîmin yolu olan fıkh bilgilerini öğren ve bu bilgilerden ayrılma. Her işinde âhireti düşün. Hesâb gününe hâzırlan. Dünyâya gönül bağlama.

Hep güzel, fâideli işler yap! Hiçbir müslimânı kötüleme. Yalancı şâhidlik yapma. Doğru sözü kabûl eyle. İmâm-ı âdile [ya’nî hükûmete], isyân etme. Yeryüzünde fesâd çıkarma. Her zemân Allahı zikr et [ya’nî hâtırla]. Gizli günâhlara gizli tevbe et. Âşikâr günâhlara âşikâr tevbe et!) buyurdu. Abdüllah ibni Ömer diyor ki, bir kimse, Resûlullahdan sordu: Hizmetcimi kaç kerre afv edeyim dedi. Cevâb vermedi. Tekrâr sordu. (Hergün, yetmiş kerre afv et!) buyurdu. Ey Emîrül-mü’minîn! Size hürmetlerimi ve sevgilerimizi arz ediyorum. Şükr ediyorum. Emniyyet ve huzûr içinde olduğumuza ve islâmiyyete yapdığınız hizmetlere, islâmiyyete kuvvet vermenize çok teşekkür ediyorum. Ömrünüzün uzun olmasına, kuvvetinizin artmasına, düşmanlara gâlib gelmenize, talebelerim ile birlikde, gece gündüz, cân-ü gönülden düâ ediyoruz. Kalbden ve uzakdan yapılan düânın kabûl olacağına güvenerek, düâmıza devâm ediyoruz. Devlet ve saltanat güneşiniz, yüksek üfklarda, dâim parlasın! Âmîn."

Ne yazık ki Türk gençliğine bu büyük ecdad tanıtılmıyor, öğretilmiyor.

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz