Esma-i Hüsna ve Alperenlik

Ahmet Kabaklı 26.01.2013 3997

Niçin Yükseldik?

E
smâ-i Hüsnâ, yani Allah'ın isimleri, yâni Kur'ân'ın âyetleri yani Peygamberin fiilleriyle sözleridir. Türk seçkinlerinin de Alp-erenlik mefkuresi olmuştur. Dinde, tasavvufta, edebiyatta, askerlikte, eğitimde, orduda, devlette Türklerin bütün varlığı Alp-erenlik yoluyla Hazreti Muhammed'e, O'nun getirdiği Kitab'a, O'nun "Ekber" olan ve kendinden başkası mevcut olmayan Allah'ına bağlandı.

Asırlar boyu, ma'na-madde muvazenesi içindeki fetihlerimizi, "Ezân-ı Muhammedi" kadar genişleyen devletimizi, ölçülü dindarlık, derin tasavvuf ve dünya felsefemizi, yiğitliğe ve dervişliğe dayalı ahlâkımızı biz böyle seferler üstünde sürdürdük. Alp-erenlik ülküsü gereğince, herşey Allah içindi. Ona hizmet ise, sadece Türk devleti eliyle sağlanıyordu. O devletin, "Kızıl Elma" ya dönük gayesi: “İlâ-yı Kelimetullah” yani Allah'ın adını yükseltmekti. “Ben, sen yoktuk: Allah vardı.” Fertler de, devlet de, ordu da, camiler, dergâhlar, sanatlar ve bütün teşkilatlar da yalnız o gaye ile çalışarak dünyaya hükmederlerdi. Öylesine ki Avrupa, Türk'ün bu yenilmezliği karşısında şaşkındı. 1300'lerden 1800'lere kadar 500 sene, Batılı bilginler, tarihçiler, kilise adamları, “Türk'ün yenilmezliğinin sırını" araştırdılar.

Vardıkları sonuç:

Bir kumandan, bir asker, bir lider, bir vezir, bir sultan ki “şehitlik” denilen mertebeyi, dünyanın bütün yaşayış, saltanat, tahakküm, lezzet ve zevklerine üstün tutuyor. Onların teşkil ettiği millet, asla yenilemez. O halde Türklerle harp etmeğe kalkmak cinnettir.

Dikkat edilirse, onların bahsettikleri şey Alp-eren inancı, Alp-eren felsefesi, Alp-eren hayatıdır. Nitekim, 18. asra kadar onunla vuruşmayı göze alamayınca, onu içerden çürütmenin çarelerini aramış ve bulmuşlardır. Önce Alp-eren felsefemizi yenmiş, sonra bizi üst üste mağlûp ederek Rumeli (Avrupa) topraklarımızdan kovmuş... Diğer bütün vatan bölümlerimizi almışlardır. Sonra bütün kudret, cesaret ve inancımızı çökerterek bizi kültür sömürgesi yapmışlardır.

Neden Düştük?

Demek ki, yeniliş ve küçülüşümüzün temelinde, bizim Allah, Kur'ân, Hazreti Muhammed... Alp-eren ülkülerimizden koparak gaflete düşmemizin resmi vardır. Önce ma'na-madde; ahret-dünya dengesini, (17. yüzyıldan beri) madde ve dünyayı ihmal ederek ilme terakkiye aldırmayarak, madde aleyhine bozmuşuzdur.

100 yıldan beri ise, Kur'ân ve manayı horlayarak, sağ kanadımızı kırmışızdır. İki kanatla uçması gereken Alp-eren kartalımız, böylece uçma kabiliyetini yitirmiş ve her iki kanattan yoksun, kötürüm kalmıştır.

Alp-erenliğe, yani millî değerlerimizin hepsine, yani Esmâ-i Hüsnâ'ya dönebilmemiz için, 1919-1924 yıllarında bir ümit, bir imkân, bir uyanış belirdi. Yüz yıllık gaflet, sona ermiş gibiydi. Batı medeniyeti dedikleri şeyin "tek dişi kalmış canavar" olduğu anlaşılmıştı. Ankara'da kurulan hür Meclis, Padişahı, Hilâfeti kayırarak, dünya İslâm birliğini, Avrupa'nın karşısına dikecekti. Herşey İslâmiyet-Türklük-Hürriyet içinde gelişip, Türkiye eski büyük varlığına dönecekti.
İngiliz ve Fransız'ın kuzeydoğudan, harîm-i ismetimize soktuğu Ermeni Taşnak çeteleri ta can evlerine kadar kovalandılar. Avrupa'nın, Batı'dan soktuğu Yunanlı, zulümlerinin kahrını Ege Denizi'nde boğularak ödedi. Son Alp-erenlerin büyük zaferi işte kazanılmıştı. Avrupa, yeniden yükselen Hilâl ile yenilmezliğini son defa ilân eden Oğuz kavminin karşısında tekrar diz çökmeye hazırlanıyordu.

Kur'ân Horlandı

Heyhat! Ne olduysa oldu! Hangi alçaklık şırıngası vurulduysa vuruldu: Türkiye'yi ele geçiren kuvvetin beyninde yeniden Batı kanseri belirdi, imân savaşıyla kazandığımız her şey, pazara çıkarıldı. Alp-erenlik mefkuresi, dünya malına ve düşmanın saltanat vaatlerine boğduruldu. Pazarlık korkunçtu: Batı uşağı bir çıkarcılar hizbinin saltanatına evet demek için, bizim bütün kültür ve imânımızdan koparılmamız isteniyordu. 

Devleti ele geçirenlerle pazarlığı yapanlar aynı kişilerdi. Bin yıllık medeniyetimizin mahvedilerek ilgasına, Padişah'ın kovulmasına. Hilâfetin sınırdışı edilmesine, hattâ Kur ân’ın yasaklanıp çiğnenmesine onlar karar veriyor, bize de şiddetle "dikte" ediyorlardı. Direnen ilk Türkiye Büyük Millet Meclisini kapatmışlardı.

Mukaddeslerimiz, alfabemiz, dilimiz, takvimimiz, ibadetlerimiz, Kitabımız, bayrağımız, devletimiz, mûsıkimiz ve her sanatımız, velhasıl bizi Türk-İslâm yapan ne varsa, hepsi ingiliz'in emriyle ve içimizdeki şeytanın firavun elleri ile yok ediliyordu. Kur'ân horlanıyordu; Allah'ın Kitabı'na, Peygamberine dil uzatılıyordu.

Vatanımız düşmanlarca işgal edildiği zaman, biz, İstanbul'dan, İzmir'den, Erzurum'dan, Trakya'dan Anadolu'yu kurtarmaya koştuk. Elimizde Kur'ânla, dilimizde Peygamberle, gücümüzü tarihimizden, devletimizden, Hilâfet'imizden, vatan sevgimizden alarak koştuk. Hutbelerle, "Misâk-ı Milli” lerle, ilâhîlerle, Tekbirlerle büyük cihadı başardık. Ama kör nefis erbabı ham ervahlar bizi aldattılar. Bir tek parti ve hizip adına, sözde Cumhuriyet'i kurar kurmaz, ilkin Meclis ve memleketteki Alp-erenleri ipe çektiler. Hemen ardından Hilâfeti, onun, 1400 yıl mukaddes cihad yaptığı Hıristiyan ülkelerin merhametlerine, aç bîilâç sürdüler.

Sonra, İslâm'a karşı inanılmaz düşmanlıkla, Kuran yasaklandı. Kur'ân harflerini kaldırıp, onun okuması zorlaştırıldı. Muhammed Ezânı'nı, kekre, böğürgen, anlamsız bir söylev haline koydular. Yani kısacası; Esmâ-i Hüsnâ, Kur'ân-ı Kerîm, Hazreti Muhammed, Alp-erenlik adına yaptığımız İstiklâl Harbînin sonuçlarını, bizi ayakta tutan mukaddes kavramlarla, kıyasıya savaşa çevirdiler. Kendi kişiliğini teşkil eden imân ve irfanına Haçlı savaşı açan tek millet biz olduk dünyada. Halbuki bu bayağılığa hiç de lâyık değildik.

Ara  sıra soruluyor: “Biz neden iflah olmuyoruz? Başımız, niçin dertten kurtulmuyor?" Bunun cevabı acıdır. Çükü, bizleri, bizim adımıza öz imanımıza, öz dinimize, öz tarihimize… kısacası bizi yaşatıp bugüne getiren “ocağa” ihanet etmişlerdir. Türk gençleri bu bahtsızlıktan ancak Alp-eren mefküresi ile kurtulacaklardır.


 

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz