Fetih'ten Sonra İstanbul Nasıl Mamur Oldu?

Prof. Dr. M. Halil Yivanç 05.09.2012 5749

Bazı Kiliseler Cami'ye Çevrildi

F
atih Sultan Muhammed Han elli üç gün süren muhasaradan sonra İstanbul'u almıştı. Türkler Hıristiyanlardan aldıkları bütün memleketlerde eski İslâm geleneklerine göre hareket ederdi. Eğer şehir harp ile alınmışsa o şehrin Katedrali Camiye çevrilirdi.

Sulh yolu ile alınan şehirlerde İslâmlarla Hıristiyanlar aralarında anlaşırlar, kiliselerin bazılarını Camiye tahvil ederlerdi. Çünkü, İslâm dinine nazaran Allah ibadetine tahsis edilen bir mabedi harap etmek, tahkir etmek veya başka bir işde kullanmak en büyük günahtı. Bunun için Allah evi yine Allah evi olarak kullanılırdı.

Bu geleneğe dayanarak Türkler başta Ayasofya olmak üzere birçok kiliseleri camiye çevirmişlerdi. Küçük Ayasofya Camii, kariye Camii, Fethiye Camii, Gül Camii, Aksaray kilise Camii, Zeyrek'de iki tane Kilise Camii, Vefa'daki kilise Camii ve Şehzadebaşı'ndaki Kilise Camii bunlar arasındaydı.

Anadolu'dan Türkler yerleştirildi

Fatih Sultan Muhammed Han şehri Türklerle iskân etmek ve dolayısıyla İstanbul’u bir İslâm beldesi yapmak istiyordu. Bunun için her taraftan ahali nakledildi, İstanbul’un ilk ahalisini Bursa, Bolu ve Balıkesir mıntıkasından gelen halk teşkil etmiştir.

Bursa ve Bursa havalisinin asil ve büyük aileleri evlerini İstanbul'a nakle başlamışlardı. Gelenler arasında Veliyüddin Zadeler, Fenârî Zadeler ve Candarlı Zadeler başta bulunuyordu.
Dünyanın en mes'ut insanları sayılması lâzım gelen, elli üç günlük İstanbul muhasarasını seyreden Üsküdar Türklerinin mühim bir kısmı da İstanbul'a geçmişlerdi.

Bundan sonra Anadolu'nun muhtelif yerlerinden İstanbul'a halk gelmeye başlamıştı. Bunlar iskân edildikleri yerlere ekseriya geldikleri yerlerin isimlerini vermişlerdir.
Cide'den gelenler Cide Mahallesini, Konya Çarşambasından gelenler Çarşamba semtini, Karamandan gelenler Karaman Mahallesini ve Aksaray'dan gelenler de Aksaray semtini meydana getirmişlerdir.

Keza, Antalya, Akseki, Elmalı ve Manavgat tarafından da ahali gelmişti. Bunlardan esnaflık ve daha ziyade meyvecilik yaparlardı. Meyvecilerin en mühimleri Manavgatlı oldukları için bunlara Manav denmiştir.

İlk İmar Edilen Semt Fatih

İstanbul'da ilk imar edilen semt, Fatih semtidir. Sebebi de Fatih Sultan Muhammed Han'ın kendi camiini orada yaptırmış olmasıdır. Eskiden beri İstanbul Patriklerinin ikametgâhı olan Havariyun Kilisesi, fetihten sonra, Camiye çevrilmişti. Fatih Sultan Muhammed bu camiyi yıktırıp yerine kendi camiini inşa ettirmiştir.

Bu cami yapıldıktan sonra etrafını Medrese, han, Hamam ve çarşı ile süslediler. İstanbul'a gelen Müslümanlar da bu camiin etrafına yavaş yerleşmeye başladılar. Medresesi, hanı, hamamı ve çarşısı halkın ihtiyaçlarını karşılamağa kâfi geliyordu. Bu şekilde Müslüman Fatih semti doğmuş ve genişlemeğe başlamıştı. Daha sonra Fatih Sultan Muhammed Han Camiye çevrilen Ayasofya’nın yanında bir medrese inşa ettirmiştir. Bu medrese akli ilimlere, bilhassa Riyaziyet tedrisine, tahsis edilmişti.

Şehrin diğer kısımlarını da imar etmek için boş mıntıkaları Vezirlerine tahsis etti. İstanbul'un imarında büyük hisseleri bulunan bu vezirler kendilerine tahsis edilen yerlerde faaliyete geçmişlerdir.

Bunlardan Mahmut Paşa kendisine verilen semtte hayratını yani Camisini, medresesini ve hamamını inşa ettirmişti. Bu yapılanlara varidat temin etmek için de Mahmut Paşa çarşısını yaptırıp, vakfetmişti.

Gedik Ahmet Paşa kendi adını taşıyan semtte imaretini husule getirdi.
Nişancı Paşa bu günkü Nişancı semtinde bir cami yaptırdı.
Vezir Rum Mehmet Paşa Üsküdar'da bir medrese ve bir imaret inşa ettirdi.
Diğer ulema da ayni şekilde cami ve medreseler yaptırarak kendi adlarına mahalleler ve semtler meydana getirdiler. Molla Zeyrek, Hızır Çelebi ve Molla Gürânî semtleri bu şekilde meydana gelmiştir. Bu meyanda Hazreti Halid bin Eyyub el Ensarî'nin mezarı bulunmuş ve Eyüb'deki türbesi inşa ettirilmiştir.

Görülüyor ki İstanbul'un büyük ve mühim semtlerinden olan Mahmutpaşa, Gedikpaşa, Molla Gürani ve Zeyrek gibi yerler o zamanın paşaları ve uleması tarafından kurulmuştur. Buralar zaman geçtikçe genişlemiş ve bu günkü duruma gelmiştir.

Mahmutpaşa gibi İstanbul'un ticarî hayatında mühim bir yer işgal eden çok hareketli bir semt Fatih sultan Muhammed devrinin hediyesidir.

Sultan II. Bayazıt İmar ile Birlikte İlme de Büyük Önem Verdi

Sultan II. Beyazıt zamanında da şehirde büyük imar hareketleri olmuştur. Padişahın belli başlı en büyük eseri Beyazıt Camii, hamamı, medresesi, kütüphanesi ve imaretidir. Hamamı, medresesi, kütüphanesi ve imaretidir. Bunların masraflarını karşılamak ve varidat temin etmek için de Kapalı Çarşıyı inşa ettirmiştir. Beyazıt camiinin en büyük vakfı Mora'da Koron ve Modon şehirlerinde te'sis edilmiştir.

Sultan ikinci Beyazıt, aynı zamanda, İstanbul'u bir ilim merkezi yapmaya çalışmıştı. Bunun için de her diyardan bilhassa İran’dan, Türkistan’dan, Mısırdan ve Suriye'den âlimler davet etti. Birçok kitaplar getirterek onları tercüme ettirdi. Nitekim Beyazıt meydanındaki şimdiki Belediye Kütüphanesinin olduğu Beyazıt Medresesi İstanbul'un en yüksek medresesi idi. Şeyhülislâmlar buranın tabiî müderrisi addolunurdu.

Sultan ikinci Beyazıt'ın Vezirleri de İstanbul'da çok eserler yaptırmışlar ve şehrin imârına büyük hizmetlerde bulunmuşlardı.

Bunlardan birisi Vezir-i Azam Davud Paşadır. Bu gün kendi ismiyle yadedilen semtte Cami, medrese ve mescit yaptırmıştır.
Mesih Paşa keza kendi semtinde cami ve medrese yaptırmıştır.
Hadım Ali Paşa, Divan yolundaki Camisini, medresesini, imaretini yaptırmış ve şehre su getirmiştir.
İskender Paşa Galata Mevlevi hanesini ve İstanbul tarafından da bir mescit yapmıştır.
Derviş Mustafa Paşa bir mescit, bir hamam, bir tekke yaptırmış ve şehre su getirmiştir.
Vezir-i Azam Koca Mustafa Paşa kendi semtindeki Camiyi, medreseyi ve imareti inşa ettirdi.
Mahmut paşa çarşısından sonra Kapalı çarşının yapılması İstanbul'u ikinci büyük Pazar yerine kavuşturdu.
Yine, Sultan ikinci Beyazıt devrinin en mühim eserlerinden biri de Beyazıt hamamıdır. Beyazıt Camiinin inşaası sırasında işçiler, her sabah bu hamamda yıkanır, işe ondan sonra başlarlardı.

En Büyük Faaliyet Kanuni Devrinde

Kanuni Sultan Süleyman evvelâ Şehzade Mehmet'in hatırasına izafeten Şehzadebaşı'ndaki Şehzade Mehmet'in hatırasına izafeten Şehzadebaşı'ndaki Şehzade Camiini yaptırdı. Sonra da ölen diğer Şehzadesi Cihangir için Cihangir Camiini inşa ettirdi. Bu suretle Cihangir semti bir İslâm Mahallesi olmaya başlamıştı.

Büyük Padişah kanuni Sultan Süleyman babası Yavuz Sultan Selim'in hatırasına hürmeten Sultan selim Camiini, medresesini ve türbesini yaptırmıştır. Bu imaratın etrafında da Sultan Selim semti meydana gelmiştir. Bundan sonra Sultanahmet meydanındaki sadrazam İbrahim Paşam sarayı yapılmıştır, Padişah ekseriya bu saraya gelir kendisi için yapılmış olan yerde merasimleri ve düğünleri seyrederdi.

Kanuni Sultan Süleyman asıl en büyük imarı Süleymaniye Camii, medrese, hamam ve etrafındaki muazzam teşkilâttır. Buranın alt tarafına çarşılar yapılmış ve muhtelif mahalleler meydana gelmiştir.

Buralara, ispanyadan gelen Müslüman muhacirler iskân ettirilmişti. Bu Arap muhacirler, etrafı uçurumlara muhat olan Süleymaniye manzumesini bir kale addediyorlardı. Bu sebeple de kendi oturdukları yere "Tahtel Kale" yani kale altı diyorlardı. Sonraları bu söz halkın ağzında Tahtakale gibi gülünç bir şekil almıştır. Zira malûmdur ki tahtadan kale olmaz.

Bundan başka ispanya'dan gelen bu Arapların Arapçaları gayet bozuktu ve Lâtin aksanıyla konuşuyorlardı. Bunun içindir ki, bozuk Arapça'ya Tahtakale Arapçası demek moda olmuştu, işte Süleymaniye ve Tahtakale semtleri bu suretle meydana gelmişti.

Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı ve Rüstem Paşanın zevcesi olan Mihrimah Sultan Edirnekapı'daki zevcesi olan Mihrimah Sultan Camiini ve medresesini yaptırdı.
Haseki Hürrem Sultan da Haseki hastanesini ve imaretini yaptı.
Kanuni devrinin vezirlerine gelince, hemen hepsi de eserler yaptırmışlardı.
Meşhur vezir Kasım Paşa kendi adıyla anılan semtte hayratını yaptırdı.
Hüsrev Paşa Sarıgüzelde, Ayazpaşa Ayazpaşa semtinde,
Rüstem Paşa kendi semtindeki Camii ve medreseyi yaptırmıştır.
Sadrazam Ahmet Paşa biri Dizdariye'de ve diğeri Azapkapı'da iki cami yaptırmıştır.
Bu vezirlerin bir kısmı da Üsküdar tarafında binalar yaptırmıştır.


İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz