Gerçek Bir Dava Adamı: Osman Yüksel Serdengeçti

Muhsin İlyas Subaşı 02.10.2014 5115
O
sman  (Zeki) Yüksel, 1917 yılında Antalya'nın Akseki kazasında dünyaya geldi. Babası, Müftü Ahmet Salim Efendi, annesi Emine Hanım'dır. Osman Yüksel, ilköğreniminden sonra, Ankara Gazi Lisesi'nde okudu. Arkasından, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih —Coğrafya Felsefe Bölümü’ne kaydoldu.

Osman Yüksel'in aileden gelen sağlam kültürü, mânevi değerlere bağlılığı, onun üniversitede tek partili devrin keyfiliğine başkaldırmasına zemin hazırladı. Bunun neticesi olarak da, hareketli bir öğrencilik dönemi başladı: Osman Yüksel, başta Türkocağı olmak üzere devrin milliyetçi kuruluşlarında aktif rol aldı. Nihâyet, , fakültenin son sınıfına geldiği bir sırada, «Bir fakültenin içyüzü» başlıklı yazısı, önceki davranışlarıyla bardağı taşıran son damla olacak ki, fakültenin son sınıfından tardedildi.

Osman Yüksel, dönemin sıkı takibatına rağmen, diliyle ve gönlüyle kendisini adadığı inançları doğrultusunda hiçbir fedakârlıktan kaçınmadı. Nisan 1946'da, Serdengeçti dergisini çıkardı. Böylece, Necip fazıl'ın Büyük Doğu ile başlattığı mücadele, “Serdengeçti” ile güç kazandı. Ne var ki, Osman Yüksel'in aceleci mizacına, heyecanlı çıkışlarına rağmen, yazmadaki ihmali, bu dergiyi sürekli kılamadı. Dergi, 1948'de 4. sayıya, 1951' de 13. sayıya, 1957'de 23. sayıya ulaşabildi. 1960’lı yıllara girdiğimizde dergi son 33. sayısını çıkarmış ve kapanmıştı. Bu arada, “Bağrıyanık” adında bir mizah dergisi teşebbüsü olmuşsa da, bu dergi de ilk sayısını takiben toplatılıp kapatıldığı için devam etmemiştir.

Osman Yüksel Serdengeçti, süreli yayında belli bir istikrara ulaşamamakla beraber, neşrettiği, “Bir Nesli Nasıl Mahvettiler”, “Mabedsiz Şehir”, “Bu Millet Neden Ağlar ve Gülünç Hakikatler” adlı kitaplarıyla, döneminin genç aydınına çok şeyler vermiştir. Milli ve İslami düşüncenin şuurlanma dönemi kabul edebileceğimiz 1950 öncesinde, onun Necip Fazıl'la el ele yürüttüğü, ancak farklı yapılarda ortaya koydukları, ama hedefte birleşen mücadeleleri, bugün her ikisinin de arkasında inanmış bir toplumun oluşmasına zemin hazırladı. Birisi politikanın, öbürü kültür ve sanatın başkentinde. ikisi de aynı doğru için korkunç bir mücadelenin içinde!..

Gördükleri baskıdaki benzerliklere rağmen, Necip Fazıl yalnızca kalem ve yayın plâtformunda kalıyor, öbürüsü ise, politik arenaya çıkmaya niyetleniyor. Sonunda bunu da başarıyor: 1954'de bağımsız milletvekili adaylığından arzuladığını bulamamış olsa da, 11 yıl sonra 1964'te Parlementoda'dır. Üstelik 1950 öncesinin, hatta 1940 yıllarının duygu ve heyecanıyla, o dönemlerin keskin tavrıyla. Çağın mantığına adeta isyan edercesine, kıravat takmadan Meclis'e girmiş ve kıravat takmadan o Meclis'ten ayrılmıştır.

Serdengeçti Serde Kaldı

Osman Yüksel, arayışlar içerisindeki çağımızda, mücadele metodlarını kendince koyan bir insandı. Onun metodları temelde, imana, milli şuura nefes almayı sağlamak için hiddete, espriye ve heyecana dayanıyordu. «Tanrıdağı kadar Türk, Hira dağı kadar Müslümanız» sloganı ona aittir. Hareketlerinin muharrik gücü de buydu: Kendince bir senteze yarma gayreti, bütün ömrünü dolduran tek meselesi olmuştu. Gerek çıkardığı dergide, gerek kitaplarında hep bu düşünceyi savundu. Birini diğerine feda etmeden bu terkip için koşturdu. Hayatı nimetiyle sevmemiş, onun daha çok külfetine talip olmuştur. Peşin hükümle hareket etmemiş, ancak politikanın mili haysiyetimizi zedelemesine karşı da tavizsiz olma gereğini gözardı etmemiştir.

Çevresinin mihneti ve acıları, kader arkadaşıdır: Sevdiklerine şefkatle kucak açarken, düşmanlarına karşı da korkusuz ve sertti. Yürüttüğü mücadelede hep zora talip olmuştur. Kendi boyutlarını aşan yükün altına girişi yüzünden, Serdengeçti'yi sürekli çıkaramamıştır. Çabasındaki hasbiliği, onun, zaman zaman farklı ekipler içerisinde görünmesine yolaçmış; bugün herkesin sevdiği insan olmasına sebep olmuştur. Ben onu, alperenlere benzetirim. Bilmem yanılıyor muyum? Çağımızın sarsıntılarına, bunalımlarına rağmen, kendi olarak kalabilen çok az insandan birisi oluşu, her türlü mihnete, milletimizin iyi bir istikbale ulaşabilmesi için katlanışı onun «alp» liğini, İslam için çırpınışı, günümüzün küfre açılan kapılarını kapayabilmek için her türlü fedakarlığa evvela nefsinden başlaması, «erenler»e benzerliğini ortaya koymaz mı?

Bir avuç insanın bütün insanlığı köleleştirmek için birbiriyle kıyasıya vuruştuğu günümüzde, onun insanı eşya olmaktan kurtarma çabası, elbette teferruat medeniyeti içerisinde boğulup gitmiştir. O, bunun farkında olduğu için, insana kendisini hatırlatmaya çalışmış, yönetenle yönetilen arasındaki mesafeleri ve hesapları ortaya koymak istemiştir.

Şahsi çıkarların nasıl milli hesap kılıfı altında cemiyetin onayından geçirilmeye çalışıldığına ilk dikkati çekenlerdendir. “Bu Millet Neden Ağlar” adlı kitabında hep bu meseleler işlenmiştir. “Mabetsiz Şehir”de de sergilenen bundan farklı şeyler değildir. Kısır iç çekişmelerden doğan büyük yaraların yarınımızı nasıl bir veba gibi kemireceğini gösterirken, insanımızın yanlış bir kadercilik ve tevekkül anlayışından kurtulup kendi meselesinin üzerine gitmesini istemektedir.

Kendisi bayraktardır. Kumandanlığı kim istiyorsa ona bırakacaktır. Yeter ki, bu bayrak yere düşmesin, bu ezan susmasın... Osman Yüksel, “Bir Nesli Nasıl Mahfettiler”de özellikle gençliğin kıyımı ve kıyamını anlatır. Batı tipi insan yetiştirme uğruna Tercüme Odalarından başlayıp parti genel merkezlerine kadar taşınan materyalist zihniyetin çıkmazlarına işaret ederken yalnız değildir.

Ama yine de o, nevi şahsına münhasır bir çelebilikle bu meselelere eğilmektedir. Dâvâ arkadaşlarıyla iç, kontağı devam ederken, yayınlarında hisse hitabı tercih etmektedir. Bu noktada, “Gülünç Hakikatler” bizi güldürürken düşündüren, ayni zamanda kendi problemlerimize çare aramamız zarûretini de önümüze getiren son eseridir.

10 Kasım 1983 günü Hakkın rahmetine kavuştuğu zaman, arkasında kendisini seven bir inanmışlar ordusu bırakmıştır. Kendi neslinin acılarını yüreğine gömerek yaşayan, hayata espri ve kahkaha dağıtan bu gönül adamı için gelecek nesiller elbette daha iyi şeyler söyleyecektir. Ruhu şâd olsun…

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz