Gönül ve Kalem Ehli Bir Tarihçi: A.Yılmaz Boyunağa

M. Halistin Kukul 01.08.2011 7542

M
erhum Ahmet Yılmaz Boyunağa ile yirmi beş yıla varan gönül dostluğumuz ve mesaî arkadaşlığımız vardı. Türk fikir hayatına makaleleri, incelemeleri ve târihî romanlarıyla yaptığı hizmet otuz yılı aşan bir süre üniversite gençliğinin yetişmesi için harcadığı hocalık emeğinin bir devamı olarak hâlâ sürüp gitmektedir.

Fikir adamlığının, san’atkârlığın tükenmeyen meyveleridir bunlar. Vefatından sonra yazdığım "Ahmet Yılmaz Boyunağa'nın Ardından"  başlıklı yazımda şöyle demiştim: 

"İmanlıydı. Tevekkül sahibi ve tefekkür ehliydi. Gönül adamıydı. Muhabbetiyle gönülleri ferahlatır; sabrıyla sevgi membaı olurdu. Herkesi, istisnasız herkesi severdi. Allah sevgisi, Peygamber sevgisi, eshab-ı kiram ve ehli beyt sevgisi, vatan ve millet sevgisi, hısım akraba ve aile sevgisi velhasıl bütün insanlığı kucaklayan bir sevgi pınarına sahipti. Tevazuu vazgeçilmez mizacıydı. Nezâketi, şükür bilirliği, dostluğu, güvenirliği, hoşgörüsü, alçak gönüllüğü, bilgisi ve bilgisinden istifâde ettirmesini bilen ender bir şahsiyetti."

Boyunağa'nın eserlerini dört bölüm hâlinde ele alabiliriz. Bunlar:

Târîhî romanlar,
Çocuk hikâyeleri, 
İnceleme eserleri ve ders kitaplarıdır.

Bütün kitaplarındaki hâkim unsur, haliyle bir Türk-İslâm tarihçisi olarak Türk Târihi'dir. Kendisiyle, 1990 yılında, vefatından beş yıl önce yaptığım bir mülakatta târihî roman yazmasının gayesi şöyle açıklamıştı:
 
"Muhakkak ki, her eserin yazılışının bir sebebi ve bir maksadı vardır. Yazar ve şair olarak  bunu siz de pekâlâ bilirsiniz. Benim, adı geçen eserleri yazmamın gayesi, bu sahadaki noksanlığı gidermek olduğu kadar, bilerek veya bilmeyerek yapılan bazı büyük yanlışlıkları düzeltmektir. Öyle târihî romanlarla karşılaştım ki, okuduklarıma inanamadım. Meselâ; bir romanda Derviş Yûnus Emre'miz, bir şövalyenin içki artıkları dolu sofrasında karnını doyuran bir “ozan" şeklinde gösterilmiş ve tanıtılmış. Düşününüz, Yûnus Emre gibi bir evliya bu şekilde gösteriliyor.” 

Yılmaz Boyunağa, gerçekten de  "araştırıcı-romancılık" anlayışıyla yola çıkmaktadır. Bu da, târihî hâdiselerin sapmasını engelleyici ciddî bir unsur olarak ve müsbet yönde atılmış bir adımdır.

Boyunağa,  günlük, gelip geçici heveslere iltifat etmeyen bir fikir adamı ve romancıydı. O’nun bütün maksadı, Türk târihinin iyi ve doğru bilgilerle aktarılmasıydı. Bunun için de çok dikkatli çalışmak gerekiyordu. Kendisi de öyle yaptı.

O’nun târihî romanlarına baktığımız zaman, tıpkı inceleme eserlerinde olduğu gibi pek hacimli kitaplarla karşılaşırız. Bunlar: Hazin Göç, Zafer Rüzgârları,  Endülüs Şahini, Kırık Hançer,  Malazgirt’in Üç Atlısı, Korkusuz Cengâver,  Kan ve Gül, Hint Sularında,  Fetih Sancakları,  Dağıstan Arslanı, Sevgi Öğretmen ve Seyyid Battal Gazi adlı romanlardır.  Bunlardan Seyyid Battal Gazi; 1996 yılında vefatından sonra yayınlanmıştır.

Yılmaz Boyunağa'nın çocuk kitapları da şunlar: Tufan, Ateşteki Gül Bahçesi, Gümüş Kemer Nehirdeki Sandık, Korsan Peşinde, Altın Yapraklar, Prensesin Çilesi, Vahşiler Adasındaki Mâcerâ, Yankılı Kayalar Satıcı Çocuk, Saklı Kent, Denizler Ejderi.

Gerek romanlarında ve gerekse hikâyelerindeki mevzular tamamıyla târihîdir. Üslûbu gerçekten alıp götürücü-sürükleyicidir. Geniş bir hafızaya ve hayal gücüne sahip olan yazarın bu sahada çok okunmasında bu sürükleyiciliğinin, şüphesiz ki payı büyüktür.

Boyunağa'nın inceleme eserleri ise: Tebliğinden Günümüze Kadar İslâm Târihi, Peygamberler Târihi,  Asrı Saadetten Parıltılar, Peygamberimiz ve İlk Müslümanlar, Türklerin Müslüman Ulemaları ve İslama Hizmetleri’dir.

O’nun, Türkiye Târihi ve Genel Tarih adlı iki de ders kitabı bulunmaktadır. Târihî gerçekliğin edebiyata uygulanmasını, insanımıza millî tarihin doğru olarak kavratılmasını gaye edinen Boyunağa, ikinci plâna iter göründüğü bediî (estetik) unsurdan katiyyen mahrum değildi. Bir romancının, hangi şeylere dikkat etmesi gerektiğini gayet iyi bilirdi.

Geçen seneler,  hakikî fikir adamlarını ve sanatkârları eskitemez; aksine, gün geçtikçe onları daha da öne çıkarırlar.

______

Bir Hatıra

Merhum Ahmet yılmaz Boyunağa ile ahiret kardeşi olmuştuk. Bu sebeple bize hep “ahiretlik” diye hitab ederdi. Bir yaz mevsiminde bizleri ziyaret için ailecek memleketimiz Erzincan'a gelmişlerdi. Bizim köye de gittik. Köyümüzün kirazları meşhurdur. Kiraz mevsiminin sonu idi, bütün kirazlar hasad edilmişti. Yüksek dalların ucunda iyice olgunlaşmış, dökülmek üzere olan tek tük kirazlar görülüyordu. Bir bahçenin yanından geçerken, bir ağacın yola sarkmış dalı ucundan üç adet kirazı koparıp, Ahmet Yılmaz Boyunağa abiye uzatarak;

"- Abi bizim köyün kirazlarının tadı pek hoştur, bir tadına bak."
Dedim.

Kirazları eline aldı bir müddet birlikte yürüdük, niçin kirazları yemiyor diye merak ediyordum. İleride, yolumuzun üzerinde bir çeşme görünüyordu, herhalde orada yıkayarak yiyecek diye düşünüyordum. Çeşmeye vardığımızda:
 
"- Ahiretlik bu kirazların sahibini bilmiyoruz izinsiz yememiz uygun olur mu? En iyisi bunları buraya bırakalım kuşlar yesin"
dedi.  

Kirazları çeşmenin üzerine bıraktı. Hâlbuki yola dökülmek üzere olan bir kaç kirazı yemenin mahzuru yoktu. Ayrıca köylülerimiz çok cömerttir, bahçe sahibi mutlaka helal ederdi. Ama Ahmet Yılmaz Boyunağa abi hassastı, merhametliydi, kul hakkından çok korkardı. Bu sebeple sahibinin izini olmadan üç adet kirazı yiyemedi... N. Aydoğan Ünal

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz